• BIST 104.123
  • Altın 145,809
  • Dolar 3,4910
  • Euro 4,1702
  • Rize 22 °C
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 12 °C
  • Trabzon 22 °C
  • Samsun 22 °C

Köy enstitüleri kapatıldı, İHL'ler kapanmasın!

Osman KAYA

ÖZ VATANINDA PARYA
ÖZYURDUNDA BİR GARİP
NE İSTERLER SENDEN BİLEMEM
EY MAZLUM İMAM HATİP

Bu ülke kayıp nesiller ülkesi.
Nice civanlar kayboldu sağ sol denen kurmaca çatışmada.
Bunlar siyasi yolla kaybedilen değerlerimiz.
Ya Ekonomideki yanlış tercihler yüzünden heba olan nesiller?
Ve en acısı eğitim ile ilgili yapılan yanlış tercihler yüzünden kaybolan nesiller.
İlköğretim, orta öğretim, yüksek öğretim, yüksek lisans ve doktora eğitimi.
Yaygın eğitim. Mesleki eğitim. Bütün bu ve buna benzer eğitim aşamaları alabildiğine sorunlarla dolu
Türk Eğitim Sistemi, Eğitim programları, ders araç gereçleri, eğitim yönetimi ile teftiş ve denetleme ciddi sorunlar yumağı halinde karşımıza çıkıyor hepimizin.

Hiç unutmam…
Meslek hayatımın ilk yılında ev taşımanın getirdiği yorgunlukla ertesi gün bir miktar geç kaldığım için okul müdürünün okulun giriş kapısında bekleyip beni vatan hainliğiyle itham etmesi hala kulaklarımda yankılanır.

Bu müdür daha sonra yolsuzluktan defalarca soruşturma geçirdi. Ceza alacakken siyasi ve bürokratik destekle paçayı kurtardı.

Yine meslek hayatımda eğitim denetçileri ile ilgili bir anım var ki hatırladıkça gülerim.
İstanbul’da görev yaparken rutin denetlemeyi yapmak için bakanlık müfettişleri gelir. Bütün öğretmenler denetimden geçer. Bana gelen müfettiş planlarıma, zümreme, yazılı değerlendirmelerime yönelik bir dizi önerilerde bulunduktan sonra finali şöyle yapar:
“Öğretmenim biraz çağdaş ol, zümrende ‘felsefi’ sözcüğünü çokça kullanıyorsun. ‘Felsefi’ değil’ ‘felsefel’.
Okulumuzun fizikçisi ise resmen çocuk gibi azarlanmıştı bu denetim esnasında.

Hele en enteresanı şuydu: Okulumuzda iki İngilizce öğretmeni mevcuttu.
Bunlardan biri yaptığı çalışmalar arasında ‘İngilizce Atatürk Köşesi’ göstermişti kendisini denetleyen müfettişe.
Müfettiş : ‘Ne işin var bunlarla, okulun inkılâp tarihi öğretmeni yok mu? O yapsın, sen kendi işine bak’ diyerek bir güzel haşladı İngilizceciyi.
Daha sonra ikinci İngilizce öğretmeni denetlenirken bu sefer ondan ‘neden, İngilizce Atatürk Köşesi hazırlamadığı’ sorulur. Ve azarlanır.
İngilizce öğretmeni şunu sorar çekinerek:
‘Sayın müfettişim, daha önce denetlediğiniz zümremi Atatürk köşesi hazırladığından dolayı azarladınız . Beni de köşeyi hazırlamadığımdan dolayı neden azarlıyorsunuz?’

Müfettişin cevabi sözleri yüzyıllar boyu süren ve günümüzde de devam eden, ülkemizdeki idari yapının temel felsefesini özetler gibiydi:
‘Fazla konuşma. Noktayı koy. Bağırırım tabi. Müfettiş bağıran adamdır.’

Katılmış olduğum bir etkinlikte, mezun olduğum fakülteden tanıdığım, sonradan MEB müsteşarlığı da yapan bir öğretim görevlisinin Türk Eğitim Sistemi ile ilgili uzun bir konuşmasının arasına serpiştirdiği şu cümle ne kadar da anlamlıdır: “Bu ülke FİİLEN İŞGAL altında olsa, işgal güçleri bir eğitim sistemi dayatsalar ancak bu kadar yanlış ve zararlı bir eğitim sistemi getirebilirlerdi.”

***

Bu ülkede ne kadar olumlu ve faydalı bir gelişme varsa hep baskı altına alınmış ve yok edilmiştir. Dünya çapında büyük bilginimiz Prof. Oktay Sinanoğlu’ndan tutun, Prof. Gazi Yaşargil’e, Prof. Çiğdem Kağıtçıbaşı’ndan Prof. Muzaffer Şerif’e, Prof Ali Fuat Başgil’den Nazım Hikmet’e, Necip Fazıl’a Mehmet Akif’e ve daha nicelerine kadar hep bu süreç işletilmiş ve nice değerler acımasızca yok edilmiştir.

Harcanan değerler, harcanırken sürekli aktörler değiştirilmiş ama yaratılan kamplaşmalar sürekli devam etmiştir.

***

Bu ülkede Köy Enstitüleri kurulmuş ve gelip geçmiştir.
Bu ülkeye çok şeyler vermiştir, bu eğitim yuvalarından mezun olanlar. Bu ülke adam gibi idealist öğretmenler görmüştür bu okullar sayesinde.

Köylü bozuk radyosunu kapmış, hasta çocuğunu kapmış, getirmiştir öğretmeninin yanına. O öğretmenler ki gün olmuş tarla kazmış, gün olmuş, inşaatlarda çalışmış, kimi yüzyıllık kan davalarını sona erdirmiştir. Fakat kapatılmıştır bu eğitim yuvaları, gerçekte fındıkkabuğunu doldurmayan mazeretlerle.

Din adına yapılmıştır bu kapatma, ya da vatanperver refleksler adına yapıldığı iddia edilmiştir bu iş hakkında ama işin aslı başkadır.

İşin aslı Türkiye Halkının aydınlanması ve bu yolla güçlü bir ülke olmasının önüne geçmektir.

***

Bu ülke bir de İmam Hatip okulları görmüştür.
Köy enstitüleri bu ülkenin maddi dirilişine nasıl katkıda bulunduysa, İmam Hatipler de öylece katkıda bulunmuştur, bu ülkenin ahlaki dirilişine.

Bana göre köy enstitüleri ile imam hatipler nazlı bir güvercin olan Türkiye’mizin bir çift kanadıdır. Köy enstitülerinin kapatılması ve İmam Hatiplerin önünün kesilmesi bana göre aynı amaca hizmet etmektedir:
“Bu nazlı güvercinin iki kanadı koparılarak uçmasının engellenmesi.”

Bu iki okulla uğraşanlar aynı amaca bilerek ya da bilmeden hizmet etmişlerdir:
“Bu ülkenin maddi ve manevi dirilişine engel olmak”

Yargı kararlarını tartışmak elbette ki bize düşmez. Yargı kararlarına sonuna kadar saygılıyız.

Bizim sözümüz ‘İmam Hatip’ denince tüyleri diken diken olanlara. Tıpkı ‘köy enstitüleri’ denince tüyleri diken diken olanlara söylediğimiz gibi...
Köy enstitülerini ayrıca ele alacağız ya, şimdi konumuz İmam Hatipler.

***

Kuşkusuz ki din en önemli sosyal kurumlardan biridir. Ve dindar olmak ve dinini yaşamak, anlatmak, öğretmek en temel insan haklarından biridir.
Bunu bütün dinler için söylüyorum. Hatta ateistler için bile bu böyledir.
Din bir meslek değildir.
Din hizmetleri bir meslek olabilir ama dinin kendisi bir meslek değildir. Dini terbiyeyi, dini bilgiyi, dini ahlak eğitimini sadece din hizmetlerini meslek edinenlerle sınırlamak doğru değildir.
Din inananlar için bir hobi değil, yaşamın merkezinde olan, yaşama anlam veren bir şeydir.
Din, inananlar için halıda bir desen değil, halının bizzat kendisidir.
Bir Hindu için inek eti yememek yaşamı anlamlandıran unsurlardan biridir.
Bir Müslüman için de namaz kılmak öyledir.

Dinin öte dünya yaklaşımı ile bu dünyaya yönelik önermeleri olduğunu da hatırlarsak , inanan insan hem Tanrısının rızasını kazanmak isteyecek , hem maddesel dünyanın birtakım gereklerini yerine getirecek hem de aile efradını ve sevdiklerini de öte dünyada beraber olabileceği ortamı hazırlamak için gereken önlemleri alacaktır.
Bu çok şey istemek midir?
Aksine gayet masum nitelikli isteklerdir bunlar.
O halde insanın idealler peşinde koşarken (örneğin iyi bir mühendis, yargıç, ressam , sporcu, doktor olmak isterken) aynı zamanda dini anlamda da kendini ya da çocuğunu yetiştirmek istemesi ve bunu bir okul disiplini içinde istemesi suç mudur?
Elbette ki hayır.
Meselenin birinci boyutu budur. Ve bu boyutta, inanma ve inandığını yaşama hakkı alabildiğine gasp edilmektedir.

İmam Hatiplerin önünün kapatılmasına neden olan ikinci unsur ise tek tipleştirme ideolojisidir.

Tek tipleştirme demokrasinin önündeki en önemli engeldir. Bilimin önündeki engeldir. Felsefenin önündeki en büyük engeldir.

Nasıl yemekler çeşit çeşit, giysiler çeşit çeşit müzikler çeşit çeşit olduğunda güzelse inançlarda çeşitlilik içinde güzeldir.

Çeşitlilik birlik beraberlik mayası ile yoğrulup ülkü birliği balıyla tatlandırılırsa eğer işte o zaman yaşam tadından geçmez bir hal alır.

Tek tipleştirme bazı durumlarda gerekli olabilir ama çoğunlukla bu yaklaşım demokrasinin en büyük düşmanı olarak karşımıza çıkmaktadır. Çünkü tek tipleştirme beraberinde ötekini aşağılamayı getirir.

Mesela Baki Kurtuluş un yazdığı İlkokul 3. sınıf Ansiklopedisinde Harf Devrimi ile ilgili olarak şunlar yazmaktadır:

(S–87-‘’ …Eskiden Türklerde okuma yazma bilen o kadar azdı ki bilenler parmakla gösteriliyordu. Çünkü o zamanlarda kullandığımız yazı şimdi kullandığımız Türk Alfabesi değildi. O zamanlar Türklerin kullandığı alfabe Arap Alfabesiydi. Bu yazı kargacık burgacık bir takım harflerden meydana gelmişti.’’

Dikkat edilirse bu dil, halklar arasında küçümseme, dışlama, karalama içeren bir dildir. Ve beraberinde çeşitli husumetleri getirir.

İşte ‘Pis Arap’ lafı bu dilin getirdiği karalayıcı anlayışın halk dilindeki tezahürüdür.

Bu zihniyet sahipleri Batıdan gelen her türden aşağılamayı görmezden gelip Batılılaşma adına her türlü çileye katlanmayı tercih eder. Ama söz konusu ‘Araplar’ olduğu zaman tam anlamıyla emperyalistlerin dilini kullanmaya başlamaktadırlar.

Bu zihniyet sahiplerinin bir askeri darbe olan 27 Mayısı övmeleri (yine aynı kitabın 138–139 sayfasına bakılabilir) tesadüfî değildir.

İşte İmam Hatiplerin önünü kapayan zihniyet 3. Dünyanın Batılılaştırılması adlı emperyal projeye de hizmet etmek için tepeden inmeci tek tipleştirmeyi dayatırlar.

İmam Hatiplerin önünü kapatma, bu ülkedeki gençliğin ahlaki çözülüşünü hızlandıran bir etkendir.
Her akıl sahibinin malumudur ki ahlak ve din özsel bir ilişki içindedir.

Dünyanın hemen hemen bütün dinleri çok güçlü ahlak öğretileri içererek müminlerinin davranışlarını yönlendirirler.

Özellikle İslam Dini bu noktada çok ileridir. İslam Peygamberinin (asv), ‘Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim’ demesi bunun en bariz örneklerinden biridir..

Tarih boyunca din temeline dayalı olmayan ahlak anlayışının reel dünyada çok fazla etkin olması söz konusu olmamıştır.

Çünkü dini inanç vicdanı besler . Büyük şairimiz Mehmet Akif bu gerçeği mısralarında şöyle dillendirir:

“Ne irfandır veren ahlaka yükseklik, ne vicdandır:
Fazilet hissi insanlarda Allah (c.c) korkusundandır.
Yüreklerden çekilmiş, farz edilsin havfı Yezdan’ın
Ne irfanın kalır tesiri katiyen ne vicdanın.
Hayat artık behimidir… Hayır ondan da alçaktır:
Ya hayvan bağlıdır fıtratla, insan hürr-ü mutlaktır.”

Nietzsche, güçlünün güçsüzü yok etmesi gerektiğini savunurken, bu amacına en önemli engel olarak gördüğü dini ahlakı eleştirir.

Nietzsche dinin ahlakın temeli olduğu konusunda tamamen haklıdır.

Mesela Kur’an-ı Kerim’de Duha suresinde şöyle bir ayet vardır ( ayet no–9–10 ):
‘Öyleyse sakın yetimi ezme! İsteyeni azarlama!’

İşte burada yüksek dereceden bir ahlak mevcuttur.

Alman Filozofu Kant ‘Ödev Ahlakı’nı ‘kategorik imperative’ ile insanın varoluşundaki anlamla beraber gelen kesin buyruğa bağlar ya Kant Ahlakının uygulanma şansı yoktur. Çünkü Kant Ahlakını besleyen hiçbir mistik yön mevcut değildir.

Ünlü Materyalist, ‘Felsefenin Temel İlkeleri’ adlı kitabın Yazarı olan George Pulitzer şu itirafta bulunur:
‘Biz felsefede materyalist, ahlakta ise idealistiz.’

İşte İmam Hatipler bu ülkede ahlakın inşa edilmesinde çok önemli işlevler üstlenmişlerdir ve yine de üstlenebilirler.

Günümüzde gençliğin saldırgan olması, kendine ve çevresine yabancılaşması, huylarda ve davranışlarda yozlaşma, duygusal özelliklerin kaybedilmesi, elektronik araçlara bağımlılık, insanlardan kaçma, yalnızlığı tercih etme, sosyal planda gerileme, mahcubiyet, okumaya, öğrenmeye, çalışmaya karşı isteksizlik ve ilgisizlik, toplumsal kurallara karşı lakaytsızlık gibi özellikleri göze çarpar. Bu sorunların çözümünde din son derece önemli bir işlev görebilir.

Bu yüzden din eğitimi, sadece dini meslek mensuplarına değil, inanan herkese gereklidir.

Bunun yanı sıra bir yarış olan üniversite sınavlarına başarabilme gücü olan, yeterli olduğunu kanıtlayabilen herkesin katılamıyor olması ahlaki bir sorundur. Ve adaletsizliktir.

Bu tıpkı koşu yarışmasına sokulan bazı kişilerin saç renginden ya da ayakkabı numaralarından ya da kullandıkları ayakkabıların markasından dolayı diskalifiye edilmesi kadar gayri adil bir vakadır.

İmam Hatipli çalışacak, çabalayacak, masraf edecek, gelecek tasarımı ile yarına umutla bakacak ve güzel bir sonuç yakalayacak, siz onu sadece din mesleklerine mahkûm edeceksiniz. Bırakın isteyen istediği yeri alsın. Siz başarıya ve sonuca bakın

İmam Hatiplinin geleceğe çeşitli meslek mensuplarıyla yönelmesinden korkmayın. Asıl korkuyu bu ülkeyi herkes için kocaman bir cezaevine çevirenlerle hiçbir değer sistemine inanmayan lümpen gençlikle yaşayın.

Bunca yıllık meslek hayatımda öğrenciler arasında en saygılı olanlarını İmam Hatipler arasında gördüm. Hata trendi hata skalasında en düşük olanlarına da yine bu okullarda rastladım. Bu okulların kıymeti bilinmelidir.

Birileri bunları oy deposu görüyor diye bu okulları kapatmak,

Birileri oy deposu görüyor diye bir halkı yok etmek ya da birileri kullanıyor diye ülkemizin değerlerine karşı çıkmak kadar yani pireye kızıp da yorgan yakmak kadar abesle iştigal bir durumdur.

***

Ben merak ediyorum bu ülkede kullanılmayan bir değer kaldı mı diye.

Bir bakmışsın en büyük Atatürk düşmanı yakasına Atatürk rozeti takmış.

Bir bakmışsın bir mafya babası yakasına Türk Bayrağı koymuş. En büyük din sömürücüsü başında takkeyle geziyor.

Bilim bile sömürülmüyor mu şu yaşadığımız dünyada?
O zaman aklıselim düzeltmekten, geliştirmekten yanadır.
İmam Hatipler sütten çıkmış ak kaşık mı?
Elbette ki hayır. Bir ansiklopedi dolusu hata sayabilirsiniz. Hoşgörüsüzlük, hurafeler ve daha neler neler mevcuttur bu okullarda. Doğrudur. Ama farklı hatalar köy enstitülerinde de vardı. Bu başka bir şey…

Ama bana göre İmam Hatipler asla kapatılmamalı, önlerine katsayı türü engeller konmamalı, daha geliştirilmeli, daha ilerletilmeli, daha toplumculaştırılmalı, daha nitelikli hale getirilmeli, ama asla yasakçı kafalara kurban edilmemelidir.

İmam Hatipler geliştirilmeli ve oralarda hurafelerden, yobazlardan, kirli cemaat ve menfaat ilişkilerinden arınmış, toplumcu bir din anlayışı verilmelidir insanlara.

Atatürk anlatılmalı bu okullarda, hem de adam gibi anlatılmalı.

İslam Dünyasının gerçek düşmanları anlatılmalı, İslam dünyasının ve yeryüzünün tüm ezilenlerinin emperyalizme karşı nasıl doğru tavır alabileceklerinin yolları anlatılmalı. Kuran ve sünnet anlatılmalı.

Şeyhleri, cemaat liderlerini değil bilimi mürşit olarak kabul eden bir nesil yetiştirilmeli. O zaman bu okullardan Akif ‘in Asımları, Fikret in ( kilise zangocu olmayan) Haluk’ları, Nazım’ın Memet’leri, Necip Fazıl’ların da Mehmet’leri yetişir.

İmam hatipler kapatılmamalı. Yaygınlaştırılmalı.( Köy enstitüleri de yeniden açılmalı)

Çünkü oralarda bizim insanımız okuyor. Kapatıldığında bizim insanlarımız kaybedecek. Tıpkı Köy enstitüleri kapatılınca bizim insanlarımızın kaybettiği gibi.

(Gelecek yazımı açılım konusuna ayıracağım)

  • Yorumlar 11
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 474 76 40