• BIST 108.489
  • Altın 151,139
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • Rize 18 °C
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 12 °C
  • Trabzon 17 °C
  • Samsun 15 °C

Mısır ve Suriye’deki gelişmeler üzerine düşünceler–2

Osman KAYA

SURİYE DE EMPERYALİST SAVAŞA HAYIR!
''savaşa karşı söylenmiş en güzel söz '' savaşa hayır'' sözüdür.''

ANONİM

Analardır adam eden adamı

aydınlıklardır önümüzde gider.

Sizi de bir ana doğurmadı mı?

Analara kıymayın efendiler.

Bulutlar adam öldürmesin.

 

Koşuyor altı yaşında bir oğlan,

uçurtması geçiyor ağaçlardan,

siz de böyle koşmuştunuz bir zaman.

Çocuklara kıymayın efendiler.

Bulutlar adam öldürmesin.

 

Gelinler aynada saçını tarar,

aynanın içinde birini arar.

Elbet böyle sizi de aradılar.

Gelinlere kıymayın efendiler.

Bulutlar adam öldürmesin.

 

İhtiyarlıkta aklına insanın,

tatlı anıları gelmeli yalnız.

Yazıktır, ihtiyarlara kıymayın,

efendiler, siz de ihtiyarsınız.

Bulutlar adam öldürmesin.

NAZIM HİKMET


Savaşa adım adım yaklaşıyoruz gibime geliyor... burnuma yanık insan eti kokusu geliyor... Kulağıma gelen yavrusunu kaybetmiş anaların çığlığı, ürpertiyorderimi tüylerim diken diken...gözlerim en acımasız vahşet tablolarını görmeye gebe....yine insan olduğumdan utanacağım haa... yazık...yine tecavüzler, yine baskınlar girtlakları patlayıncaya kadar ağlayan yüzleri toz içinde çocuklar....tavuklarına kadar kurşuna dizilmiş evlerin kırık kapılarından içeri süzülen ay ışığı kurumuş kanlar içinde evladını sımsıkı kucaklayıp can veren , yüzükoyun yatan ana baba ebeveyn cesetlerini gösteriyor... o da ağlıyor utancından... ay dedede utanıyor , insan suretli vahşilerle aynı uzayı paylaşmaktan utanç duyuyor ay dede...

ve utanıyor insan sureti taşımakla kalmayıp ,insan yüreğini de taşıma onuruna sahip olanlar... utanıyor olan bitene...

Hala akıllanmadı kendine Müslümanım diyenler... hala medet ummaktalar Ebu cehillerin torunlarından ne yazık....Saddamın zulmunu bahane edeerek Iraka '' demokrasi '' getirenlerin , 2,5 milyon nüslümanın cesedine basıp kanına ekmek doğrayan haydutları buyur ediyor her taşı müslüman kanıyla sulanmış bu coğrafyaya...


Gelişmeler çok vahim... Amerikan Senatosu Dış İlişkiler Komitesi, Suriye’de askeri güç kullanılmasına yetki veren tasarıyı onayladı.
Komiteden 7'ye karşı 10 oyla geçen tasarı, Senato Genel Kurulu'nda Pazartesi günü görüşülecek.
Tasarıya göre, Suriye’ye yönelik askeri müdahale 60 gün süre ile sınırlandırıldı. Obama isterse süreyi 30 gün daha uzatabilecek. Tasarı, Suriye’ye Amerikan askeri gönderilmesini ise yasaklıyor.KİMİN ASKERİ SAVAŞACAK SURİYE'DE MERAK EDİYORUM.
Tasarı dün akşam da Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi'nde görüşüldü. Toplantı protestolara sahne oldu.
Suriye müdahalesi ile ilgili konuşan Dışişleri Bakanı John Kerry, "Türkiye ve Suudi Arabistan askeri yardım sözü verdi, Arap Birliği de operasyona maddi destek vereceğini bildirdi" dedi.

Evet... yeni Vietnemlar görmeye hazır olalım... Felluceleri daha dün gördük ama herhalde utanmadı gözlerimiz... girmedik daha yerin dibine...

ve kantır oynar gibi seyredeceğiz olan biteni....haydutların piç snaypırlarının en uzun mesafede adam öldürme rekorlarını okuyacağız utanmazca... ve suç ortağı olacağız bu sessizliğimizler... ne sessizliği...davetkarlığımızla....

evet.. konu neydi... Esad rejiminin kimyasal silah kullanıp kullanmadığı...hedef zaten Suriyeyi vurmak.. zaten dünden hazır bizimkiler... Bırakın politikacıları sözde aydınlarımız bile ne kadar meraklıymış meğer Amerikan operasyonlarına...Mesela Prof Mesut Hakkı CAŞIN NTV ekranlarına çıkıp ''Zaten ABD yerle bir edecek'' diyordu... ve ekliyordu bu prof coşarak : "Esad’ın en kötü yapabileceği şey düşük menzilli füzeleri var. Bizim füzelerimiz çok daha içerileri vuracak nitelikte. Eğer kimyasal silah kullanırsa ki bu çok tehlikeli. En kötüsü Türkiye’de Şii Sunni çatışması yapabilir. Ama öncelikle Amerika’dan çok büyük bir hava harekatı olacak. Onların bataryaları yerle bir olacak. Amerika’nın vuruşunun çok sert olacağını söylüyor. Bu durumda bize karşı füzelerini aktive ederse bizim hava savunma bataryalarımız ve radarlarımız gayet iyi bir şekilde konuşlanmış durumda. Suriye helikopterini ya da radarını açıp bize kilitlerse TSK’nın anti radyasyon füzesi var. Kafasına çaktı mı ne füzesi kalır ne bir şeyi. Orada parçasını bulamazlar. Ben buradan Suriye’ye sesleniyorum. Öyle çılgınlık yapmaya kalkmasınlar Türk çok iyidir ama Mehmet’in süngüsü nereye girer bilemem artık."

Biz bu prof u Atatürkçü bilirdik ya... Atatürkçülük bunların eline kalmışsa vay bu milletin haline....Füzeyi çakmak... kime .. niçin çakıyorsun... Çakabiliyorsan öyle cesaret varsa, be hey prof... neden Mehmetçiğin kanını emperyalizmin ortaya koyduğu bir projede eşgüdümlü çalışarak döken haydutun inine çaksana....çakıyorum diyorsun... madem çakıyorsun neden 36. paralelin üstünde liderleri cirit atıyor?

senin hakkın varmı bir memleketin iç meselesi için Amerikanın eşgüdümünde katliam yapmaya....şu soruyu neden sormuyorsun eeey profesör.... o güvendiğin Amerika Torabora dağlarında el kaide avına çıkmışken neden Suriyedeki el kaidecileri destekliyor, silahlandırıyor?

diyorsunuz ki Esad halkına kimyasal attı...peki şu sorular cevaplanmadan nasıl oluyorda bunun böyle olduğunu katiyetle söyleyebiliyorsunuz?

1. Rejim BM soruşturma ekibinin burnunun dibinde neden bir kimyasal silah saldırısı gerçekleştirsin?

2. Rejimin Şam banliyölerindeki son yoğun bombardımanları isyancıların kimyasal silah stoklarını vurmuş olabilir mi? Bu açıdan, zehirli kimyasalın yayıldığı söylenen bir banliyö olan Zamalka'nın Haziran ayındaki bir gaz saldırısında da hedef alındığının iddia edildiğini belirtmek gerekir. Eğer rejim kimyasal silahlar kullandığı suçlamasından kaçınmaya çalışıyorsa, bir önceki bir suçun sahnesine dönüp onu tekrar eder mi?

3. Bir diğer olasılık, bölgede kimyasal silahların isyancıların kendisi tarafından kullanıldığıdır. Bu olasılığa karşı 1. maddedeki itiraz ileri sürülebilir; BM soruşturma ekibi ülkedeyken neden bir tarafın bu silahları kullanacağı sorulabilir… Fakat isyancıların, Esad rejimine komplo kurmak için kimyasal silah kullanmış olması akla yatkındır.

4. Ölümler kapsamlı bir şekilde gösterilirken, zehirli maddelerin kullanılma yöntemlerine dair kanıt ortaya çıkmadı veya çok az kanıt ortaya çıktı. Bunların daha kolay bulunabilir olması gerekmez mi?

Peki siz nereden biliyorsunuz bu katliamı ÖZGÜR SIÇANLAR ORDUSUNUN YAPMADIĞINI?

Şu şüpheler varken ne kadar emin oluyorsunuz egemen medyanın verilerinden:


1-Haziran 2012'de bir Türk cihadçı sitesi, Özgür Suriye Ordusu'nun (ki El Nusra Cephesi ile Irak ve Biladüşşam İslam Devleti'nden El Kaide güçleriyle yan yana savaştığı biliniyor), önceden Başkan Beşar Esad'ın ordusuna ait olan, Halep'teki bir askeri üsten kimyasal silah donanımı elde ettiğinden bahsetmişti. [Threat Matrix'in Cihadçı site ÖSO'nun kimyasal silah donanımı ele geçirdiğini iddia etti başlıklı haberine bakınız.]

2-Aralık başlarında El Nusra Cephesi ve onun müttefiki olan yabancı İslamcı tugaylar, aylar süren kuşatma sonucunda Halep'te bulunan ve Üs 111 de denilen Şeyh Süleyman üssünü ele geçirmişti. Askeri tesisin Esad rejiminin kimyasal silah programına dahil olduğu söylentileri dolaşıyordu. AFP'nin Kasım ayı sonunda, zarar görmüş bir askerin iddiasına dayanarak söylediğine göre üste “amacının alt kademe askerler tarafından bile bilinmediği gizli bir bilimsel araştırma yapılıyordu”. [LWJ'nin El Nusra Cephesi ve yabancı cihadçılar, Halep'teki önemli bir Suriye askeri üssüne el koydu başlıklı haberine bakınız]

3-Bu yıl 30 Mayıs tarihinde Türk medyası, Adana şehrindeki terör operasyonunda El Kaide bağlantılı El Nusra Cephesi'nden 12 kişinin, toplam iki kilo (4,5 lb) sarin gazıyla yakalandığını yazdı. 12 şüpheliden beşi daha sonra serbest bırakıldı [Threat Matrix'in Haberler Türkiye'deki El Nusra üyelerinin sarin gazı saldırıları planladığını aktarıyor başlıklı haberine bakınız.]

4-Haziran başında ise Irak ordusu, Bağdat'ta kimyasal silah üretmeye çalışan bir Irak El Kaidesi hücresini çökertmişti. Irak ve Biladüşşam İslam Devleti (eski adıyla Irak El Kaidesi), yani Suriye'de faaliyet yürüten El Kaide bağlantılı iki gruptan biri, bir diğer El Kaide grubu olan El Nusra Cephesi ile birlikte Suriye'deki baskın isyancı güç konumunda. [LWJ'nin Irak El Kaide kimyasal silah hücresini çökertti başlıklı haberine bakınız.]

5-1990'larda Irak'taki bir BM silah denetçileri ekibine başkanlık etmiş olan emekli İsveçli diplomat Rolf Ekeus bile, BM ekibinin Suriye'de olduğu sırada Esad rejiminin büyük bir kimyasal silah saldırısı gerçekleştirmesinin “çok tuhaf” olacağını ve en azından “pek zekice olmayacağını” söyledi.


ve neden savaşta ısrar? yok mu başka bir yol-yöntem? Neden savaştan medet ummak? neden kana ekmek doğramak? neden gençleri n bedenlerini tabutlara doldurmaya bu kadar can atmak? neden anaların çığlığını duymaya bu kadar meraklı olmak?

siz Amerikanın burayı bombalamasından sonra buranın barış merkezi olacağını mı sanıyorsunuz?

Biz burada Türkiye olarak muhakkak söylenilenden, dikte edilenden, bize dayatılandan ap ayrı bir yol izlemek zorundayız....Politik yalanların büyüsüne kapılarak, parti holiganlığı yaparak bu işler çözülmez.. eğer politika yapacaksak o zaman reel politika yapacağız...

bakın bazı aydınlar bir üçüncü yol ortaya koymuşlar ve altına da imzalarını atmışlar.. neden kulak vermeyelim bunlara:


“On yıllardan beri diktatörlüğün baskıları altında yaşayan Suriye halkının, özgürlük ve adalet talebi ile başlattığı barışçıl gösteriler, sabote edilerek, ülke kısa sürede kanlı hesaplaşmalar ve vekâleten savaşların arenası haline getirilmiştir. Suriye’de iki yılı aşkın bir süreden beri devam eden acımasız iç savaş, 100 bin insanın hayatını kaybetmesine, milyonların mülteci durumuna düşmesine neden olmuştur.

Şimdi de sorunun dışarıdan yapılacak bir askeri operasyonla çözüleceği iddiası ile karşı karşıyayız. Bu iddia inandırıcılıktan yoksundur; muhtemel bir müdahale masumların ölmesini durdurmayacak, aksine bölgedeki yangını büyütecek, kaosu daha da derinleştirecektir.

Silahlı müdahalenin ve işgalin çözüm olmadığını bir milyona yakın insanın öldüğü Irak’ta bütün çıplaklığı ile gördük. Bunca kayıp ve yıkıma rağmen, ülkede kalıcı barış sağlanamamıştır. Bugün Irak, kimlik ve mezhep temelinde bölünmüş, parçalanmış, alt yapısı tahrip edilmiş, kaynakları yağmalanmış, her gün onlarca insanın patlayan bombalarla hayatını kaybettiği bir ülkedir. Yine küresel güçlerin müdahale ettiği Afganistan ve Libya’da durum pek farklı değildir. Askeri darbe ile seçilmiş yönetimin devrildiği Mısır da bir belirsizliğe doğru sürüklenmektedir.

Henüz kim tarafından gerçekleştirildiği bile kesin olarak ortaya çıkarılamamış olan kimyasal silah kullanılması gerekçe gösterilerek, dışarıdan yapılacak silahlı bir müdahalenin Suriye’de de benzer sonuçları doğuracağı açıktır. Ayrıca böyle bir müdahalenin, yıllarca sürecek olan kimlik ve mezhep eksenli kanlı hesaplaşmaların tüm bölgeye yayılmasına zemin oluşturacağı uzak bir ihtimal değildir.

İki yanlıştan bir doğru çıkmaz; Suriye’deki ateşi daha büyük ateşler söndüremez; Esad rejiminin belini bükecek sınırlı bir müdahale de, Esad’ı devirecek bir işgal de çözüm değildir. İhtiyaç duyulan, derhal ateşkes ve barış görüşmelerinin başlamasıdır. Daha fazla zaman ve kan kaybetmeden, tüm tarafların katılımı ile demokratik bir seçim ortamının hazırlanmasına odaklanılmalıdır.

Barışa öncülük etmesi gerekenler bölge ülkeleridir. Çatışmayı desteklemek, dışarıdan yapılacak müdahalelere ortam hazırlayan girişimlere ümit bağlamak yerine, Suriye halkının kendi geleceğine yönelik kararı kendilerinin vermesine saygı duymak ve bunun zeminini oluşturmak için gayret göstermek gerekir.

Başta Türkiye ve İran olmak üzere tüm bölge ülkeleri dış politika yönelimlerini gözden geçirmek durumundadır. Suriye’de ateşkes yapılması ve barış görüşmelerinin başlaması, bölge ülkelerinin taraf olmaları ile değil arabuluculuk yapmaları ile mümkündür. Bu coğrafyanın bir parçası yanarken diğer parçalarının emniyette olmasının mümkün olmayacağı unutulmamalıdır. Türkiye ve İran, anlamsız üstünlük ve güç mücadelesini terk etmeli; bölge halkı onlardan çatışmaların tarafı olmalarını değil çözümün aktörleri olmalarını bekliyor. Derhal barış masası kurulmalı ve tüm taraflar, çözüm üretmeden kalkmamacasına bu masaya oturmalıdır.

Savaşlardan, iç çatışmalardan, katliamlardan, acılardan yorgun düşen bir coğrafyanın halklarının yeni ölümler getirecek arayışlardan uzak durması gerekir. Suriye’de ve tüm bölgede ihtiyaç duyulan barıştır. Barış, tüm farklılıkların, kimlik ve mezheplerin bir arada yaşamasını garanti edecek gerçek demokrasiler ve ortak kurumlar inşa etmekle mümkün olacaktır.

Yaşanan bu insanlık trajedisi ve yaklaşmakta olan daha büyük savaşa karşı ortak ilkesel bir tavır sergilenmek zorundayız. Ne yazık ki Türkiye kamuoyu keskin bir kutuplaşma içindedir. Her şey, böylesine bir insanlık trajedisi bile, bu kutuplaşmanın malzemesi yapılabilmektedir. Her konuda olduğu gibi Suriye’de yaşanan trajedi ile ilgili de iki kanlı yol önümüze konmaktadır. “Askeri müdahaleye karşıysan eli kanlı diktatörden yanasın” deniliyor. Hayır; diktatörlüğü de, diktatörün yaptığı katliamları da reddediyoruz. Aynı şekilde Suriye’nin bombalanmasını, işgal edilmesini de asla kabul etmiyor, çözüm olarak görmüyoruz.

Bir üçüncü yol mümkündür. Bu yol, düşmanlık değil kardeşlik, savaş değil barış, diktatörlük değil demokrasi yoludur.

Gelin, birlikte güçlü bir çağrıyı yükseltelim; her türlü zulüm, sömürü ve savaşa karşı “barış olmadan özgürlük, adalet olmadan barış olmaz ” diyelim. Güç odaklarının, çıkar çevrelerinin, savaşlardan medet uman iktidarların karşısına dikilelim; barışın ve birlikte yaşamanın hukukunu inşa edelim.”


ve altında pek çok ismin imzası var:

Cihan Aktaş, Ümit Aktaş, Hayko Bağdat, Mehmet Bekaroğlu, Ayhan Bilgen, Ali Bulaç, Aydın Çubukçu, Mehmet Efe, Ömer Faruk Gergerlioğlu, Şebnem Korur Fincancı, Gencay Gürsoy, Cihangir İslam, Hüda Kaya, Zeki Kılıçaslan, Jülide Kural, Ömer Laçiner, Nuray Mert, Sırrı Süreyya Önder, İzzettin Önder, İslam Özkan, Yıldız Ramazanoğlu, Nuray Sancar, İbrahim Sediyani, Sennur Sezer, Cem Somel, Şebnem Sönmez, Nur Sürer, Altan Tan, Sezgin Tanrıkulu, Cem Terzi, Mehmet Türkay, Ahmet Faruk Ünsal, Beyza Üstün.

 

Savaş tamtamları çalan.. savaşa salık veren.. savaşa yönlendiren herkese sesleniyoruz... yol yakınken dönün... bu batağa girmeyin... Suriyedeki problemin çözümü asla bu emperyalist savaş değil....olan biten sadece Suriyenin önünün açılması ve BOP denen BÜYÜK İSRAİL PROJESİNİN inşaasıdır... kendinize gelin... dökülen kanların, akan kanın vebalini alamazsınız...

sözün bittiği yerde şiirle hitap edelim... umulur ki etkili olur:

Bebekler çiçeği insanlığımızın
Güllerin en hası, en goncası
Sarışın bir ışık parçası kimi
Kimi kapkara üzüm tanesi

Babalar çıkarmayın onları akıldan
Analar koruyun bebeklerinizi
Susturun susturun söyletmeyin
Savaştan yıkımdan söz ederse biri

ATAOL BEHRAMOĞLU


Ve dua... eller karıncalanana dek...

EY RABBİMİZ... İÇİMİZDEKİ İHTİRAS SAHİPLERİNİN HATALARI YÜZÜNDEN BİZLERİ DE MAHVETME... MAZLUMLARI SEN KORU...MAZLUMLARIN KORUNMASINI ZALİMLERDEN DAHA ZALİM OLANLARDAN BEKLEYENLERİ SEN ISLAH ET...

EEY KİMSESİZLERİN KİMSESİ OLAN RABBİM... YA HAKK...BİZLERİ KARDEŞ KANI DÖKME ZİLETİNE DÜŞÜRME... DÜŞÜRMEK İSTEYENLERİN TUZAĞINDAN BİZLERİ UZAK TUT...BİZİ İNSANLIK DÜŞMANLARINA KARŞI... EMPERYALİZME MÜCADELE DAVASINDA HAKKIN TECELLİSİNİN MEMURLARI YAP...HAKLA BATILI NET BİR BİÇİMDE AYIR... BATILIN BATILINI HAK İMİŞ GİBİ GÖSTERENLERİN TUZAĞINA BİZLERİ DÜŞÜRME YA RABBİ...

SENİN HER ŞEYE GÜCÜN YETER...

AMİN...

  • Yorumlar 10
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 474 76 40