• BIST 73.929
  • Altın 132,168
  • Dolar 3,5237
  • Euro 3,7703
  • Rize 8 °C
  • İstanbul 9 °C
  • Ankara 3 °C
  • Trabzon 7 °C
  • Samsun 5 °C

Millet güven duygusunu kaybederse...

Seyfullah FIRAT
Bu köşelerde yüzlerce yazı yazdım ve Ergenekon olayının “fasa fiso” olduğunu iddia edenlere yakın durmuştum. Ancak kazın bacağı bizim zannettiğimiz kadar kısa değilmiş meğer.

Şimdi geri vitese takma, kıvırma veya özür dileme sırası bana geldi gibi bir tablo var ortada. Mahcup olmak veya özür dileme durumuna gelmiş olmak hiç de önemli değildir. Yeter ki gerçekler ortaya çıksın ve ülke kurtulsun.

Ancak ülke kurtulsun derken bu milletin güven duygusu dağlarına da aman kar yağmasın veya milletin umutlarını çalmak isteyen hırsızlara da fırsat verilmesin isteriz.

Yanlışını görmek veya yanlışında ısrarcı olmamak bana göre bir erdemdir. Bendeniz bu şerefe geç kalmamak kaygısından daha çok, yanılmışlığımın veya aldatılmış olabileceğim ihtimalinin ruhumun derinliklerinde peyda ettiği dalgalanmaların etkisiyle şimdi kıvırmaya hazırlanıyorum.

Herkes gibi korkunç bir güven kırılması yaşıyorum. Milletimizin en çok güvendiği ve yüz binlerce şehidin kanı üzerinde kurup bu güne kadar yaşatmayı başardığı devletinin iğrenç renklerle boyanmış bir resmi ile karşılaşıyor bu günlerde millet evlatları.

Bu fotoğraf, bu güven kırılması; faciaların en korkuncundan daha korkunçtur. Devlete olan güven duygumuz içimizden adeta sökülüp alınıyor. Bilinmez bir güç karşısında devlet kendini savunamaz durumda veya söz edemeyecek kadar arka yüzü kirlenmiş durumda. Belki de ak pak olan yüzü kirletilmek isteniyor.

Bu millet için bundan daha büyük bir psikolojik çöküş, bundan daha acı bir çözülme ortamı asla olamaz. Resmen iflas etmiş bir canlı beden ve musalla taşına uzanmış bir mevta gibiyiz şimdi.

Olayların doğru veya yanlış olması hiç fark etmez. Her ikisi de iflas ve bitişi işaret eder. Bu duruma bizler üzülürken belli ki birileri yılların kiniyle kıs kıs gülüyordur şimdi. O gülüşlerin arkasındaki çirkin yüzden iğrendiğim kadar, bu zebanilere bu fırsatları verenlerden de aynı ölçülerde tiksiniyorum ben.

Yazık, çok yazık! Bu devlet bu haller mi düşmeliydi ve üç buçuk soysuzun elinde maskara mı olmalıydı demek geliyor içimden.

Sözün doğru olanı, bunca melanetin ortaya çıktığı bu aşamada, bu işlerde sandığımızın çok ötelerinde bir takım bilinmezlerin olduğunu artık kabul etmenin zamanı geldi düşüncesine kapı aralamamız dikte ediliyor bize sanki!

Ülkenin birtakım canilerin elinden kurtarıldığı görüntüsü karşısında diyebilecek sözümüzün kalmadığı noktaya doğru mahcup adımlarla yürürken, kurtarıcılara baktığım zaman da, gelecek adına tam bir güven duygusu içerisinde de henüz olamadığımı açıkça söylemeliyim.

Söz konusu güven duygusunu yaşadığım zaman herkes emin olsun ki, tıpkı şimdi itiraf etmekte olduğum gibi ikinci defa şapkamı önüme koyacağımdan hiçbir kimsenin zerre kadar şüphesi olmasın. Çünkü biz yanılmışta olsak bu ülkenin ve bu milletin sevdalısıyız.

Biz insanız ve yanılırız veya kandırılabiliriz. Ancak bir ömür boyu kandırılan saflardan asla olmamalıyız. Yanlış görürüz veya yanlış anlarız, ama gerçeği görünce de boynumuzu eğer ve hatamızı kabul edecek kadar da bu milletten ve haktan yanayız.

Ankara’nın göbeğinde, toprak altından cephanelik çıkıyor. Buna itiraz edebilecek kimseler elbette yok ve biz de itiraz edebilecek durumda değiliz. Peki, bu silahları oraya gömenler veya gömenleri bu devlet adına daha düne kadar kullananlar bu devletin ta kendisi ise ve bugün yine bu devlet aynı silahları kazıyarak ortaya çıkarıyorsa, o zaman da bu ülkede iki devletten bahsetmemiz gerekmez mi sorusu karşısında çaresiz kalıyoruz.

Şimdi bir can alıcı soru daha dank diye beynimize düşüyor ve soruyoruz. Dünkü devlet kimdi ve bu günkü devlet kimdir? Her ikisi de ya bizimdir ya da hiç biri bizim değildir. İşte bu noktada pirincin taşını ayıklama işini birilerine ihale etmiş olmayalım sorusu soru zincirimize bir anda takılıveriyor ve yeni şüphelere düşmeden de edemiyoruz.

Devletin şapka değiştirdiği doğrudur ve öyle de görünüyor. Merak ediyoruz ve sormaya devam ediyoruz. Değişen şapka olduğuna göre veya kalpak olmadığına göre, söz konusu yeni şapkayı giyen de bu millet olacağına göre, acaba şapkanın kumaşı veya imalatçısı mı değişti diye de merakta etmiyor değiliz.

Durum her ne olursa olsun, biz gelişmelere göre tavrımızı sürdürmeye devam edeceğiz. Şu anda “Ergenekon” denilen melanetin “fasa fiso” olmadığına az da olsa hükmedebiliyorum ve doksan derecelik bir anı dönüş manevrası içerisinde bulunuyorum.

Benim rotamı bundan sonra kendi bildiklerimden çok, gelişmelerin seyri belirleyecek herhalde? Biraz mahcup olmuş olsam da, sevinerek soyluyorum ki yeniden doğmuş gibiyim ve oldukça huzurluyum.

Tek bir şeye üzgünüm! Acaba diyorum; yanılgılarımızı, günahlarımızı telafi etmeye veya bütün yalan ve doğruları görmeye ömrümüz yetecek mi veya bu devleti kuşatmak isteyen başka bir takım güçler varsa, onların da deşifre olacağı günleri görebilmek nasıp olacak mı bize acaba? İnşallah Allah bunu nasıp eder bize.

Henüz hiçbir kimseden özür falan dilediğim de yoktur. Şu anda kendimle hesaplaşma sürecindeyim. Birilerinden özür dilemem gerekirse mutlaka zamanı gelince ve Allah nasıp ederse özrümü ortaya koyacağım. Henüz kuyunun dibini veya kuyuya inenleri tam tanıyabilmiş değilim. Bir süre daha bekleyeceğim ve bir daha yanılgı asla yaşamak istemiyorum.

Son söz olarak en büyük tehlikeyi bir kere daha işaret ediyorum. Sarsılan güven duygumuzu tamir etmek bu fotoğrafı çizmek kadar kolay olamayacak. Bu fotoğrafı çizen taraflar bu fotoğrafın gölgesinde bir gün diz çöküp ağlaşacaklar. Bu devleti çok arayacağız, ama bulmak kurtuluş savaşında olduğu kadar da kolay olmayacak sanırım.

Ancak şu konudan çok eminim. Artık ben iki gün önce ki Seyfullah Fırat değilim. Çünkü ben en büyük silahım güven duygumu kaybettim. Benim güven duygumu çalanlara lanet olsun. Son bir umutla yine de her işiniz “Türk için ve Türk’e göre olsun” dualarımla sağlıcakla kalın diyorum.
  • Yorumlar 69
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 474 76 40