• BIST 102.270
  • Altın 149,533
  • Dolar 3,5485
  • Euro 4,2033
  • Rize 19 °C
  • İstanbul 23 °C
  • Ankara 13 °C
  • Trabzon 21 °C
  • Samsun 20 °C

Mit Müsteşarı’nın açıklamaları kimedir?

Seyfullah FIRAT
Mensubu olmaktan onur ve gurur duyduğumuz Türk milleti, insanlık âleminde millet olma noktasına en erken tekâmül etmiş toplumdur. Bugün dünyaya hükmeden ve harita üzerinde ismi geçen bir çok millet henüz tarih sahnesine çıkmamışken, biz dünyanin en güçlü devletlerini inşa etmekle kalmamış, nizam-i alem davası diyerek bütün insanlığı huzura ve barışa taşıyabilmek için kendimizi görevli saymışız. Gök çadırımız, güneş tuğumuzdur diyerek kâinat gemisini sevk ve idare etmeyi var oluşumuzdaki hikmeti ilahi diye anlamış ve öyle yorumlamışız.
Türk milletinin inişli çıkışlı bir şekilde sürmüş olan tarihi serüvenini bilmeden, nerelerde yükselişe, hangi sebeplerle inişe geçtiğini doğru olarak tespit edebilmek mümkün olamayacağı gibi, gerekli dersleri çıkarabilmek için başvurulacak ilk ve son kaynak da yine o muhteşem Türk Tarihi olmalıdır. Milletimizin tarihi serüvenini üç temel başlık altında sorgulayıp inceldiğimizde, Orta Asya Türk tarihi- Osmanlı tarihi ve Cumhuriyet sonrası tarihimiz diye değerlendirmemiz mümkündür. Orta Asya tarihimize baktığımız zaman milletimizin hayatında Türk töresinin tartışılmaz bir ağırlığı vardır. Törenin konuştuğu yerde Hakan susar ilkesi millet hayatına hâkimdir. Bu ilke bizlere Türk milletinin doğuştan demokrat yaratıldığını haykırmaktadır. Dışarılardan demokrasi dersi almaya çalışanlar veya daha çok sivil irade diyerek ülkenin altını oymaya gayret edenler bu muhteşem tarihimize çok iyi bakmalıdırlar. Osmanlı döneminde de; Kuran konuştuğu yerde sultan susar denilerek tarihi yolculuğumuz sürmüş ve dört kıtaya Türk-İslam mührünü vurmak bize nasıp olmuştur. Cumhuriyet döneminde ise; Törenin konuştuğu yerde Hakan susar, Kuranın konuştuğu yerde sultan susar ilkeleri yerini, milletin konuştuğu yerde herkes susar veya devlet susar denilerek yükseliş sırrımızı o yıllara taşımışız. Bu ilkelerden uzak düşüldüğü veya bu ilkelerin altları oyulduğu zamanlarda da, başımızı dertlerden kurtaramaz olmuş, iç sarsıntı ve kardeş kavgalarından perişan düşmüşüz.
Atatürk ve arkadaşları bu devleti milli devlet olarak kurmuşlardır. Milli devlet demek milletin devleti demektir. Ne yazık ki, Atatürk’ün ölümünden çok kısa bir süre sonra milletin devletinin yörüngesi bozulmuş, devletin tepesine çöreklenenler milletin devletini milletten korumak bahanesiyle bin bir şüphe ve korku tohumları ekerek sistemi kendileri için çıkar mekanizmasına dönüştürmüşlerdir. O gün bu gündür Türk milleti ızdırap içindedir. Adeta devletle millet bir birinden koparılmak istenirmişçesine uygulamalar yapılmıştır. Dünya tarihinin en büyük devletlerini kurmuş, bir zamanlar kırk milyon kilometre karelik dünya coğrafyasına hükmetmiş, dünya nüfusunun yüzde yirmi üçünü yönetmiş bu millet şimdi sıkıştırılmış olduğumuz bir avuç Anadolu coğrafyasında ecel terleri dökmekteyiz. Ülkemizin durumu hiçte iç açıcı görünmüyor. Milyarlarca dolar yabancılara borçlanmış, bölgede ve dünyada ağırlığını ciddi anlamda sarsmış, komşularıyla iyi ilişkiler kurmayı başaramamış, kendi içimizde ulus devlet projemizi istenilen şekilde hayata geçirememiş, devlet ve millet birlikteliğini yeterince inşa edememiş bir ülke görüntüsü içerisinde bulunuyoruz. Geleceğimiz olan genç kuşaklarımız yabancı kültürlerin kucağına terk edilmiş, inanan insanımızın yüreklerinin yağı sömürülmüş, Türk ailesi çatırdar hale gelinmiş, ticari hayatımız kapkaç yöntemlerine mahkûm düşmüş, halkımız adeta sefalete itilmiştir.
Dış politikalarımız yazboz tahtasına dönüşmüş, yakın geleceği dahi doğru olarak göremeyecek kadar kör bir takım zevat devletin milli politikalarını hiçe sayarcasına teslimiyetçilikle geleceğimizi riskler altına sokmuşlardır. Her devletin uzun vadeli iç ve dış politikaları ve bu politikaları uygulamaya koyan kadroları, teşkilatları olur. Bu kadrolar ve teşkilatlar arasında bir eş güdüm ve görev paylaşımı da olur. Devletler kısa vadeli politikalarla yönetilemez. On yıl, elli yıl, yüz yıl sonrasını göremeyen, doğru ve isabetli tahminlerde bulunamayan ülkelerin küresel oyunlar karşısında sağlıklı bir duruş ortaya koyabilmeleri zor olur. Türkiye cumhuriyeti devleti iki kutuplu dünyadan tek kutuplu dünyaya geçiş sürecine hazırlıksız yakalanmıştır. Şimdi ise gelecekte olmayacak dünyaların peşine takılarak ikinci bir yanılgı yaşamaya namzet bir ülke olarak görünüyoruz. Türkiye’nin dış politikalarını yalnız batıya bağımlı kılanlar geleceği doğru olarak okuyamayanlardır. Bu zavallılardan ülke çok çekmiştir ve çekmeye de devam edecek diye endişe ediyoruz.
Türkiye’yi idare edenler dünyada olup bitenleri çok iyi okumalıdırlar ve ona göre alternatif politikalar geliştirmesini öğrenmelidirler. MİT müsteşarının raporu dikkate alınacak bir rapordur. Türkiye gerçekten risk altındadır. İç ve dış tehditler bir hayli çoğalmış ve büyümüştür. Burnumuzun dibinde yapay bir Kürt devleti kurulmaktadır. Herkes şunu çok iyi bilmeli ve kayda geçmelidir ki; Türkiye’nin bu bölgede ki varlığı Kerkük’le doğrudan ilişkilidir. İran’ın bütünlüğü bizim bütünlüğümüz kadar önemlidir. AB ve Amerika ile olan ilişkilerimiz beklenilen neticeleri getirmeyebilir. Türk Dünyası geleceğin dünya aktörleri arasında yerini alacak şanslara sahiptir. Kısaca Türkiye çok yönlü ve uzun vadeli politikalar geliştirmek zorunda olan bir ülkedir. MİT müsteşarının söz konusu raporu devletin birimleriyle paylaşma yerine kamuoyuyla paylaşılmak istenmesi de iktidar tarafından doğru olarak değerlendirilmelidir. Bu mektup bizim eve gelmedi demek pek bir şey ifade etmez. Bu mektubun adresi bellidir. Türk milleti adına milleti yönetenlere yazılmıştır. Yazılan mektubu ortada bırakmak dertlere çare olmuyor. Geçmiş bu konuda acı derslerle doludur. MİT diye bilinen teşkilatın yeni bir misyonu kendisine yüklemeye dönük gayretlerini de sevindirici bulduğumu ifade etmek isterim. Bu teşkilatın geçmişte teşkilat-i mahsusa döneminde olduğu gibi gelecekte de büyük görevler üstleneceğinden eminim. Bu rapor Türkiye’nin yakın geçmişinin bir nevi resmini çekmiştir. Bu resme bakarak nerelerde doğru, nerelerde yanlış yaptığımızı görebiliriz. Elbette bakan göz kadar bakış açısı da önemlidir. Küresel merkezlerden emir ve direktif alanların bu fotoğrafı doğru olarak tahlil edebileceklerini pek zannetmiyorum. Hayırlısı olur inşallah.
  • Yorumlar 3
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 474 76 40