Karacaoğlan’ın o ünlü şiiriyle başlayalım:
“İncecikten bir kar yağar/ Tozar Elif Elif diye,
Deli gönül abdal olmuş/ Gezer Elif Elif diye.”
Mevsimlerin semazen gibi dönmesi ne hoş, hayatın bütün yüzünü gösteriyor. Kış geliyor, kar yağıyor ve her kar taneciği Elif Elif yeryüzüne iniyor. Elif bir çizgidir, dik ve vakur. Arap alfabesinin de ilk harfidir. Allah ismi onunla başlar ve bütün harfler de onun kıvrımlarıyla meydana gelir. Hayatı bir mantı gibi bürüyendir, Elif; bundandır ki sevgilidir ve gönül ona hayrandır.
“Karın yağdığını görünce/ kar tutan toprağı anlayacaksın.
Toprakta bir karış karı görünce/ Kar içinde yanan karı anlayacaksın.” (Sezai KARAKOÇ)
Üstad Karakoç’un medeniyet sevdasıyla yanan gönlü gibi, kar içinde yanan karı anlamak için medeniyet sevdalısı olmak gerekir.
Yahya Kemal ne güzel söyler bunu:
“Bin yıldan uzun bir gecenin bestesidir bu/ Bin yıl sürecek zannedilen kar sesidir bu.
Bir erganun ahengi yayılmakta derinden/ Duydumsa da zevk almadım İslav kederinden.
Sandım ki uzaklaştı yağan kar ve karanlık/ Uykumda bütün bir gece körfezdeyim artık.”
Köyümüze, şehrimize yağan kar başkadır; mazinin tüm ihtişamını taşıyarak gelir. Çocuklar kendi kültürlerini kara kazırlar. Evlerin içinde anlatılan masallar, hikâyeler atalarımızın derin nefeslerini ocağımıza taşır. Neşemiz ve kederimiz bizi yansıtır; türkülerimizde, tekerlemelerimizde, manilerimizde, atasözlerimizde… kültür pınarlarımız akar durur ve biz o pınardan içerek büyürüz.
“Üflenen bir mum gibi söndü koskocaman ışıklar
Ve şehir kör bir insan gibi kaldı,
Altında yağan karın.” (Nazım HİKMET)
Rus steplerinde, Sibirya soğuklarında karların içinde son demlerini yaşasa da Nazım, hep kendi ülkesinde yağan karın hasretini içinde adamlaştırmıştır. Karların arasında zaman zaman yüzünü gösteren güneş gibi, memleketi, çocukluğu iç dünyasında yüzünü gösterdikçe Nazım’ın içine hüzünlü memleket güneşleri doğmuştur.
“Bir beyaz lerze, bir dumanlı uçuş/ Eşini gaip eyleyen bir kuş gibi karlar…
Geçen eyyam-ı nevbaharı arar………
Şimdi boş kaldı serteser yuvalar/ Yuvalarda yetimi bi-efgan
Son kalan mai tüyleri kovalar/ karlar…” (Cenap ŞAHABETTİN)
İnleyen karın sesi hüzünlüdür; sadece o anı yaşatmaz, bütün bir ömrün kışlarını da beraberinde getirir. Sevgililerin ayrı düşmeleri gibi, eşini kaybeden kuşların adeta hüznü yağar. Yuvalarda yavruların figanları, sanki kar olup yeryüzünü bürümektedir.
Kendi beytimi de eklemem gerek:
Çatılarda kar, yerde, yollarda, dallarda kar/ Karın günahları örten bir özelliği var.
Bir beyaz örtüdür, kar; bütün çirkefleri, pislikleri örter. Yukarıdan gelmiştir, uludur ve kendine yakışanı yapar; örter, bağışlar. Evet, yukarıdan gelmiştir, ama ummanlardan damlacıklar halinde yükselmiştir, güneşe tutunarak.
Güneş yüzlülere tutunanlar, elif elif yere yağar ve örter çirkinlikleri. Yükselemeyenlerin kar gibi beyazlıkla çirkinlikleri örtmeleri nasıl mümkün olsun? Onlar yağamazlar ki!
Her mevsimin bir çocuğu var. Kışın kar. Ya seninki?
Ali bey sizin zamanınızı alıyorsam çok özür diliyorum.Yine sizin ''Madem ölüm var, özgürlük yoktur'' başlıklı yazınızı okumuştum.O dönem bu yazı benim için sadece güzel bir yazı idi.Eşimi kaybettikten sonra ilk defe dün siteye girdim ve sizin ''Kar İnlemeleri ' başlıklı yazınızı okudum.İşte bu iki yazı sanki birbirini tamamladı.Benim için bu iki yazı artık anlatılması çok zor olan duygularımı ortaya çıkardı.Sadece paylaşmak için yazdım. TEŞEKKÜRLER.
Teşekkürler Ali bey.Hüznümü paylaştığınız için.saygılar
Her kar yağışında bir hüzün kaplar içimizi bir başka baharda dirilme var herkese ölüm gelmedi ki bahar gelsin .önce kış mevsimi geliyor sonra bahar kış ölüm ilkbahar ise dirilme ama henüz herkese kış (ölüm)mevsimi gelmediğinden dirilmiyoruz yoksa her mevsimde bize tekrar dirileceğimiz gösteriliyor akşam güneşin batması sabah doğması; akşam uyku ölüm, sabah uyanmamız tekrar dirilişe işarettir . Duygusallaşaksada bir başka aleme gideceğiz burası asıl vatan değil.
"çıktım vatandan gurbete
düştüm belayı mihnete
dayanılmaz bu hasrete
va hasreta va fırkata."O. Hulusi Ateş Darendeli
"Bütün sıkıntımız ALLAH ile aramızda perde olan bu dünyaya getirilişimizdir .ONA kavuşunca bu sıkıntılar biter ."cuneydi bağdadi misak nazariyesi.
Ali bey çok güzel bir yazı yazdınız. 1950 den önce kar siyah renkte ve aykırı yağarmış. Bu çok önemli noktayı nasıl atladınız doğrusu hayret ettim.
Şebnem Hanım, kimsenin yorumuna cevap vermek gibi bir alışkanlığım yoktur; hiçbir neden gözetmeden. Fakat sizin hüznünüzü paylaşmak istedim. Ölümü öldüremeyenlerin bütün hayatları problem olur. Hayatın bir hayalden farkı yok aslında. Gerçek hayatın burada olmadığını bilenler için ayrılık bir ölüm değil, olmaktır. Size sabir diliyor, Mutlak Sevgili'nin bütün hayatınızda hep yanınızda olmasını diliyorum.
Makaleniz çok güzel olmuş.kaleminize ve yüreğinize sağlık.Benimde yarimin,sevgili eşimin üzerine karlar yağdı.Onu 5 ay oldu kaybedeli sizinde yazdığınız gibi '' her düşen kar taneciği İnleyen karın sesi hüzünlüdür; sadece o anı yaşatmaz, bütün bir ömrün kışlarını da beraberinde getirir. Sevgililerin ayrı düşmeleri gibi, eşini kaybeden kuşların adeta hüznü yağar. Yuvalarda yavruların figanları, sanki kar olup yeryüzünü bürümektedir.'' her yağan kar taneciği de ondan ayrı düşen yüreğimin üzerine yağıyor.sevgiler saygılar