• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • Rize -4 °C
  • İstanbul 3 °C
  • Ankara -8 °C
  • Trabzon 4 °C
  • Samsun 2 °C

MİLLETİNİ SEVMEK GÜNAH DEĞİLDİR!

Seyfullah FIRAT
Her milletin kendisine has bir kültürü, kendi dinamiklerinden beslenen bir yaşam biçimi vardır.
Her varlığın yaratıcısı olan yüce kudret elbette her yarattığı varlığa bir diğerinden farklı biçim vermiş ve farklı misyonlarla yüklemiştir.

Dünya merhaleler dengesindeki şaşmaz kurallardan bir tanesi de canlıların kendi başlarında bir denge unsuru olmalarıdır. Az olan çok olan karşısında, siyah beyazla mukayese edildiğinde, iyiyle kötü karşılaştırıldığında mükemmelin farkı ortaya çıkar.

Bir yerde az olan, başka bir yerde kendisinden eksik olanın yanında fazla, bir yerde iyi olan diğer bir yerde daha iyinin yanında daha az iyi görüntüsünde ortaya çıkar.

İnsanlık tarihine göz attığımız zaman, bazı kavimlerin Allah’a yakın olduğunu, bazı kavimlerin de haktan uzak durduğunu tespit ediyoruz. Söz konusu yakın veya uzak duruş görüntüleri genele şamildir. Söz konusu toplumlar içinde müstesnalar olsa da bu durumlar genele şamil kılınmaz ve yorumlanamaz.

Türk milletinin geçmişine baktığımız zaman, şükürler olsun ki, bu millete mensup olan herkesin yüzünü ağartacak kadar fazlalıklara ve güzelliklere sahip olduğumuzu görürüz. Bu toplumun inanmış bireyleri olarak bizler bu artılarımızı belki onur ve şükür meselesi kabul edebiliriz ama asla gurur ve kibir malzemesi etmeyiz ve edemeyiz.

Yüce dinimiz kibirlenmeyi, böbürlenmeyi, olduğunuzdan farklı görünmeyi mubah olarak telakki etmez. Ancak yüce dinimiz mütevazilik adına silikleşmeyi, örnek taraflarımızı görmeden gelmeyi, moral ve motivasyon kaynaklarımızı inkar etmeyi telkin etmez.
Nasıl ki fazla böbürlenmek hoş değilse, çok fazla silikleşmekte hoş değildir. İfrata ve tefrite düşmeden kibir yerine vakarı, böbürlenme yerine değerimizi bilmeyi bilmemiz gerekmektedir.

Nasıl ki kendisine öz güven duygusunu kaybedenler uzun soluklu koşulara çıkamazlarsa, kendi güzelliklerini unutanlar da yorulmadan ve ter atmadan yorgun düşerler. İnsanları başarılı veya başarısız, iyi veya kötü yapan gönül dilleridir. Gönül dili, gönüllerimizin zenginliği ve cesaretimiz nispetinde ortaya çıkar.

Gönülleri eskimiş veya yorgun düşmüş, motivasyon kaynakları unutturulmuş toplumların kaybettikleri güzelliklerini yeniden kazanmaları, kirlenen gönüllerini yeniden nurla yıkamaları hiç de kolay olmaz.

Biz inandığımız hayat felsefemiz gereği olarak, bahse konu ettiğimiz söz konusu hususlardan dolayı geçmişimize sahip çıkmayı, geçmişin üzerine geleceği inşa etmeyi on plana alırız. Bunun sosyolojik anlamda bu günkü adı milliyetçiliktir. Bu anlayışımızı ırkçılıkla itham etmeye kalkanların biraz daha insaflı olmalarını istemek ve dilemek hakkımızdır diye düşünüyorum.

Tarih bazı milletleri zalimlikleriyle, bazı milletleri de merhametli yanlarıyla kayda geçmiştir. Tarihin yaptığı bu ayrımı dillendirmek hiçbir zaman ırkçılık olamaz. Dinimizin Irkçılık tanımı yaparken;, yakınının, akrabanın küfrüne veya haksızlığına ortak olursan veya destek çıkarsan ırkçı olursun diyor.

Türk milleti, hayat serüveni; haksızlıklara karşı çıkmakla, zalimlere başkaldırmakla geçmiş ender milletlerdendir.

Bu güzel yanlarımızla onur duymak, bu günkü hoş olmayan halimizden yakınmak günah değil bizzat sevaptır. Ancak bir takım nesebi kırık, zihni bulanık, rotası şaşmış insanlar her ne kadar milli ve dini kavram varsa, yine bu kavramların gölgesinde söz konusu temel orijinlerimize savaş açabilmektedirler. Bugün bu ülkede ulusalcılık adına millet düşmanlığı, din adına da dinin içini boşaltma gayretleri vardır.

İdeolojik bütünleşmeye, beşeri ilişkilerde adaletli paylaşmaya ve kaynaşmaya, dini hayatta Kur’an ahlakıyla yaşamaya ihtiyacımız vardır. Bu milleti sevmek, bu milleti bu millet yapan değerlere sahip çıkıp yaşatmak her Müslüman Türk’ün asıl görevidir.

Biz bu bilinçle ve bu şuurla rotamızı çizdik ve yolumuza bu rota üzerinde devam ederiz. Gerisi bize hikâye gelir ve hiç de ilgi duymayız. Çünkü geçmişte muhteşemdik ve gelecekte de muhteşem olmak arzu ve son dileğimizdir. Bu dileğimizi günah olarak değerlendirenler ya cahil ya da art niyetli çevrelerdir.
  • Yorumlar 11
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 474 76 40