• BIST 90.182
  • Altın 146,281
  • Dolar 3,6195
  • Euro 3,9306
  • Rize 10 °C
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 13 °C
  • Trabzon 9 °C
  • Samsun 11 °C

Millete yeniden format atmaya kalkmayın!

Seyfullah FIRAT
Türkiye Cumhuriyeti devleti kurulurken bu devletin kimyası ‘Türkleşmek- İslamlaşmak- Muasırlaşmak’ düşüncesi ve sistematiği üzerinde inşa edildi.

Türkleşmek- İslamlaşmak- Muasırlaşmak hedeflerimiz o günün şartlarında bu milletin önüne ülkü olarak konuldu. Devlet treni bu üçlü ray üzerinde yolculuğa çıkarken, boynumuzu eğik düşüren sosyal, içtimai ve iktisadi bütün sancılarımızın, bu noktalardaki ihmallerimizden kaynaklanmış olduğu da bir şekilde işaret edilmiş oluyordu.

Cumhuriyetin ilk yıllarında bu çizgide çok ciddi çalışmalar yapıldı. Atatürk devrimleriyle devlet ve millet trenimiz yeniden yola çıktı. Savaştan büyük kayıplarla çıkmış olan bu millet, savaş sonrasındaki ilk on yılda, az zamanda çok büyük işler yapmayı başardı. Millet ve devlet kaynaşması o yıllarda bütün dünyanın gözünü kamaştıracak ölçülerde zirvelere tırmandı.

Yüce dinimizi hurafelerden soyutlamak niyetiyle Kur’an tefsiri ve meali yazma çalışmaları başlatılırken, diğer bir tarafta da asırlardan beri unutmuş olduğumuz Türklüğümüzü yeniden hatırlamak için Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu gibi hayatı öneme haiz kurumlar vücuda getirildi.

Yeni devletin kuruluş felsefesine göre, milli misak sınırları içerisinde yaşayan herkes Türk olarak kabul edildi ver herkes Türk kimliğinde buluştu, kaynaştı. Kimse birini ötekileştirmedi, kimse kendisini başkalarından farklı adlandırmadı.

Osmanlının son asrına baktığımız zaman, toplum bireyleri giydikleri fese, beline taktıkları kemere, mensup oldukları tarikat veya iradelerini kaptırdıkları şeyhe göre bin bir çeşit parçaya bölünmüş bir durum söz konusuydu.

Osmanlının sonunu hazırlayan en büyük etmen de bu dağınıklık ve parçalanmışlıktı. İstiklal harbi sonrasında Cumhuriyetin temelleri atılırken, Osmanlı’nın bakiyesi olan bu milletin yetim evlatları, yeniden bir takım ortak paydalar inşa ederek veya unutmaya yüz tutmuş olan temel dinamiklerimize dönüş yaparak etle tırnak gibi kaynaşmışlığımızı bütün dünyaya son kez haykırmıştık.

Artık millet hayatında yeni bir sayfa açılmış, bütün eksiklerimiz, zaaflarımız veya Osmanlının sonunu getiren bütün istenmeyen sebeplerin yok edilmesi gerekiyordu. Söz konusu çürümüşlüğümüzün veya zaaflarımızın temelindeki sebepler olarak, Türklüğümüzden kopuşumuz, dinimizi hurafelere boğduruşumuz ve uygar dünyadan ayrı kalışımız olarak anlaşılıyor ve bu istikamette yeniden bir yolculuğa çıkmıştık.

Ne yazık ki bu yolculuğumuz, Atatürk’ün ölümünden çok kısa bir süre sonra iktidar erkince ciddi bir şekilde heyecan ve hedef kaybına uğratılıyor ve birileri de bu milleti o gündür bugündür batının eteklerinden tutunma zilletine mahkûm ediyorlardı.

Devletin temel felsefesi olan Türkleşmek-İslamlaşmak ve muasırlaşmak çizgisi dejenere ediliyor ve her türlü soysuzluk, taklitçilik, aymazlık milletin hayat felsefesi haline getiriliyordu.

Bu süreçte milletin yaşam tarzına, inançlarına ciddi saldırılar oldu ve bunun neticesinde de toplum barışımız veya inşa etmeye çalıştığımız ortak paydalarımız ciddi ölçülerde zarar gördü.

Şimdi geldiğimiz durakta karşımızdaki aynaya Türk gözüyle baktığımız zaman, Osmanlı’nın son zamanlarında yaşadığımız rahatsızlıkların bir benzerini ve kat kat daha fazlasını bu son zamanlarda tekrar yaşadığımızı büyük bir üzüntü ile görüyoruz.

Bugünkü manzaramıza baktığımız zaman milli devletimizin küresel rüzgârlar karşısında irtifa kaybı yaşadığını, dünkü sözde İslamcı ve bu gününün liboşları dışında herkes kabul etmektedir.

Dünkü siyasal İslamcı diye ortalarda fiyaka satan, bugün ise liboşluğa terfi eden zevata göre, her melanetin arkasında söz konusu terör örgütüne mensup darbeci pislikler varmış. Bu iddialar gözleri kör edici, zihinleri kuşatıcı şeytanca iddialardır.

Siz veya birileri, her melanetin arkasına derin devlet vardır derseniz, o zamanda bu milletin üzerine kötü niyetlerle hesap yapan bütün küresel eşkıyaları perdelemiş ve örtmüş oluruz. İşte oyunun en kirli ve yanıltıcı penceresi bu noktadır. Basiret sahibi insanlar önüne konulana değil, bizden gizlenene bakabilen insandır.

Bugün bu devletin bütün cıvataları yerinden oynatılmış, Türklüğümüz ve Cumhuriyetimiz açık arttırmaya çıkarılmış durumdayız. Türküm demenin suç sayılacağı günlere doğru hızlı bir şekilde koşar adımlarla gidiyoruz.

Sayın Genelkurmay Başkanı son yaptığı açıklamalarıyla çok önemli noktalara işaret ettiler. Gizli tanıklara nasıl inanılacağını haklı bir şekilde sordular. Topraktan çıkan silahların orduya ait olmadıklarını açıkça ortaya koydular. Masum insanların suçlandığını dile getirdiler. Ergenekon lafını bir kez dahi ağızlarına almadılar. Sayın Genelkurmay Başkanı adeta herkese demokrasi ve hukuk dersi verdiler.

İşbirlikçi medya çılgına döndü ve Sayın Genelkurmay Başkanı’nı Ergenekon’un avukatı ilan ettiler. Bütün bu densizlikler çok adice hesaplanmış bir senaryonun sonuçlarıdır. Geçmişi bin yıla dayanan muhteşem bir ordu, zan altına bırakılmaya çalışılıyor. Bu kimlerin işine yarar diye bir soruyu kendine soran kimse yok.

Ağzı olan konuşuyor ve can alıcı boyutlara varan bir bilgi kirlenmesi söz konusudur. Kurumlar kendilerini savunmak zorunda kaldıklarında hukuk dışına çıkılırsa, hukuk dışına çıkanlar kadar kurumları hukuk dışına çıkmaya zorlayanlar da suçlu olurlar.

Küresel eşkıyaların eteklerinden tutunanlar ve kendilerine vaat edilen imtiyazlar uğruna bu millete yeni bir format atmayı düşleyenler erkenden akıllarını başlarına toplamalıdırlar. Bu milletin formatı Cumhuriyet kurulurken atılmış ve bu millet yaşadıkça da yeni bir formata gerek yoktur.

Biz değişen dünyaya uyum sağlamaya değil, dünyayı kendimize uydurmaya talibiz. Biz küçük oynamaya değil, büyük oynamaya ve kazanmaya sevdalı bir milletiz. Biz bölünmeye veya parçalanmaya değil, etle tırnak gibi kaynaşmanın özlemindeyiz.
Bugün millet bireyleri bin bir çeşit cemaat ve tarikatların kıskacına çekilmiş ve olmayan bir takım düzmece etnik ayrılıklar körüklenip durmaktadır. Bu yaklaşımları biz toplumu ayrıştırma, öteleştirme operasyonuna hizmetkârlık şeklinde yorumluyoruz.

Bugün devletin kurumları arasında alan kapma kavgası peyda edilmiş, göz bebeğimiz olan ordumuz akıl almaz saldırılara hedef olmaktadır. İkinci Cumhuriyetçiler pusularından çıkarak var güçleriyle Cumhuriyet kalemize karşı amansız bir saldırıya geçmişlerdir.

Ülkenin temelleri ciddi bir şekilde sarsıntı yaşarken, ne anlaşılmaz durumdur ki, bu ülkeyi yönetenler bu günlerde küresel rüzgârların etki alanına hapsolarak kıyamete doğru gittiğimizin farkında bile değiller. Allah aşkına, bugün bu ülkede hangi işimiz doğru gitmektedir.

Geçmişte nasıl ki Ankara parkına hâkim olanlar kendilerini millet üstü gördüyseler, şimdi de cemaatler insanımızı kuşatarak yeni bir özel insanlar gurubu peyda ettiler. Bugün bu ülkenin bir cemaat ve ekip tarafından adım adım kuşatılmaya çalışıldığını inkâr edebilecek bir namuslu insan var mıdır?

Ülke gömlek değiştiriyor ve birileri bu ülkeyi adeta rota değişikliğine taşımak istiyor. Cumhuriyete karşı ezelden beri kin dolu olanlar şimdi fırsat bulmuş, her gün ve her saniye adım adım hedeflerine doğru hızla ilerliyorlar.

Ülkenin sahipleri olduğunu söyleyenlerde de ses yok. Bu ülkenin sahibi yine elbette bu millettir. Kendilerini bu milletin yerine koyanların yıllardan beri açtıkları gediklerden içeri sızanlar şimdi kendisini milletin yerine koyanlara da kemençe çalar oldular.

Türk insanı kandırılıyor ve yanlış yönlendiriliyor. Milletin belleğine yeni bir format atılıyor sanki. Devletin rotası değiştirilmeye çalışılırken diğer bir yandan da milletin hafızası siliniyor.

Bu memlekette dış odakların yaptığını varsaydığımız bütün olaylar ve iddialar meğer hepsi yalan ve uydurmaymış. Bu topraklar üzerinde ABD, AB, İngiltere, İsrail, Yunanistan ve Ermenistan gibi hiçbir ülkenin kirli bir hesabi yokmuş.

Bu iddiaları ortaya atanların hepsi şu Ergenekoncu çakal takımının etkisi altında kalıp da dostlarımıza kem gözle bakma gibi bir günaha düşmüşler.

Bu ülkede çalan, çırpan, kendisine oynayan, milletin kanını emenler yalnız geçmişte varmış sanki. Bugün her şeyimiz güllük ve gülistanlıkmış veya kimsenin eli kimsenin cebinde değilmiş!
Gözü kör olanlar bile gülerler bu yalanlara.

Kötü veya iktidar karşıtı olarak değerlendirilenler, horoz darı tanelerini toplar gibi toplanıp bir yerlerde istif edilirken, onların yerlerine de yeni kurtarıcılar veya hep iyiler konuyormuş gibi bir görüntü sergileniyor, inşallah öyledir!

Memleketin durumu maalesef hiç de hoş değil ve geleceğimiz de birçok bilinmezlere gebe gözüküyor. Ülkenin huzur bulması iktidar erkini elinde tutanların devletle uzlaşması ve kendilerini devlet koruyucusu olarak adlandıranların millete yakın durmalarıyla mümkün olabilir.

Bütün dualarımız bu milletedir ve bir daha İstiklal harbi vermek veya Anadolu’yu yeniden Türklerin vatanı yapmaya ihtiyaç duymayız inşallah.
  • Yorumlar 34
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 474 76 40