1. YAZARLAR

  2. D. Ali TAŞÇI

  3. MASKELİ BALO
D. Ali TAŞÇI

D. Ali TAŞÇI

Yazarın Tüm Yazıları >

MASKELİ BALO

A+A-

 

            Schopenhauer ( 1788 – 1860. Alman filozof ve düşünür.) şöyle der:

            “ Bir baloda, tüm gece boyunca maskeli bir güzel kadınla aşk ilişkisi sürdüren, ama kadın en sonunda maskesini çıkardığında onun kendi karısı olduğunu gören bir adam, Kant! (Maskeli Güzel Kadın, s. 9 )

            (Immanuel Kant, 1724 – 1804. Alman filozofu. )

            Schopenhauer, Kant’ın zevcesinin (eşinin) Hıristiyanlık olduğunu anlatmaya çalışmaktadır. (s, 9 )

            Kim olduğunu bilemediği, maskeli bir kadınla sabaha kadar bütün coşkusu ve heyecanıyla eğlencesini sürdüren bir insanın, maske ortadan kalkınca, o kadının birden bire kendi karısı olduğunu görmesi, elbette büyük bir hayal kırıklığıdır.

            Shopenhauer’a göre Kant’ın Hıristiyanlığa bakışı da böyledir; maskesiz olduğunda heyecan verici değildir. Onun coşku ve heyecan verebilmesi için mutlaka bilinmeze/ maskeye bürünmesi gerekmektedir.

            Hayattaki değişimi derinden algılayamayan insanın heyecanı ve coşkusu en alt düzeye inmiş demektir. Yerçekimi kanunu değişmez, ama yerin çektiği nesneler değişir, değişmelidir. Bunun gibi adalet, dürüstlük, saygı, hesap verebilirlik.. değişmez, ama farklı zamanda ve kişilere uygulanırsa heyecan yaratır.

            Din, aslında sonsuz bir heyecanın ve coşkunun adı olsa gerek! Zaman sürekli aktığına göre hiçbir şey, aslında mutlak kendisi değildir. Bir saat, hatta bir saniye önceki sen, mutlak anlamda sen değilsin; çünkü akıp giden zaman seni senden almıştır; fiziksel olarak bile hücrelerinin bir kısmı değişmiştir.

            Öte yandan, İslam’ın bize bildirdiklerine baktığımızda, hayatın sonsuz olduğunu görmekteyiz. Hayat bir bütündür ve bunun “dünya ve ahiret” diye iki bölümü vardır. İnsan ve varlıklar sürekli akıp gitmektedir. Hayat, bir bisiklete benzer; durunca düşersin!

            Aşk seviyesinde eşine, varlıklara ve Din’ine bakamazsan, onlar maskesi düşmüş “tanıdık” olur ve heyecanını yitirir. Heyecanını yitirmiş bir Din’in ibadetleri alışkanlıktan öteye geçemez. Böyle olunca da o Din, kendine mensup olanları asıllarına dönüştüremez ve insan hep aşılanmamış yaban armudu (ahlat) gibi ekşi olur.

            İnsanı yenileyen şey sonsuzluk duygusudur. Bu sonsuzluk duygusu, içinde mutlak anlamda bilinmezleri de taşıdığından heyecan vericidir.

            Bir gelin veya damadı düşünelim: Düğün salonuna giderlerken ne kadar heyecanlıdırlar! Nelerin olabileceğini seziyorlar, biliyorlar; fakat mutlak anlamda her şeyi yaşamadıklarından heyecanları yüksek düzeydedir.

            Kant’ın dini değil, ama İslam; her an’ı muhteşem bir biçimde donattığından coşkusu ve heyecanı hiç eksik olmaz. Burada mesele, algıdır. Maskeyi değil, her an yüzün şeklini değiştiren ve daha güzelleştiren bir sonsuzluk Din’i insanın fıtratını canlı tutar.

            Hayatında fiziksel, sosyal, zihinsel ve ruhsal olarak değişimi esas almayan herkes ve her şey pörsümeye, çürümeye mahkümdür. Dünyayı asıl mekân sayıp, maverai dünyadan habersiz yaşamak, asıl heyecandan insanı uzaklaştırır ve fani nesneleri heyecan kaynağı olarak algılatır ki, bütün bunların sonu hüsranla, pişmanlıkla biter! Sonunu “ölüm” olarak düşündüğün hiçbir şey heyecan verici değildir, korku tüneline girmenin adıdır.

            “Maskeli balo” Müslüman’ın dünyası değildir. Müslüman; bir damat ve gelin kadar heyecanlı, coşkuludur; çünkü Mutlak Sevgili ona bu heyecanı ve coşkuyu vermektedir.

            “İki günü birbirine eşit olan aldanmıştır.” Peygamber buyruğunu hep parasal olarak düşünmeyelim; bir de bu boyutuna bakalım, derim.

D. Ali TAŞÇI (dalitasci@hotmail.com) Twitter:@DAliTasci

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum