1. HABERLER

  2. YURT VE DÜNYA

  3. Mayo mu türban mı dayatılıyor?
Mayo mu türban mı dayatılıyor?

Mayo mu türban mı dayatılıyor?

Bu ülkede türban takanlar mı dayatmacı yoksa mayo savunucuları mı? Hangi taraf daha çok 'dayatıyor'? Bunun testi yapılır mı?

A+A-

Tuğçe Baran'ın köşe yazısı

Her şey çok fazla birbirine girdi

Gazetemizin yazarlarından Mustafa Mutlu, Pazar günkü yazısında “tesettür otellerine tesettürsüz kadınların alınmayışını” eleştirip yazısını şöyle bitirmiş.
“Kendileri bikiniyle dolaşan bazı kadın meslektaşlarımızın son günlerdeki “özgürlükçü” yaklaşımlarına ve “türban-tesettür
savunuculuklarına” saygı duyarım...
Tek bir şartla:
Dayatmacılığın her türlüsüne karşı
çıkarlarsa!
Ama onlar, siyasi rüzgardan yararlanıp türban savunuculuğunun getireceği “okunma oranındaki artış” tan medet umarken, bu tesettür otellerinin keyfi yasaklarına tepki vermeyi akıllarına bile getirmiyorlar.”
Oysa bu otellerin yaptığı bal gibi “ideolojik dayatma” dır!
Herhangi bir otel, başı örtülü ya da çarşaflı olarak gelen bir müşterisine nasıl “Seni almıyorum” diyemiyorsa, kendilerine “tesettürlü otel” diyen bu işletmelerin de başı açık müşterilerine “Sen başörtülü değilsin, buraya giremezsin” diyememesi gerekir...
Tabii; Misak-ı Milli sınırları hâlâ geçerliyse ve bu ülke hâlâ Türkiye Cumhuriyeti’yse!

***

Son iki haftadır yazdığım üç beş türban lehtarı görünen (esasında sadece ve sadece her nevi özgürlükten yana olan) yazılarımdan dolayı Mustafa Bey’in sözlerini “ bikini giyen bir kadın meslektaş” olarak bir nebze olsun üzerime alınmış durumdayım. Kendisiyle yaptığım konuşmada beni hedef almadığını belirtmişse de bir iki cümle edemeden duramayacağım.
Türkiye Cumhuriyeti nedir tam olarak bir tarife varabilir miyiz ben açıkçası pek emin değilim. Nedir Türkiye Cumhuriyeti? Yazıdan yola çıkarak “Türkiye Cumhuriyeti herkesin, her yere her tür kıyafetle ve her tür inançla girebileceği bir yer” ise eğer o zaman öncelikle üniversite, devlet dairesi, orduevi gibi kamusal alandaki kıyafet zorunluluklarına değinmek gerekir.

O noktaları eğer “Temel özgürlük ve haklar” anlayışına göre düzenleyebildiğimiz, var olan yasakları eleştirdiğimiz/kaldırabildiğimiz taktirde ancak özel işletmelerdeki dayatmaları kıyasıya eleştirme hakkını elde edebiliriz. “O” özel işletmeye gitmesin olur biter. Alternatifi yüzlerce yer var. Ama mesela üniversite, “gitmezsin olur
biter” diyebileceğimiz bir yer değil. Bırak öğrenciyi, mezuniyet töreninde başı örtülü öğrenci annesini bile kampüse sokmayan üniversitelerimiz var. En azından iki yıl önce.
Ve o noktadan itibaren sakallı sakalsız, takım elbiseli takım elbisesiz, küpeli küpesiz, örtülü açık gibi bütün yasakları, dayatmaları tartışmamız gerek. Bırak başörtülü olmayı kadınların giremediği bazı dernekler ve
kulüpleri de eleştirmemiz gerek.
Hangi taraf daha çok “dayatıyor” sorusunun cevabını bulabilmek için yapılacak tek şey kapsamlı bir deney yapmak. Onun bunun dediklerini bir kenara bırakıp her iki “tarafa” da “kabul görülmeyeceğini var saydığımız” kıyafetlerle gitmek. Mesela ben çarşafa bürünmüş bir şekilde beraber Atatürk Kültür Merkezi’nin veya Papermoon’un kapısından girebilecek miyiz doğrusu çok merak ediyorum. Mini etek testini de sizin seçeceğiniz yerde yapalım.

***

Siyasi rüzgardan yararlanıp türban savunuculuğunun getireceği “okunma oranındaki
artış”tan medet umma konusu ise ne yalan
söyleyeyim biraz kalp kırıcı olmuş.
Birincisi: Siyasi rüzgar şu an her yerden esmekte. Rüzgar gülümüz fırıldak gibi dönmekte. Terör rüzgarı, ulusalcılık rüzgarı, Asker rüzgarı, laiklik rüzgarı, başörtüsü rüzgarı.. Neyi savunursan savun bir rüzgardan yararlanmamış olmak pek mümkün görünmüyor. Her rüzgarın okuru, her rüzgarın destekçisi var. Aynı anlayışla “Laiklik rüzgarından” yararlanıp okuma oranındaki artıştan medet ummak” diye bir şey de söylenebilir.
Ancak her iki cümle de yazarın samimiyetsizliği, reyting uğruna tribünlere oynadığı imasını içerir ki en hafifinden “ayıp” olur.
İkincisi: Hangi taraftan bakarsan bak, ne yazarsan yaz destek geldiği kadar ağır hakaretler de geliyor. Ayrıca okurunun çoğunluğunun “ laik” kabul edildiği gazetelerde “ana akım” dışında yazmak daha büyük cesaret istiyor. Okur hakareti bir yana bir gün bir bakarsın kapının önüne konuluvermişsin..
Fakat sevgili Mustafa Bey: Acıklı olan şu: Asla ve kat’a AKP’li olmayan, AKP’ye oy vermeyecek olanın “karşı” tarafın aşırılığı ve anti demokratlığı yüzünden durduk yerde AKP veya AKP kafasının sözcüsü durumuna düşmesi.
Her şey çok fazla birbirine girdi..

tugce.baranotti@gmail.com

(Vatan)

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.