• BIST 90.061
  • Altın 144,927
  • Dolar 3,6135
  • Euro 3,9003
  • Rize 8 °C
  • İstanbul 9 °C
  • Ankara 6 °C
  • Trabzon 8 °C
  • Samsun 7 °C

MEVLÂNA’DAN Ali ŞERİATİ’YE PARİS GECELERİ

D. Ali TAŞÇI

“Çölde gölgeye tapılır, güneşe değil” diyor, Ali Şeriati, “Kevir-Çöl” adlı eserinde. Bu sözü bir kenara not ederek, Hz. Mevlâna ile gelişen dostluğumuzu anlatmak istiyorum:


Yıllar önce, öğretmen olarak Ankara’dan Fransa’ya uçarken; bin türlü kaygılarım, korkularım vardı: “Oradaki hayat, hayatımı ne yönde etkileyecekti? Gâvurun ekmeğini yediğimiz zaman kılıcını da kuşanacak mıydık? Bunca yıldır okuduklarımız ve yaşadıklarımızla Avrupa’daki, bize göre yeni, yaşam tarzı barışabilecek miydi? Batı dünyası, kitaplarda okuduğum gibi miydi, yoksa orası apayrı bir âlem miydi? Oradaki insanların bizden farklı düşünce ve duyguları var mıydı, nelerdi?”


Bütün bu sorularla boğuşurken ve can havliyle kitaplara abanarak oralarda bir şeyler bulma derdine düşmüşken, Sahih-i Müslim’de bir Hadis-i Şerif’le karşılaştım, dünyam aydınlandı. Hadis şuydu: Sahabe-i kiramdan biri Peygamberimize (AS) gelerek şunu soruyor: “ Ya Resulallah, diyar-ı küfre gidiyorum, bana ne tavsiye edersiniz?”

Soruyu sanki ben sormuştum, heyecanlandım ve Peygamberimizin verecek olduğu cevaba odaklandım. Rasulullah (AS) şöyle tavsiyede bulunmuştu o sahabeye:

“Orada secdeni çoğalt!” diyordu, Efendiler Efendisi.

Aman Allah’ım!.Peygamberim, zamanları aşarak bana sesleniyor ve yolumu aydınlatıyordu. Diyar-ı küfürde namaz kalkanım oldu, bunu bizzat yaşadım.


Yurtdışına çıkarken, kitaplarımın arasına bir de “Mesnevi” koydum. Doğrusu, o zamana kadar Mevlâna’yı iyi tanımıyordum.


Değerli dostlar, Paris gecelerinin çağrısına direnebilmek, kolay mı sanırsınız? Gençsiniz, cebinizde paranız var ve siz Champs Ellisee Bulvarı’nda yürüyorsunuz!..Şeytanın aklına gelmemiş albeniler, nefsinizi adeta hortumlayan ve kendine çeken görüntüler ve daha neler!..


Akşam vakti geçmek üzere. Arabamı Şanzelize Bulvarı’nın kenarında uygun bir yere çekiyorum. Akşam namazını kılacağım, ama nerede? Canım sıkılıyor, koltuğun üzerindeki Mesnevi’yi alıp can sıkıntısından karıştırıyorum. O da ne? Açtığım sayfada Mevlâna şöyle diyor: “Akşam namazı vakti gelince herkes ışığını yakar, sofrasını kurar, ben de gönlümde sevgilinin hayalini bulur, feryâd ve figâna başlarım. Gözyaşlarımla abdest aldığımdan ötürü, namaz böyle ateşin oluyor. Allah’a yemin ederim ki namazı nasıl kıldığımın farkında değilim!”


Gözlerim doluyor, içimi bir huzur ve emniyet duygusu kaplıyor. Bir anda Paris bir damla su oluveriyor ve gözlerimden damlıyor. Champs Ellisee’deki kokular, Medine kokularına bürünerek burnuma, gönlüme dolmaya başlıyor. Arabadan çıkıyorum, seccademi alıyorum ve Şanzelize Bulvarı’nın kenarında pusulayla bulduğum kıble yönüne doğru yöneliyor ve akşam namazı için “Allahû Ekber” diyorum!.. Yanımdan geçenlere bakmıyorum, ama iki Arap’ın “Maşallah, Sübhanallah” sözlerini de duymuyor değilim.


Artık “Mesnevi, Divan-ı Kebir, Fihî Mafih, Rubailer, Mecâlis-i Seba” gibi eserleri bana ışık tutuyor, Mevlâna’nın.


Şimdi başa dönebiliriz. Ali Şeriati’nin, “Çölde gölgeye tapılır, güneşe değil” sözünün ne anlama geldiğini sorgulayabiliriz.


Şeriati, bana Avrupa’da ışık tuttu, diyebilirim. Eserleriyle, yakıcı nefs güneşinin altında gölgem oldu, beni serinletti. Bütün eserlerini bir bir okudum orada. Hele “Kevir, Medeniyet ve Modernizm, Aydın, İnsan, İnsanın Dört Zindanı, Hac, Medeniyet Tarihi, Dinler Tarihi..” gibi eserleri etkileyiciydi. Avrupa’yı ve oranın fikir akımlarını iyi biliyordu. Zaten, Savak ajanları tarafından 1977’de İngiltere’de şehit edilmişti. İranlı olması hasebiyle Mevlâna’ya ve İkbal’e de yakın duruyordu. (Mesnevi’nin aslı Farsça’dır.)

            Nefs güneşinin ruhumu kavuran sıcaklığına gölge olanlara teşekkür etmek elbette boynumun borcudur. Bir şeyi anladım; nefsinizin şiddetli isteklerine boyun eğmezseniz, adeta dünyanız kararır gibi olur; ama bu anın, sabah güneşinin, yani ruhunuzun doğum anı olduğunu biraz sonra anlarsınız. Zevklerin en güzeli, nefse muhalefetten sonra size gelenlerdir.

 

Kevir’le Mesnevi’yi birlikte okudum. Avrupa çölünde “gölge”yi nerede, nasıl bulacaktım? Şeytanın, nefsin ve Paris’in çağrısına nasıl direnecektim? “Her Avrupalı iki kişidir: Biri Pascal, biri Descartes. Her bir Çinlide Konfüçyüs ile Lao Tze çekişir” diyordu Kevir’de, A.Şeriati. Peki, ben Müslüman’dım; benim içimde neler vardı veya olmalıydı?


Mevlânâ imdadıma yetişiyordu: “Denizin suyu, ölmüş kişiyi başının üstüne alır, suyun yüzünde gezdirir. Diri olan, denizin elinden nasıl kurtulur? Sen, arzularını öldürür, beşeriyet vasıflarından kurtulursan, sırlar denizi, seni başında taşır.”


Paris’te “ölü” olmak! Evet, Paris’te yalnızca “ölü” olanlar kurtulmuşlardır.
Paris’teydim; fakat ruhumun Kevir’inde (çölünde) idim. Gölge neresiydi, güneş nerdeydi?

 

 Paris’teydim, gölgem imanımdı, namazımdı. Bulvarların çağrısına koşmak isteyen nefsime en büyük darbeyi imanım ve namazım indiriyordu. “Namaz, insanı her türlü kötülükten alıkor” âyeti, adeta can getirerek yanımda bir muhafız hüviyetine bürünmüştü.


“Halk gecedir, pir ise nûrlar saçan ay” diyen Mevlâna, Mesnevi’si ile sanki karanlığa boğulmuş Paris halkını uyarmaya çalışıyordu. “Gönül ehlinin bilgileri kendilerini taşır, beden ehlinin bilgileri ise kendilerine yük olmuştur.”
Bunun için Avrupa geceleri çok ağır. O gecelerde insanlar, bütün dünya mazlumlarının “ah”ını solurlar. Gökler bunun için kurşun gibidir; yer, toprağın merhametinden mahrumdur.


Vatan, birkaç gönüldaştan ve dildaştan ibarettir. Bana “el diyarı”nı yaşanır kılan, kılavuzluk eden; beni bana tanıtan Mevlâna’yı rahmetle, minnetle anıyorum. Ve Batılıya karşı aşağılık kompleksine kapılmaktan beni uzak tutan, Batı’nın arka penceresini gösteren Ali Şeriati’ye de Allah’tan rahmet diliyorum.


Sözü yine Mevlânâ’ya bırakalım:
“Ne zaman ki, gece renkleri örter, ancak o zaman rengi görmenin nûra bağlı olduğunu anlarsın. İç âleminin renkleri için de bu böyledir. Dışarıdaki renkler Güneş’i ve Süha yıldızının ışığı ile görünür. İç âleminin renkleri ise, ancak Allah nûrunun vurması ile belli olur.”
Avrupa’da güneş çok, ama nûr az. Dileriz Avrupa da, dünya da nûrlansın!..

 

Her ne şekilde ve hangi fikirde olurlarsa olsunlar, gençlerimize, kendi medeniyetlerinin öncüleriyle tanışmalarını ve ön yargı zindanından kurtularak olaylara yaklaşmalarını tavsiye ediyorum. Yarını, heyecanla sokaklara dökülenler değil, aşkla kitaplara yönelenler ve insanlara ve onların değerlerine insanca yaklaşanlar kuracaktır.  

  • Yorumlar 1
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 474 76 40