01 Kasım 2014 Cumartesi
Rize17 °C
Osman YAZICI: Bakan kelebeklere el koydu
D. Ali TAŞÇI: ARKADAŞLIK-KARDEŞLİK HUKUKU
İlçemizde görülen intiharlar ve düşündürdükleri-1
Ali GÜNAY: CHP’YE İHTİYAÇ VAR!
H. Basri CANCA: MUHALEFET

D. Ali TAŞÇI

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Mehmet Âkif’in tabutuna bayrak sarılmadı!

Salı :

“Yeter ey Kâbemizi elimizden alanlar!
Alıkoyamaz bizi, yolumuzdan yalanlar.”

Yukarıdaki dörtlük, 1921 yılında açılan “İstiklâl Marşı Yazma Yarışması”na katılan 724 şiirden, finale kalan ilk altı şiirin biridir ve dokuz dörtlüktür. Yazarını merak etmişsiniz; hemen söyleyelim, Kemalettin Kâmi (Kamu).

Aynı kişi, Rize’den atanmış milletvekilidir, fakat Rize’yi hiç görmemiştir!

Aynı adam, üç-dört yıl sonra şöyle yazacaktır:

“Ne örümcek, ne yosun,
Ne mucize, ne füsun (büyü)
Kâbe Arap’ın olsun,
Çankaya bize yeter.”

Bu adamaların yanında Mehmet Akif’ten söz etmek, yokluğun yanında varlıktan söz etmekten öte bir şeydir...

İmam Gazali’nin insan tiplemeleri vardır; üç tip insan vardır, der:
Mikrop gibi olanlar, bunlardan uzak durmalıdır; çünkü öldürücüdür.
İlâç gibi olanlar, bunları zamanında ve yeterince kullanmalıdır; çünkü azı da çoğu da zarar.
Gıda gibi olanlar, bunları da günde üç öğün almalıdır…

Bir zamanlar bir yerde şöyle bir dua okumuştum:
“Ya Rabbi, bazı insanları bana yakından tanıma fırsatı verme!”

Ne kadar haklıydı bunu söyleyen...

Ama Âkif öyle değildi; O, O’nu tanıdıkça sevilen ve saygı duyulan bir insandı.
O, çakma aydınlardan değil, sahici bir münevverdi; nuru kendi içinde taşıyandı.
27 Aralık 1936 Pazar günü, 19.45’te dünyamızdan ayrıldı Âkif. Ölümü üzerinden tam 73 yıl geçti. 1986 yılına kadar resmen hiç anılmadı.
Ölümünde, resmi hiçbir kişi cenazesinde yoktu. Hatta cenazesine katılanlara soruşturma bile açıldı.

Mithat Cemal Kuntay şunları yazıyor:
“Cenaze Beyazıd’dan kalkacak. Oraya gittim. Kimseler yok; bir cenazenin geleceği belli değil. Çok sonra birkaç kişi göründü. Biraz sonra çıplak bir tabut geldi. “Bir fıkara cenazesi olmalı” dedim. O anda Emin Efendi Lokantası’nın sahibi Mahir Usta ( Bana göre bu kişi Türk milletinin kendisidir), elinde bir bayrakla cenazeye koştu. Yine o anda yüzlerce genç üniversiteli peyda oldu. Üniversite’nin büyük sancağına tabutu sardılar. Alsancakla siyah Kâbe örtüsüne sarılan tabut, üniversite gençliğinin bir ürperme manzarası alan elleri üstünde gidiyordu.”

Âkif’in Mısır’a gidişi de hazindir. 1925 yılından, 1936 yılının Haziran ayına kadar, yaklaşık on iki yıl, adeta “gönüllü sürgün” olarak bin bir zorlukla hayatını geçirmiştir.

Milletvekilliği yapmasına rağmen ona maaş bağlanmamıştır.
“İstiklâl Marşı”nı yazan şaire, ölümünde bayrak bile çok görülünce, Akif’in o dönemde yaşadığı ızdırabı biraz anlar gibi oluyoruz.

Peşine polis takıldı. “Ben vatan haini miyim ki, peşime polis takıyorlar?” diye dert yandı yakın arkadaşlarına.

Hasan Basri Çantay, Çanakkale Zaferi’nin yıldönümünde devrin ünlü şairlerinden birinin, “Maalesef Çanakkale Şehitleri için güzel, şehitlerimizin şanına layık bir Türk şairi tarafından şiir yazılamadı. Çanakkale Destanı’nı yazan maalesef Türk değildir. (Akif Arnavut’tur ve şöyle der: “ Arnavutluk ne demek? Var mı Şeriat’ta yeri / Küfr olur, başka değil, kavmini sürmek ileri.” Parantez içindekileri ben ekledim. D.A.T ) Çaresiz, Türk olmayan birinin şiirini okuyacağız.” dediğini kaydeder.

Âkif bunu duyunca çocuk gibi ağlamıştır.

Bu sırada başka bir yazar da CHP’nin resmi yayın organında bir başmakale yazıp Âkif’e, “Hadi git artık, sen kumda oyna!” demesi bardağı taşıran son damla olur ve şairimiz mahzun bir şekilde vatanını terk eder.

Âkif’i yazmak zorun zoru bir iş. Tek cümleyle, adam gibi adamdı! İnandığı doğrular uğruna her türlü zorluğa katlandı. Özü gür, imanı gür, irfanı gür bir adamdı. Âkif’i susturmak mümkün değildi; çünkü onun özü, sonsuzluğu terennüm ediyordu.

Yarınlar, Âkif’in özlediği dünyanın açılımı olacaktır; çünkü bu, doğa yasasıdır: Hak, daima üstün gelir.

Bu vesileyle, Âkif’imizi rahmetle anıyor, ona Fatiha’lar sunuyoruz.

Okuyucu Yorumları
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Toplam 27 yorum.
  • Ömer Lütfi YAZICI04 Ocak 2010 Pazartesi 18:06Sayın yazara AÇIK ÇAĞRIMDIR!

    Yazı koordinatlarından çıkıp başka kulvarlarda dolaşmaya başladık. Hâlbuki yazıda konuşulacak daha çok şey var. İddialar var. Ağır ithamlar vs. var.

    Bütün bu iddialar doğrumudur? Hayal ürünümüdür? İftiramıdır? O günkü uygulamalar nasıldı. Akif’e normal purosudur dışında ve aşağılayıcı bir uygulama mı yapılmıştır? (ki yazıda bu izlenim verilmektedir.) Bütün bunların konuşulması gerekmektedir. Çünkü ülkede yurttaşlar arasında bugün var olan ayrışmanın temelindeki nedenlerden biridir bu ve benzer iddialar. Yıllardır kulaktan kulağa, fısıltı gazetesi ile yayılır gider bunlar. Herkes bildiğini belgeleriyle, kanıtlarıyla ortaya koymak durumundadır. Tabii ki en başta da yazının yazarı ispatla mükelleftir. Hem de delil ve belgeleriyle… Aksi halde durumu izah için başka sözcükler kullanmak zorunluluğu doğar. Bu kamu önünde yazara ve onun gibi düşünenlere açık bir çağrıdır.

    Örnek: 1–“1986 yılına kadar resmen hiç anılmadı.”
    2-“Ölümünde, resmi hiçbir kişi cenazesinde yoktu.”
    3-“Hatta cenazesine katılanlara soruşturma bile açıldı.”
    4-“Milletvekilliği yapmasına rağmen ona maaş bağlanmamıştır.”
    5-“Âkif’in tabutuna bayrak sarılmadı!”
    6-“Peşine polis takıldı.”
    7-“Âkif bunu duyunca çocuk gibi ağlamıştır.”
    8-“Bu sırada başka bir yazar da CHP’nin resmi yayın organında bir başmakale yazıp Âkif’e, “Hadi git artık, sen kumda oyna!” demesi bardağı taşıran son damla olur ve şairimiz mahzun bir şekilde vatanını terk eder.” Bu doğrumudur? Bu nedenle mi? Vatanı terk etmiştir!!!.
    9-“Âkif’i yazmak zorun zoru bir iş. Tek cümleyle, adam gibi adamdı! İnandığı doğrular uğruna her türlü zorluğa katlandı. Özü gür, imanı gür, irfanı gür bir adamdı. Âkif’i susturmak mümkün değildi; çünkü onun özü, sonsuzluğu terennüm ediyordu.

    Yarınlar, Âkif’in özlediği dünyanın açılımı olacaktır; çünkü bu, doğa yasasıdır: Hak, daima üstün gelir.” Ne demek bu? Bu Ülkeyi kuran felsefe başka bir Dünya mı amaçlıyordu? Akif’in hak yolda diğerlerinin batıl yolda olduğu izlenimi verilmiyor mu?
    ***
    Ben gereken hazırlığımı tamamladım. 30.12.2009 dan beri bu konuları araştırıyorum. Hepsini izin verilirse burada yazacağım. Ancak Sayın yazara bir fırsat tanımak istiyorum. Ya bu iddialarının kanıt ve belgelerini ortaya koysunlar ya da amacı aştım deyip kamu önünde saygıdeğer yurttaşlardan özür dilesinler bu işi kapatalım. Unutulmasın ki yanlıştan dönmek erdemdir. Saygılarımla.

    Not: Seyfullah hocamın yazısını, yorumumu gönderirken gördüm. Bu aciz’e iltifat etmişler çok teşekkür erdim. Ayni dua ile.

  • Seyfuıllah FIRAT04 Ocak 2010 Pazartesi 15:14sayın yazıcı gerçek bir araştırmacıdır.

    Sayın yazıcı ile belli konularda görüş ayrılıklarımız olabilir. Ancak şunu kabul etmek lazimki, Sayın yazıcı yazı yazarken bir hayli emek sarfeden, çok okuyan ve araştıran bir arkadaşımızdır. İnsanlar hep aynı düşünecekler veya aynı pencereden olaylara bakacaklar diye bir zorlama olamaz. Ancak bu ülkede yaşayan insanların milli ve ortak çıkarlarımız konularında ideolojik bir bütünlük içerisinde olmaları elbette temenni edilir. Dünyada ne kadar insan varsa bir o kadarda farklı düşünce veya farklı uslubun olması çok doğladır. Sayın Yazının gayretlerinden istifade ettiğimi vekendisine bazı konularda düşüncelerine katılmasam da kendilerine yinede müteşekkir olduğumu söylemeliyim. Ben şahsen Sayın yazıcının bu siteye en az biz köşe yazarları kadar katkılarda bulunduğunu da ifade edebilirim. Saygı ve dualarım sizlerin üzerinizde olsun.

  • ustoglu murat04 Ocak 2010 Pazartesi 10:37yorum yok etiket var

    Yorumuma kisaca kose yazisinin tanimi ve islevi ile ilgili kucuk bir tanimlama yaparak baslamak istiyorum...
    Kose yazisi guncel olaylarla ilgilidir.Toplumsal,siyasal,kulturel gercekleri ortaya dokme,bu yolla kamuoyu olusturmayi ve yonlendirmeyi amaclar.
    Kose yazisi
    denemedir oykuculuktur, oyundur, mizahtir, soylesidir, dertlesmedir, direnistir,yumruktur
    ama sansur degildir!
    Lakin etiketi yorumundan daha uzun arkadasimiz ki bu arkadasimiz bir yazar " cevap vermeyin,seviye tadi " sacma sapan ve anlamsiz bir cumle kuruyor! Neden kelimeniz mi yetmiyor yoksa etiket mi kisa geliyor!
    Kim ne derse desin sn Yazici bu sitenin bir tadidir.Goruslerine katilinir veya katinilmaz bu kisinin kendi bilecegi birseydir.Katilmayanda oturup karsisinda catir catir goruslerini dokuveriyor.

  • musa EMİROĞLU03 Ocak 2010 Pazar 23:21lütfen!

    sn,Yazıcı'ya cevap vermeyin.Seviye farkının tatlı olduğunu anlaması gerekir.slm.''yükselen kocaeli''gazetesi yazarı ve yayın danışmanı.

  • SERKAN-RİZE03 Ocak 2010 Pazar 19:40SAYIN TAŞÇI

    sayın Taşçı Pazar-53'ü tıkladığımız her gün yazılarınıza bakmadan geçemiyoruz.seni beğenerek ve zevkle okuyoruz.yazılarınızın devamını bekliyoruz.
    saygılar,

  • Ömer Lütfi YAZICI03 Ocak 2010 Pazar 14:50YALANLAR VE GERÇEKLER.

    Sayın bayram veli, Rahmetli dedenizin anlatmasına gerek yok. O, nur içinde yatsın. Biz gemi dolusu şapka ülkeye gelmedi demedik. Müteveffa Vitali Hakko’nun öz geçmişini okuyun bu zat şapka ithal ve üretiminden zengin olmuştur. Biz imamlar giymedi de demedik. Dediğimiz şudur: “Şapka Giyilmesi Hakkında Kanun vatandaşa şapka giyme zorunluluğu getirilmemiştir. Mebuslara ve memurlara bu zorunluluk getirilmiştir.” İmamlar da belirttiğiniz gibi devlet memurudur.
    ***
    Sayın İSTANBULDAN nick’i ile yazan arkadaş: Evet hiçbir vatandaşa zorla şapka giydirilmedi. İnceleyin, araştırın aksını tespit ederseniz ben buradayım. Tek isteğim dayanakları ile gelin. Devlet memuru vatandaş değil midir? Tabii ki vatandaştır. Ancak onun farklı yetki ve sorumlulukları vardır. Bunları dikkate almadan hamasi söylemlere başlarsanız armutlar la elmaları toplarsınız ki yakın tarikte böyle toplama çıkarma yapan matematik öğretmenlerini hep birlikte gördük. İlk ellerine geçen fırsatta tüyü bitmemiş yetimin hakkını pardon trilyonunu yediler.
    ***
    Evet, aynen katılırım; “TARİHİ ANLATMAYAN VE YALAN ANLATAN UTANSIN.” Ülkenin o günkü durumunu, şartlarını bilmeden konuşan, doğru anlatmayanlar utansın! Eminim ki birisi çıkıp İskilipli Atıf Hoca konusunu gündeme getirecektir. Kimse getirmeden ben kısa izahat sunayım. Buna rağmen gelirse ve gerekirse ayrıntıya gireriz

    İskilipli Atıf hoca 19 Ocak 1919’da Mustafa Sabri, Said Nursi, Ermenekli Saffet Efendi gibi arkadaşları ile beraber Cemiyet-i Müderrisin'i (Profesörler Derneği) kurdu ve ikinci başkanlığına getirildi. Bu cemiyet, müderrislerin haklarını korumak ve aralarında dayanışmayı sağlamak üzere kurulmuştu. Daha sonra cemiyet, aldığı bir karar gereği ismini Teali-i İslam’a (İslami yüceltme) çevirdi ve halka açıldı. Mustafa Sabrı’nın Şeyhülislam olması üzerine cemiyetin başkanlığına Atıf hoca getirildi.

    Bu dernek yayınladığı bildirilerde, Kuvayı Milliye’nin eşkıya ve ittihatçıların devamı oldukları ileri sürüyor, Mustafa kemal, Ali Fuat paşalar ve Bekir Sami Bey’den “zalim ve hainler” diye söz ediyordu. Halkın bunlara itaat etmemesi gerektiği fetvasını veriyordu. Bu bildiriler de İngiliz uçakları! İle Anadolu şehirlerine atılıyordu.

    1923 yılında yazdığı “Frenk Mukallitliği-Batı Taklitçiliği-ve Şapka” isimli eseri Cumhuriyet devrimlerine karşı bir fetva niteliğindeydi ve toplatıldı. Ancak 300 adet basılmış eserin iki yüz küsuru ele geçirildi. Diğerleri bulunamadı.

    1925 yılında şapka kanununun çıkması ile bağnaz kesim herkesin şapka giymek zorunda olduğunu yaydı. Bazı din adamlarının da kışkırtması ile harekete geçen halk Rize, Sivas, Maraş, Giresun, Kırşehir, Kayseri, Tokat, Amasya, Samsun, Gümüşhane ve Erzurum’da şapka aleyhinde gösteriler yaptı.

    26.11.1925 tarihinde imam Şaban hocanın kışkırtması ile Rize Potomya Güneysu halkı silahlanıp. Jandarma karakolu ve hükümet konağı ele geçirirler. Şayiaya göre Ankara da ihtilal olmuş İnönü Öldürülmüş M. Kemal 3 yerinden vurulmuştur. Türkiye ayaklanmıştır. Başka bazı vilayetler de de isyan hadiseleri olmuştur.

    Tutuklananların ifadeleri ve yapılan aramalarda Atıf hocanın “Frenk Mukallitliği-Batı Taklitçiliği-ve Şapka” isimli eseri bulunması ve posta haneden getirtilen koli kayıt defterlerinde İstanbul dan bu şahıslara koli geldiğinin belirlenmesi üzerine Atıf hoca da tutuklanmıştır.

    Gözaltı dan idamına kadar İskiliplinin yanında olan Tahir-ul Mevlevi’nin anıları “Matbuat Alemindeki Hayatım ve İstiklal Mahkemeleri” adı altında yayınlanmıştır.

    03.Şubat.1926 da Ankara istiklal mahkemesinin verdiği karar gerekçesinde İskiliplinin idam gerekçesi şapka değil halkı isyana teşviktir. Bu suç ta şahit ve belgelerle sabittir.

    “Kelebekler sonsuza uçar” ve Necip Fazılın “son devrin din mazlumları” yalan ve uydurmalarla doludur. Belge isteyenler Engin ULUSOY “Başındaki O Pis Ne? “ Günizi yayıncılık İst.2008 isimli esere bakabilir.

    Hele İskilipliye rüyasında Hz. Peygamberin İstiklal Mahkemesinde savunma yapmamasını söylediği ve savunma yapmadığı yalanı, uydurmasını Tahir-ul Mevlevi anılarında kesin bir dille yalanlamakta ve 7 sayfalık savunmasını okuduğunu yazmaktadır.

    Bu konularda tonlarca yalan ve uydurma kulaktan kulağa halk arasında dolaşmaktadır. Merak eden az bir araştırma ile detaylara ve gerçeklere ulaşabilir. Saygılarımla.

  • İSTANBULDAN03 Ocak 2010 Pazar 11:32HERKES VATANDAŞ DEĞİLMİ

    SAYIN YAZICI HİÇBİR VATANDAŞA ZORLA ŞAPKA GİYDİRİLMEDİ DİYOR AMA KENDİSİ DİYORKİ MİLLETVEKİLLERİ VE MEMURLARA ZORUNLU KILINDI.MEMURLAR VATANDAŞ DEĞİLMİ.(BAŞ ÖRTÜZÜ İÇİNDE AYNI DENMİYORMU)

  • bayram veli02 Ocak 2010 Cumartesi 22:29Ah yazıcı Ah

    Dedem sağ olsada anlatsa sana;
    İstanbul boğazında bir gemi hemde dolu fakat gemi hiç batmamış sanki boş gibi geliyor.Limana yaklaştı O zaman kontenyir yok çuvallarla bir gemi şapka ithal edildi.Ülkemizde O zaman açlık ve sefalet var.Bunların dağıtımı önce imamlardan başladı.Paramız yok diyenler olduysada verildi ve 10 ar lira maaşlarından kesildi.TARİHİ ANLATMAYAN VE YALAN ANLATAN UTANSIN.Sn Yazıcı;Düşünebiliyormusun devlet den maaş alan herkes takmak zorundaydı.Sizin bu istibdadı savunacağınızı düşünemiyorum.Saygılarımla

  • Seyfullah FIRAT02 Ocak 2010 Cumartesi 21:58kimleri tartışıyoruz.

    Değerli insanlar. Her şeyden önce kimleri tartıştığımızı çok iyi bilmek zorundayız. Bahse konu ettiğimiz Atatürk ve onun silah arkadaşları ve gönüldostlarıdırlar.
    Bu ülkede birileri Enver paşayı hain, başka bir takım kimselerde Çerkez Ethemi satılmış diye damgalamayı çok severler.
    Bu iddiaları ortaya atanlar arasında bazıları da Nazim Hikmeti vatan haini ilan ederler. Bu iddiaların hepsikülliyen yanlıştır ve büüyük bir iftiradırlar.
    O insanlar o zamanın şartlarının gönülleri bir görüntüleri farklı olan kimselerdirler. Bu konulara aklı yetmeyenlerin ahkam kesmeleri bu toplumun en ciddi kamburlarındandır. Birileri her ne kadar zamanın o kule insanlarını bir birleriyle savaştırmak isterse istesin tarih kendi kararını vermiş ve o cennet mekan insanlar görevlerini çok iyi yapmışlardır.
    Devlet yönetmek değirmen yönetmek değildir. Buralarda ahkam kesen bizler, hepimiz belkide bir ilçeyi yönetmeye kalksak bir birimizi yeriz. Lütfen haddımızı bilelim ve kimleri tartıştığımızı bir daha düşünelim.
    Efendim Atatürk neden ikinci meclise birinci meclisten kimseyi almamışmış. İşte bu noktanında perde arkası bizim zannettiğmiz kadar basit değildir.
    Atatürk gibi bir dahinin akıl ve siyaset oyunlarına aklı yetecek kadar zekasi gelişmiş kimselerin bugünlerde bu toplumda çok sayıda olduğuna inanmiyorum.
    Unutmayalım ki, milli devlet şer güçlerin karşıısna örülmüş bir engelleyici duvardır. Bu devlete düşman olanlar bilerek veya bilmeyerek Küresel tanrıya tapan ahmaklardır.
    Egemenlik etek öpülerek kazanılamaz veya korunamaz. Bağımsızlık top yekün direnişle korunur. Biz burada top yekün direniş göstermiş insanlardan bahsederken onların azız hatıralarına karşı daha saygılı olmak zorundayız.
    Son söz olarak diyorum ki, yüce Allah kendi iradesini kullanirken bu iradeyi kendi nezdinde makbule değer bulduğu insanlara kullandırı. Kötü niyetli insanlarda ne yazık ki kendi heves ve çıkarları uğruna haşa Allah ı ve onun dinini kullanmaktan haya etmezler. Bunu yaparken de etrafında ki insanlara cehennemi adres olarak göstermektende geri durmazlar. Saygı ve dualarım gönlü güzel olanlara olsun.

  • MAVORTİ02 Ocak 2010 Cumartesi 19:38Sayın Yazıcı'ya..

    Ben şahsen benim hangi cümlemi eleştirdiğinizi anlamadım. Yorumunuzun benimle ilgili bölümünden anladığım iki temel yargıdan birisi şu: 'Kimsenin milli değerleri sömürerek imalı göndermelerle toplumu iğfal, ifsat etme hakkı da yoktur.' Doğrudur ve ben de bunu savunuyorum zaten. Kaldı ki ben sadece milli değerlerin değil, herhangi birşeyin sömürülerek ucuz yoldan sonuca ulaşmaya çalışanların da karşısındayım. İkinci olarak da diyorsunuz ki: 'Tarih olmuş kişileri olduğu gibi değil de kendi beyninde tekrar şekillendirip topluma sunmak yanlıştır diye düşünüyorum.' Benim anlatmak istediğim zaten budur. Hangi cümleme itiraz ettiğini anlamış değilim, beni mazur görün. Saygılar.

  • Ömer Lütfi YAZICI02 Ocak 2010 Cumartesi 19:00Kısa kısa...

    Sayın Atakan Onur: 'Mehmet Akif şapka devrimine karşı çıktığı için ülkeyi terk edip Mısır'a gitti.' Doğrumu? Yalan mı? Dediniz fakat cevabını yazmadınız. O noktadan ben devam edeyim.

    Bu ülkede vatandaşların şapka takmasını zorunlu kılan bir kanun yoktur olmamıştır. TBMM nın çıkardığı ve bugüne kadar hiç değiştirilmemiş olan 28 Teşrinisani 1341 (Kasım 1925) tarih ve 671 sayılı Şapka Giyilmesi Hakkında Kanun vatandaşa şapka giyme zorunluluğu getirilmemiştir. Mebuslara ve memurlara bu zorunluluk getirilmiştir. Bunu iyice bir öğrenelim. Başka bir ifade biçimi ile hiçbir yurttaş başına şapka takmak zorunda değildir. Olmamıştır.

    Olmayan bir zorunluluk için hiç kimse hakkında takibat yapılamaz ve yapılmamıştır. Tekrar ediyorum yapılmamıştır. Adli soruşturma açılamayacağına, açılmadığına göre de merhum Akif’in ülkeden kaçmasını gerektiren bir durum yoktur.

    ***
    Sayın MAVORTİ. “Bu milletin bireyleri istediğini sevmek, istediğinden de nefret etmekte serbesttir.” Demişler. Doğrudur sevmek ya da nefret etmek kişisel haktır. Dahası buna kimsenin itiraz hakkı da yoktur. Ancak, kimsenin milli değerleri sömürerek imali göndermelerle toplumu iğfal, ifsat etme hakkı da yoktur. Yazılarınızdan anladığım kadarıyla bunu siz de çok iyi bilecek bilgi düzeyine sahipsiniz. Tarih konusundaki düşüncelerinizi aynen paylaşmakla birlikte tarih olmuş kişileri olduğu gibi değil de kendi beyninde tekrar şekillendirip topluma sunmak yanlıştır diye düşünürüm itirazım da bunadır.

    Celil Saraç’tan bahsettiniz. Sn Saraç ta ayni şeyden şikâyetçidir ki sayın yazara şöyle diyor: “Marksın kitaplarını bırakmanız fikir namusu açısından hiç te doğru bir tutum değil. Bu kaynakları aşağılamayın. Sizin cenah ekonomi politik düzlemde fakirliği karşı konulmaz kader olarak değerlendirirken Marks fakirliğin kapitalizmin getirdiği bir bela olarak değerlendiriyordu. Ki doğrusu da budur. Nazım Hikmeti köşenizde akladığınızı söylüyorsunuz. Kimse kimseyi aklayamaz herkes kendi hesabını kendisi verecektir siz kendinizi nasıl aklayacaksınız onu düşünün.”

    ***
    Sn. Asistan aşağıda “yakın tarih” başlıklı yorumunuzu zevkle okudum naçizane sizi tebrik ederim. Elinize beyninize Allah kuvvet versin. Ancak şunu bilmenizi isterim ki: Bu yazdıklarınız bu sitede ilk kez yayınlanmıyor, arşiv ortadadır. Bir şey okumayan, kendini yenilemeyen, ayni yerde dönüp duran bazı kişiler; İçi boş, cümlelerin yeri değiştirilip tekrar tekrar okuyucunun önüne konduğu için dikkat çekmeyen, okumaya değer görülmeyen yazılara dikkatinizi çekmek için sizi motive etmek isteyebilirler. Bunlara itibar edip de doğuda, batıda ya da İstanbul’da devlet kurmak isteyenler olmaz, yoktur zannetmeyiniz. Vardır ve sürekli de olacaktır. Ancak, Akif’in dediği gibi “Allah bu millete bir daha istiklal marşı yazmak nasıp etmesin.” Saygılarımla.

  • Seyfuıllah FIRAT02 Ocak 2010 Cumartesi 12:35Uzman adlı yorumcuya.

    Siz beni sorgulamadan önce buralarda peşlerine takıldığınız kibir illetine hastalık derecesinde tutulmuş, inanmışlık görüntüsünün kibrini en üst derecede kendisine makyaj edinmiş kimselere dikkat kesilseniz sanırım işin doğrusunu yapmış olursunuz.

  • Uzman02 Ocak 2010 Cumartesi 12:08Asistan'a

    çok kemal sunal filmi seyretmişsin sen. demek ortaçağı kapatan kapatmış ha. içerde kalanın kim olduğu belli. Ortaçağı kapatan zihniyete, ortaçağ kafası diyen zihniyetten mantıklı cevap beklemek hata zaten. Seyfullah bey de maşallah din iman sakarya ama yeter ki biri hükümete sövsün, fatihe de osmanlıyada sövebilir, sorun yok: yeni bir nefesli çalgı olarak memnuniyetimizi ifade eder, saygılar sunarız öyle mi? Ne ağırıma gidiyor biliyor musunuz: Madem bu kadar dost olacaktınız, 12 eylülden önce birbirinizi niye vuruyordunuz????

  • Seyfullah FIRAT02 Ocak 2010 Cumartesi 11:22Asistan adlı yorumcuya.

    Yorumlarınızla PAZAR53 sitesine yeni bir nefes getirdiğiniz için duyduğum memnuniyetimi aynı sitede yazı yazan birisi olarak ifade etmek isterim.
    Güzel ve doğru tespitlerinizden dolayı sizleri gönülden tebrik ediyor ve saygılarımı sunuyorum.

  • Cordan02 Ocak 2010 Cumartesi 00:44Düzeltme...

    Sayın Yazıcı, öncelikli olarak sizden özür diliyorum. Eleştirilerim Sayın yazar D.Ali Taşçı'ya yöneliktir. Sehven sizin soyadınızla başlamış oldum.

  • Asistan01 Ocak 2010 Cuma 22:01cevabımı da anlamazsın

    Orta çağı kapatan kapatmış fakat bazıları içerde kalmışki anlamıyor.
    Doğuda bir devlet kurulur, batıdan daha çok toprak alsın diye adı saidül amele i kürt devleti olur,imralıdan yönetilir,
    Batıda gülen bir devlet kurulur,başına Temel geçer yassıadadan yönetilir,

    İstanbulda bir devlet kurulur başına halife geçer,oda Heybeliada ruhban okulundan yönetilir,sende sakalını sıvazlıyarak nasıl oldu bu iş diye bakarsın,bakarsın gene anlamazsın.

  • MAVORTİ01 Ocak 2010 Cuma 16:33yazım yarım kalmıştı

    .. Ama hiç kimse sevdiği zatı sevmiyor diye bir başkasını vatanı ve milleti sevmemekle suçlayamaz. Tarihte olan olmuştur. Ve nasıl olmuşsa öyle olmuştur. Tarih budur. Bizim birilerine yaranmak için uydurduklarımız ise tarih değil uydurma safsatalardır. Kabul etmemiz gereken şudur: Bizim tarihimiz sadece şanlı kahramanlıklardan ibaret değildir. Her milletin tarihinde olduğu gibi bizim tarihimizde de çok çirkinlikler, ihanetler sözkonusudur. Önemli olan bütün bunları sorgulayabilmektir. Geçmişlerini sorgulayamayan milletler asla gerçeği göremezler. Geçmişi sorgulamayı terketmek, at gözlüğü takmak anlamına gelir. Geçmişi eleştirenlere bile tahammül edemeyeceksek, birbirimize nasıl tahammül edeceğiz çok merak ediyorum. Olgunluk galiba burada başlıyor. Saygılar..

  • MAVORTİ01 Ocak 2010 Cuma 16:24Sayın Taşçı bir değerdir...

    Kabul etmek gerekir ki, D. Ali Taşçı, Rize'nin yetiştirdiği düşünce adamlarından birisidir. Makalelerinde yanlışların olduğunu da kabul ediyorum. Bundan önceki 'neslini anlattığı' makalesinde de birçok yanlış sözkonusuydu. Ama çok okuyan ve yazan bir kişinin hatalarının ve yanlışlarının olması da doğaldır. Onun önceki makalesine sayın Celil Saraç'ın yaptığı dört dörtlük eleştiriye hayran kaldığımı da belirteyim. Bu kalite güzel. Hoş olmayan, bazı yorumcuların, fikirlerini beğenmedikleri kişileri Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı diye yaftalamaları. Bu milletin bireyleri istediğini sevmek, istediğinden de nefret etmekte serbesttir. ...

  • Atakan Onur01 Ocak 2010 Cuma 01:24Mehmet Akif 'in Yaşamından Satır Başları

    Mehmet Akif hakkında onlarca kitap,binlerce makale yazılmıştır. Yazılan bu kitap ve makalelerde dikkatımi çeken husus,Mehmet Akif gibi bir abideden nasıl siyasi rant elde ederiz çabası. Nedense ülkemizde bir kandırmaca var.Kandımacaların en büyüğü,'Mehmet Akif şapka devrimine karşı çıktığı için ülkeyi terk edip Mısır'a gitti.' Doğrumu? yalanmı?
    Öncelikle Mehmet Akif'in yaşamından birkaç satırbaşı verelim. 1873 de Fatih'de doğdu.Babası medrese hocasıdı,Ancak oğlunu mahalle mektebine verdi. Annesi Buharalı Şerife hanım Nakşibendi Gümüşhanevi dergahı Şeyhi Ahmet Ziyaüddün Efendinin müridiydi.Din hocası Selanikli Esad efendiydi.Mülkiyeyi bırakıp baytar mektebine gitmiş,Okulunu birincilikle bitirmiştir.Spor olarak güreşi tercih etmiş ve bu branşta kıspet giymiştir.Neyzen Tevfik gençlik yıllarındaki dostuydu.İsmet hanımla olan evliliğinden altı çocuğu oldu.ll.Abdulhamit'e karşı ve ittihatçıydı.Fuzuli,ibnü'l Fariz ve Sadi-i Şirazi'yi çok beyeniyor,Fransız yazarlardan Victor Hugo,Zola,Lamartine gibi klasikleri elinden düşürmüyordu.Tevfik Fikret'i sevmezdi.1.Dünya savaşında Teşkilat-ı Mahsusa görevlisi olarak Arabistan çöllerinde görev yaptı.Berlin'e gönderildi;Fransız ordusundaki Müslüman askerlerin bulunduğu bölgelere atılacak Arapça bildirilerin hazırlanmasına yardım ediyordu.Almanları öven şirler yazıdı.
    'Değil mi ki Almansın
    O halde fikr ile vicdana sahip İnsansın!'
    Batılılaşmaya karşı çıkmayan ama geleneği de yok saymayan bir islamı savunuyordu.Mısır'lıAbbas Halim Paşanın desteği ile sebilü'r_ Reşad'ı çıkardı.
    Hamisi Abbas Halim Paşanın babası Prens Muhammed Abdülhalim osmanlı'ya masonluğu getiren kişiydi.Ayrıca fikir önderi Cemaleddin Afgani'de masondu. Ancak Mehmet Akif'in masonlukla bir ilgisi yoktu.Ulusal Kurtuluş savaşı başlayınca,Şeyhülislam kurtuluş savaşına katılanlar hakkında ölüm fetvası çıkardığında dayanışma için Ankara'ya gitti ve Anadoluyu dolaşıp ulusal mücadeleye destek verdi.
    Birinci mecliste Burdur milletvekili olarak görev yaptı.İstiklal Marşı'nı on günde yazdı.Aralarında ortaokul öğrencisi Rıfat ılgaz'ın da olduğu 724 başvuru arsında birinci oldu.meclis kendisini ayakta alkışladı.Başta Ruşen Eşref,Aka gündüz olmak üzere bir çok kişide sırf Mehmet Akif'e karşı oldukları için istiklal Marşı'nın değiştirilmesini teklif etselerde Mustafa Kemal bu önerileri hep reddetmiştir.
    Mehmet Akif'in Mısır'a gitmesine bir çok dinci yazar 'şapka devrimine karşı çıktığını' gerekçe olarak gösteriyor. Bu doğru değil. Mehmet Akif'in mısıra gitme düşüncesi Ulusal Kurtuluş savaşı önceside vardı. ulusal savaş için Anadolu'ya geçince programını değişti.1923 de hamisi Abbas Halim Paşayla Mısır'a gitti 7 ay kaldı.İkinci gdişi 1924 'ün sonunda oldu beş ay kaldı mayıs ayında döndü.Üçüncü gidişi 1925 de oldu. Şapka Devrimi aynı yıulın ağustos ayında olduğundan şapkaya muhalif olduğu için gittiği söylentisi çıkarıldı.Cumhuriyet ilan ediliyor, hilkafet kaldırılıyor Mehmet Akif sesini çıkarmıyor! Şapka Devrimi oluyor,ülkeyi terk ediyor! Aslında ne fesi sevdi ne şapkayı ,hayatı boyunca sarıkte giymedi.
    Mehmet Akif Ülkeyi terk ediyor ama hayatı boyunca beraber olduğu hamisi Abbas Halim Paşa Türk olabilmek için CHP ne dokuzyüzbin lira bağışta bulunuyor!
    hamisi Abbas Halim Paşa ölünce Hamisinin kızı emine Abbas'ın isteği üzere Lübnan 'a gidiyor.
    Mehmet Akif'in ne kadar modernizm yanlısı olduğunu, Emine Abbas hanıma 1936 da yazdığı bir mektubla örnekleyelim.
    'Paris'teyken dünyanın en büyük sanakarlarını dinlediniz.Ne mutlu size.Bendeniz son zamanlarda hanende musikisinden adeta iğrenir gibi oldum.'
    Mehmet Akif'in kızı Suat'a Nazım Hikmet'in annesi Celil'e hanımdan resim dersleri aldıttğını biliyormuydunuz?
    Tarihçi Taha Toros!un iddiasına göre,Mehmet Akif sadece Rus yahudisi Feldman'a değil,Celile hanıma da portresini yaptırdı.
    Mehmet Akif çok eşliliğe karşıydı.Kızların eğitim almasını savunuyordu.
    Mehmet Akif 1936 yılında Türkiyeye döndü. Mısır'a gidişiyle Abbas Hilmi Paşa ile direk ilişkisi vardı.Yurda dönüşünde hastaydı.Sirozdu.Abbas Halim Paşanın sahibi olduğu Beyoğlu'ndaki Mısır apartmanında 27 aralık 19'45 de vefat etti.
    Şimdi dincilerin ismi üzernde polemik yaptıkları milli şairimiz Mehmet Akif'le sizlere satır başlarıyla anlatmaya çalıştığımız Mehmet Akif arasındaki değerlendirmeyi okuyucularımıza bırakıyorum.

  • Ömer Lütfi YAZICI01 Ocak 2010 Cuma 00:40Kısa kısa...

    Sayın Hilmi DURAL; Sayın Asistan beyefendiler. Sayın piton hoca’m. Güzel katkılarınız için teşekkürler efendim. Araştırarak doğrulara ulaşan insanlar takdire şayandır. Gerçekler bizim için acı da olsa öğrenmek yazmak zorundayız. İftira, çarpıtma, karalama erdemli insanın için züll dür.

    ***
    Sayın akif beyefendi. Tek taraflı kamuoyu oluşturma gayretleri dır bizim eleştirdiğimiz. Neden ve niçin araştırması yapmadan ya da bildiği halde gizleyerek o gün çok normal olan hadiseleri bugüne uyarlayarak bazı kurum ve kişiliklere saldırma tavrıdır tenkit ettiğimiz.
    ***
    Sayın Cordan. Ne anlatmak istediğinizi cidden anlayamadım. Çankaya yı ben mabed yapmadım. İyi okumamışsınız yazıları, ayrıca Mehmet Akif ismini kullanarak Cumhuriyeti tasvip etmeyen bir görüntü falan da vermedim. Ben yaşamım boyunca Cumhuriyeti savundum. Siz en iyisi yazıları bir kez daha okuyup değerlendirin lütfen. Yorumlarımı takıp ettiğiniz kanısında da değilim.
    ***
    Birkaç hatırlatma. Daha öncede yazdım. Hilafet makamı/ Halifelik dini değil siyasi bir makamdır. Din otoritelerinin ( Asri saadetten günümüze kadar) genel kabulüne göre Hilafet otuz yıldır ve Hz. Ali ile bitmiştir sonrası krallık ve padişahlıktır. (Arapça ifadesiyle: sümme badeha melikün ve emmare)

    Hilafetin kaldırılması görüşmelerinde TBMM de uzun bir konuşma yapan zamanın Adalet Bakanı ve İzmir mebusu büyük âlim, müderris, fakih, müfessir, muhaddis Seyit Beyin o konuşmasının okunmasında büyük fayda vardır. İnanın çok şey öğreneceksiniz. Bu zatın kimliğini de araştırın derim. Örneğin: Diyanet İslam Ansiklopedisine hiç olsun bakınız diye öneririm.

    Çok yazdım bir kez daha hatırlatmak isteri ki: Atatürk’ün özel ilgi ve gayreti ile başta Hadimli Mehmet Vehbi nin 15 ciltlik “Hülâsatü’l-Beyan fî Tefsîri’l-Kur’an” ; Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’ın “Hak Dini Kur’an Dili” isimli 9 ciltlik tefsiri olmak üzere Cumhuriyetin ilk on beş yılında, Kur’an-i kerim’in tercüme ve tefsirine dair dokuz eser; Ayrıca Kamil Miras tarafından hazırlanan “Sahih-i Buharı Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercümesi” adlı 12 ciltlik hadis tercümesi yazılıp yayınlanmıştır.

    Atatürk bu çalışmaları neden yaptığını şöyle açıklamaktadır. “Türk, Kur’an’ın arkasından koşuyor; fakat O’nun dediğini anlamıyor. Benim maksadım, arkasından koştuğu kitapta neler olduğunu Türk anlasın.”

    Atatürk dine değil din olarak yutturulan hurafe ve zırvalara karşıydı ve bunu en iyi bilenlerden biri de M. Akif tır. Saygılarımla.

  • Asistan'a bir soru31 Aralık 2009 Perşembe 23:49cevabını bekliyoruz asistan

    asistan diye yazan vatandaş, "Cumhuriyete, yani “ulusal egemenlik” düzenine karşı olan orta-çağ düzeni yandaşları" diye bir ifade kullanmışsın... ne demek şimdi bu?

    artık eski tüfeklerde fişek kalmadı klişeleşmiş, modası geçmiş, köhnemiş, safsata, içi boş olduğu anlaşılmış kelimeleri; takılmış CD gibi tekrarlamaya başladılar. UZATMAYACAĞIM: Orta Çağ'ı kim kapattı biliyor musunuz? Ha... Duyamadım? Kim dedin? Yazık ki ne yazık. Bu kadar kendine düşmanlık olmaz. Bu kadar cahillik olmaz! Bu kadar güdümlü düşünce olmaz. Kendi kendine sövmek olmaz. Olmaz ... Olamaz...

  • Cordan31 Aralık 2009 Perşembe 21:06saygiliol@hotmail.com

    Sayın Yazıcı; bu güne kadar yazdığınız yazıları aralıksız takip etmeye çalıştım. Bu güne kadar yazdığınız yazdığınız yazılarınızdan zaman zaman bazı satırlarınıza katılmadığım olmuştur. Bu yazınızda ise Çankaya yı mabet yapan anlatımlarınıza hak vermeme rağmen, sizin gibi bir insanın mehmet akifin ismini kullanarak, Cumhuriyeti tazvip etmeyen görüntü vermenizi ve cumhuriyet kurallarını tartışmaya açmaya çalıştığınız yorumlarınıza katılmamakla beraber sizleri kınıyorum. Eğitimci ve tarihçi olmamama rağmen yapmaya çalıştığınız şeyi size yakıştıramadım. Sizin yazılarınızı bir daha okuyarak zamanımı heba etmeyeceğim. Saygısızlıklarımla...

  • piton hoca31 Aralık 2009 Perşembe 20:34mustafa kemal'e mektup

    şöyle bir tarihi inceleyelim gerçek kaynaklarla. mehmet akif ersoy görev gereği mısırda bulunmaktadır. ankaraya mustafa kemale yazdığı bir mektup aynen şöyle diyor. ya rabbi benim ömrümden al da mustafa kemale ver. ona ihtiyacı var bu islam ordusunun. evet bu yazılanlar uydurma değil bizzat mehmet akifin kendi kaleminden dökülen yazılar. şimdi başa gelelim. mehmet akif ersoyun istiklal marşında söylemiş olduğu kahraman ırkıma ne bu şiddet bu celal. dörtlüğünden ab çok rahatsız olmaktadır. ve sözde islamcılarla sözde laikleri birbirine düşürmenin en iyi yolu bu dörtlüğü yazan insanı masaya yatırmaktır. onun tabutuna bayrağı saran sardı onun marşı le türkiye cumhurıyeti ebediyyen anılacak.
    mehmet akif ersoya ve yüzyılın lideri mustafa kemale allah gani gani rahmet eylesin. size ne kadar teşekkür etsek az. pazar e.m.l

  • Asistan31 Aralık 2009 Perşembe 16:41yakın tarih

    “Türkiye Cumhuriyetinde insan ilişkileriyle ilgili hükümlerin yasalaştırılması ve uygulanması Türkiye Büyük Millet Meclisi ile onun kurduğu hükümete aittir.”

    Cumhuriyete, yani “ulusal egemenlik” düzenine karşı olan orta-çağ düzeni yandaşları, 1924 yılına gelindiğinde, henüz kaldırılmış olmayan halifelik makamına bir rol yaptırmaya koyulmuşlardı: İstanbul basını ile birlikte
    “Halifelik gibi bir manevi zenginliği elimizden çıkarmayalım!” diye yaygara koparıyorlardı.
    Ama halifelik kurumunun ulusal egemenlik ilkesiyle, insan hak ve özgürlükleri ile, hukuka bağlı devlet anlayışıyla, ulusal bağımsızlıkla, kadınların toplumda onurlu yer almasıyla, … bağdaşıp bağdaşmadığı konusunu tartışmaya hiç girişmiyorlar, bu kurumun Kurtuluş Savaşı’nda sömürgeci işgalcilerle ulusa karşı işbirliği yaptığını unutturmak istiyorlar, halk yığınlarının yüzlerce yıllık bilgisizlik ve edilgenliğine güveniyorlardı.
    Mustafa Kemal ise herkesi aydınlatmaya çalışıyordu:
    . “Efendiler, yabancılar halifeliğe saldırmıyorlar. Ama Türk ulusu saldırıdan kurtulamıyor… Çanakkale’de, Suriye’de, Irak’ta, İngiliz bayrakları altında Türklerle vuruşanlar İslam uluslarıydı. (Sömürgeci düşmanlar) Türk ulusuna kolaylıkla saldırabilmek için halifeliğin devam etmesini yeğliyorlar”
    Tartışmalar Büyük Millet Meclisi’ne dek ulaşmıştır. Başbakan İsmet Paşa:
    “Bizi Büyük Savaş oldu-bittisine bir halife fetvasının attığını hiçbir vakit unutmayacağız. Ulus ayağa kalkmak istediği zaman bir halife fetvasının ona düşmanlardan daha aşağılık bir biçimde saldırdığını unutmayacağız.” diyerek eklemektedir:
    “Halife ve bütün cihan kesin olarak bilmelidir ki, … halife makamının gerçekte ne dince, ne de siyasetçe hiç bir anlamı ve varlık hikmeti yoktur. Türkiye Cumhuriyeti boş laflar yüzünden varlığını ve bağımsızlığını tehlikeye atamaz.”
    Mustafa Kemal, 1 Mart 1924 günü Türkiye Büyük Millet Meclisini açış konuşmasında üç noktayı vurgular:
    “1- Ulus Cumhuriyetin bugün ve gelecekte her türlü saldırıdan kesinlikle ve sonsuzluğa değin korunmuş bulundurulmasını istemektedir. Ulusun isteği, Cumhuriyetin denenmiş, olumlu tüm temellere bir an önce ve tam olarak dayandırılması biçiminde anlatılabilir.
    2- Ulusun genel oyunda saptanan ‘eğitim ve öğretimin birleştirilmesi’ ilkesinin an yitirilmeden uygulanması gereğini görüyoruz.
    3- İslam dinini, yüzyıllardan beri yapıldığı gibi bir siyaset aracı durumundan arındırmanın ve yüceltmenin kesin zorunluluk olduğu gerçeğini de gözlemliyoruz.”
    Not: M.Akif ‘i Atatürk 3.maddedeki hususlar için araştırma yapması ve rapor hazırlaması için görevlendirir.M.Akif araştırma için gittiği mısırda etkilere maruz kalır , dönmez ve görevi gerçekleştiremeyeceğini Atatürk’e nedenleri ile bildirir.Atatürk’ün hastalandığı dönemde gelir ve kendisinden helallik ister,hatta "senin kıymetini bilemedim Allah benim kalan ömrümü alsın sana versin" diye dua eder.

  • akif31 Aralık 2009 Perşembe 14:11Ö.L.Beye..

    "Kemalettin Kamu Rize’ye gelmemiş Rize Milletvekilliği yapmış" ,bunu söylemek niye zorunuza gidiyor anlamiyorum.hic kimsenin kasdi bir tavri yok bunlari anlatmakta,yillarca hersey bir sir gibi saklandi milletten,bunlari milletin ögrenmesinden niye gocunuyorsunuz?siz de yorumununzda bircok sey yazdiniz gecmisle ,tarihle ilgili, ne güzel.
    eger sunu söylerseniz, ki söylüyorsunuz, "neden falanca sairin bilmem su siirini yazmamis, söylememis?" o zaman hata edersiniz.o zaman yaptiginiz elestiriden cikar baska bir boyut alir.
    herkesin bir bakis acisi vardir, mesela ben de böyle bir bakis acisi icerisindeyim sizin yorumunuza karsi.
    selametle kalin...

  • Hilmi DURAL31 Aralık 2009 Perşembe 02:04Saptırma

    Önce Ömer Beye teşekkür ederim, güzel yorumları için.Cumhuriyete ve Atatürk'e düşman olanlar, seksen yıl önce yaşanmış olayları gündeme getirerek akıllarınca intikam almak istiyorlar.Müslüman maskesini takarak yalan-yanlış yazılarla ,cumhuriyeti kuranları zan altında bırakmak istemektedirler.Çabalarının beyhude olduğunu seksenbeş yıldır anlayamadılar.Onlar çamur attıkça Atatürk daha da değer kazanmakta.Sayın Taşçı ,Akif'in Mısır'dah yazdığı mektupta "Gerçek İslam Türkiye'de yaşanıyor.Allah, geri kalan ömrümü Mustafa Kemal'in ömrüne eklesin." cümlelerini yazmak sizin için nekadar azap verici olduğunu biliyorum.Şunu da biliyorum ki,"Güneş balçıkla sıvanmaz" Hayatınızda bir kez olsun ; havasını soluduğunuz,yiyip içtiğiniz , özgürce yazı yazdığınız ülke için,cumhuriyeti kuranlar için güzel bir şeyler yazın

  • Ömer Lütfi YAZICI30 Aralık 2009 Çarşamba 22:19Nisa 135. Ayeti hiç mi okumuyoruz?

    Gerçekten üzülüyorum “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” ilahi emrine muhatap olan birçok insan dini söylemi dilinden düşürmediği halde yalan, saptırma, karalama, iftira, tezvir vs. ile uğraşmaktadır. Hele yeri geldiğimde tasavvuftan dem vurup bu çirkin fiilleri işleyerek gençliği iğfal edenlerin Türk basınında çoğunlukta olmaları beni kahrediyor.

    Kemalettin Kamu Rize’ye gelmemiş Rize Milletvekilliği yapmış mış. Cümlenin içinde inceden inceye mesaj var! Bakınız o dönemin kendine özgü şartları var. O dönemi bugünle kıyaslayamazsınız. Türkiye’de cumhuriyet sadece ilan edilmiştir. Bu cumhuriyet demokratik değildir. Biz bunu Mustafa Kemal’in ağzından duyuyoruz. O diyor ki: “Biz demokrat değiliz, biz sosyalist değiliz, biz bize benzeriz”. Fuat Sirmen de Rize lı dır 5. dönem Erzurum Milletvekili, M. Akif İstanbulludur Burdur vekili olarak görev yapmıştır. Bu durum o günün şartları gereğidir. Siz asıl 2009 da durum nedir ona bir baksanız ya?

    Söz konusu şiirin tamamını bir görelim.

    Gözyaşına veda et ey güzel Anadolu
    Hakkını korur elbet Türk'ün bükülmez kolu
    Cenk ederiz genç koca bugün değil yarın da
    Yâdımız ağladıkça İzmir ezanlarında

    Hak yolunda kan olur dünyalara taşarız
    Ya şerefle vurulur ya efendi yaşarız
    Her gün yeni bir hile arkasından satıldık
    Her gün yeni bir dille yurdumuzdan atıldık

    Yeter ey Kâbe'mizi elimizden alanlar
    Alıkoyamaz bizi yolumuzdan yalanlar
    Hangi alçak el alır el zinciri boynuna
    Kim Yunan'ı bırakır Türk kızının koynuna

    “Ne örümcek, ne yosun,” şiiri de birkaç yıl sonra değil 1937 de yazılmıştır (Kaynak İsmet Özel Bursa Konferansı / 4 Mart 2006)

    O tarihte Cumhuriyet ve Cumhuriyet simgelerini övmekte kantarın topunun kaçtığı inkâr edilemez bir gerçektir. O halde sen ne diyorsun Ömer Lütfi; Şunu diyorum. Bu şiiri eleştirenler o tarihte “Kadının bacaklarına Allah diye taparım” şiirini yazan Necip Fazıl Kısakürek için neden iki cümle yazmazlar. Madem gerçekleri yazacağız; Madem gençleri aldatmayacağız neden N. F. Kısakürek’in; 10 tonluk bir Austin kamyonun 5 bin liraya satıldığı günlerde Menderesten, örtülü ödenekten “Büyük Doğu” mecmuası çıkaracağım diye 147 bin lira yani 30 adet Kamyon bedeli! Aldığını, bu parayı kumarda yediği için mahkûm olup Balmumcuda hapis yattığını yazamıyorlar. Bu ne biçim iyi niyettir? İnsanda birazcık hayâ duygusu olması gerekmez mi?

    İddialara tek tek cevap vermek isterdim bunun için yeterli birikimim var. Bundan emin olun. Ancak çok uzun yazmak her konunun evveliyatından başlamak lazım aksi halde konu anlaşılamaz. Bunun için de yer yeterli değil. Şu olayı yazayım da o günleri gençlerimiz anlasın. Cumhuriyet değerlerine saldırmak için her şeyi çarpıtan, bahane arayan bu zihniyeti birazcık tanısın!

    Fahrettin Altay Paşayı (1880 – 25 Ekim 1974) duymayan yoktur. Türk Kurtuluş Savaşı kahramanlarından asker ve politikacı. Başkomutanlık Meydan Savaşı’nda Yunan Ordusu’nu kovalayarak İzmir’e giren ilk Türk süvarilerinin komutanıdır. İkinci Dünya savaşı yıllarında Kadıköy’de ikamet eden bu komutan eşiyle birlikte iki dükkâna kesekâğıdı yaparak geçımını sağlamıştır. Hazın hikâyenin gerekirse ayrıntısını yazarım.

    Akif hakkındaki gerçekleri öğrenmek isteyenler ise Safahatın (Yeni matbaa 1963 İstanbul) giriş kısmına Ömer Rıza Doğrul’un yazdıklarına baksınlar. Yine Akif’in aynı kişiye Mısır dan gönderdiği son mektubunu bulup okusunlar derim. Mektupta aynen şu cümleleri de göreceklerdir “Aziz kardeşim gördüm ki gerçek İslam bütün eksikliklerine rağmen Türkiye’deymiş” Saygılarımla.

  • MANŞETTEN DÜŞMEYENLER




    ANALİZ
    ÜYE İŞLEMLERİ