• BIST 73.929
  • Altın 132,168
  • Dolar 3,5237
  • Euro 3,7703
  • Rize 8 °C
  • İstanbul 9 °C
  • Ankara 3 °C
  • Trabzon 7 °C
  • Samsun 5 °C

KİBİR VEYA RİYA DENEN İLLET

Seyfullah FIRAT

Biz her şeyden önce bir insan olarak yaratıldığımızı ve kul olduğumuzu biliyoruz. Biz kul olduğumuzu bildiğimiz gibi aynı zamanda kendimizi yine kendimize dahi emanet edemeyecek kadar da aciz veya korumaya muhtaç bir varlık olduğumuzun da idraki içerisindeyiz.

Bundan dolayıdır ki, hem bu dünya hayatımız hem de ebedi hayatımız için her şeyin gerçek sahibi olan yüce kudrete sığınmaya ihtiyacımızın olduğuna inanmışız ve ona teslim olmuşuz.

Sığınacağımız tek adres Kuran ve onun peygamberidir. Kuranı ve peygamberi eğitim vermeyen hiçbir cemaatle veya takviye eğitim kurumu diye tabir edilen ve birbirleriyle hizmette yarış adı altında adeta savaşan çeşitli kenar adreslerle asla işimiz olmaz.

İçinde yaşamakta olduğumuz zaman kesitinde dini konularda eğitim veren yüzlerce cemaat ve bir o kadar da çeşitli adlar altında değişik tarikatlar vardır. Hepsinin hedefinde insan var ve hepsinin görünürdeki gayesi de iyi insan yetiştirmektir.

Durum bu olmasına rağmen inanan insanlar darmadağın durmakta ve birbirlerine zıt haller içerisinde bulunmaktadırlar. Kuranı eğitimin olduğu bir ortamda insanları ayrı düşmesi düşünülemez bile. Yeter ki Kuranı eğitimin teknik ve yöntemlerine sadakatle uyulsun.

Eğer bir yerlerde dini eğitim ve terbiye veriliyor deniyorsa ve bu bir yerlere mensup insanlar daha sonra ümmet potasında gönül ve inanç birliği tesis edemiyorsa oralarda bir yerlerde bir arıza veya bir maraz var demektir.

İnanan insanlar olarak her dertlendiğimizde, her sıkıntımızda, her çeşit açmaz ve çıkmazımızda sığındığımız tek kapı İslam kapısıdır. Onun kapısından başka sığınılabilecek bir kapı yoktur ve ne yazık ki, başka kapılarda pinekleyenler boşuna o kapılarda beklemektedirler.

Biz günahlarımızın büyüklüğünden korktuğumuzdan daha çok her şeyin gerçek sahibinin sonsuz merhametine güveniriz. Günahımız büyüktür deme yerine, bizim Allah’ımız büyüktür, o affedicidir, onun merhameti sonsuzdur diyerek onun kapısına sığınırız.

Biz bir kul olarak bize o kapıyı gösterenlerin ayaklarının tozu olmanın yarışındayız. Bütün dua veya dileklerimiz hep o kapının rotası üzerinde olmaya yöneliktir.

Hiçbir insan günahsız ve hatasız bir melek olmadığı gibi asla şeytanda değildir. Hepimiz doğumla ölüm, doğruyla yanlış, sevapla günah arasında ki köprü üzerinde bir sağa bir sola yalpalayarak hakka doğru yürümekteyiz.

Günahla sevap, helalle haram, yanlışla doğru, makbul olanla makbul olmayan arasında bir sarkaç topu gibi sallanan bizler elbette ilk vazifemiz olarak sevaplarımızın şükrünü, günahlarımızın de tövbesini yapmak olmalıdır.

Hiçbir halis mümin inanmışlığının, gençlik gücünün, bir şeyler bilmişliğinin kibrini yapamaz veya bu üstünlüklerinden dolayı da kimselere çalım satamaz. Bu değerlerin veya nimetlerin şükrünü yapma yerine kibrini yapma illetine düşenleri bizler içi başka dışı daha başka olan kimseler olarak tanımlıyoruz.

Biz koca bir ömür hakka doğru koştuk ve henüz bir adım dahi ileri gidemedik diye dövünüp dururken, gerimizden gelen bazılarının alaylı tavırlarıyla karşımıza geçip, kendilerinin bu zor olan yolu bitirip son durağa geldiklerini ima eder türden ifade ve beden dili takınmaları karşısında ürpermeden edemiyorum.

Nice Allah dostları sabahlara kadar gözyaşı akıtıp af ve mağfiret dilerken, sinek kadar haddi olmayanların kendilerine cennet pasaportu vermelerine şaşırmanın çok ötesinde bambaşka duygular yaşar oluyoruz.

Aklımız ve izanımız almıyor veya bu insanları anlamakta bizim irademiz yetmiyor. Adam dindar diye çalım satıyor ve diğer bir yandan da, kan akıtan, insan canına kıyan, ırkçılığın daniskasını yapan soysuzlar takımına her türlü desteği veriyor.

Sözüm ona aynı kişiler veya çevreler dağda ki eşkıya bozuntusuna merhametle veya insanı duygularla yaklaşırken, Türk subayına sıra gelince bütün salyalarını kusmaktan da geri durmuyor.

Bu kafaya sorarsanız bu kafa dindarmış veya cennete peşin bilet alanlardanmış. Bu din hokkabazlarının etrafında pervane olan birde bir sürü kandırılmış zavallıyı görünce de “hadi be oradan” demekten de kendimizi alamıyoruz.

Kibir veya riya denen illetten uzak durmak, olduğumuz gibi görünmek, sahip olduğumuz artılarımızın şükrünü, eksilerimizin de tövbesini yapmak bize yakışan en doğru davranış biçimi olsa gerek. İnşallah bu illetlere yakalanmadan hayat yolculuğumuz devam eder.

Kim ne derse desin, her kim ne söylerse söylesin. İnanan insanların en önemli meselesi vahdet yani birlik meselesidir. Birliğimizin önünde ki en büyük engel bugünlerde revaçta olduğu gibi ihlasla başlayıp finansla biten çarpık cemaat anlayışıdır.

Çünkü hiçbir cemaat bugün hakkıyla kuranı eğitim vermemektedir. Her cemaat kendi cemaat liderinin eserleri ve yöntemleriyle eğitim yapmaktadır. Bu sebeple de Kuran ve onun peygamberine uzak düşülmekte ve bir birbirinin zıddı yapılanmalar ortaya çıkmaktadır.

Müslümanların birliğini tesis edecek her türlü samimi gayretin yanında, inanan insanları başkalarına kullaştıran ve silikleştirip donuklaştıran anlayış ve yaklaşımların da karşısındayız.

İslami kurtaracağım iddiasıyla ortalara çıkıp kibre boğulanlardan uzak durarak, İslam’la ben kurtulmalıyım diyenlerin yanında yerimizi alarak hizmet ve gayretlerimize devam etmeliyiz.

Kibirden veya riyadan uzak bir şekilde yalnız Allah rızası için hizmet meşalesi yakanlara saygımız ve dualarımız sonsuzdur. Bu vesileyle de cümle okuyucularımızın mübarek Ramazan Bayramlarını en içten duygularla tebrik ediyorum.

  • Yorumlar 6
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 474 76 40