• BIST 97.533
  • Altın 145,647
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • Rize 14 °C
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 12 °C
  • Trabzon 17 °C
  • Samsun 13 °C

MÜLKİYET DENEN BÜYÜK BELA (1)

Osman KAYA

Mülkiyet insanlık tarihinin en büyük belasıdır. Büyük savaşlar, çatışmalar, katliamlar, zulümler, baskılar, kırgınlık ve küskünlükler; çoğu kez mülkiyet hırsından ortaya çıkmıştır.

Başka büyük belalardan olan cinsel düşkünlük ve makam hırsı da temeli mülkiyete dayanan pisliklerdir. Çünkü bütün bunlarda hep bencillik ve haz temeline dayalı olarak işlev görürler.

İnsanların bilindik ilk hastalıkları da yine mülkiyet belasından kaynaklanmıştır.

M.Ö. 5000 yıllarına ait bir Sümer ilahisinde şu sözler yer alır:

“Tüccar fiyatları nasıl indirir, nasıl yağı, arpayı azaltır? Tüccar nasıl büyük ağırlık yerine küçük ağırlığı koyar, büyük uzunluk yerine küçüğünü koyar? Bunu nasıl yapar?”

Antropolog ve tarihçi Kramer, şöyle der:

“Gerek modern dünyada, gerek Sümer’de bir ekonomik afette tüccarların aldatmasıdır”

Ve yanlışlıklarına rağmen büyük bir düşünür olan Prudhon: “Mülkiyet hırsızlıktır” der. Hırsızlıktır çünkü herkesin olan her şeye ‘benim’ diyerek herkesin istifadesinde olması gerekene el koyuyorsun.

Mao Tse Dug : ‘Zenginlik şerefsizliktir’ diyerek bu konuya belki aşırı ağır ama yinede anlamlı bir vurgu yapar.

Bizim Yunusumuz,

‘Mal da yalan mülk de yalan

Al biraz da sen oyalan’ diyerek ne güzel ifade eder mülkiyet gerçeğini.

Emperyalizm dediğimiz bu kanlı oyun mülkiyetin devletler ve dünya düzeyinde boy göstermesinin sonucu değilse nedir?

Eski Roma’nın kanlı diktatoryası mülkiyet olgusunun bir yan ürünü olan daha fazla tüketme cinnetinin kötü örnekleriyle doludur. Romanın İmparatorları arenalarda insanları aslanlara parçalatırken mal ve mülk belasının ‘bu insanların da sahibi benim’ seviyesinin bir sonucunu göstermiyorlar mıydı?

Büyük Şair Nazım Hikmet, Şeyh Bedrettin destanında , ‘Yarin yanağından gayri, her yerde, her şeyde, hep birlikte’ derken, mülkiyet belasının panzehirini sunuyordu kulak verenlere.

İnsanlığın yüz aklarından biri olan büyük sahabe Ebu Zer –i Giffari’yi çöllere düşürecek kadar protestocu tavra sürükleyen dert, kişisel mülkiyet hırsının İslam dünyasında kara bir yılan gibi başgöstermesi değil miydi?

Hz. Osman kıtlık döneminde bir şehre bir kervan dolusu hububat getirirken havastan bir gurup altınlarını şangırdata şangırdata onun yolunu keser.

Bugünün diliyle ‘açık arttırma’ usulü satın almayı teklif ederler.

Hz. Osman bir hububat tanesine aklın hayalin alamayacağı derecede yüksek bir bedel biçer. Bu rakama kimsenin gücü yetmez. Osman’ın istihza dolu bu teklifinden sonra hububatın tümünü yoksullara dağıtır. Çünkü en yüksek bedeli ancak kimsesizlerin kimsesi olan Allah verebilmektedir.

Hz. Ebubekir Müslüman olmadan önceki 40 bin koyun, yüzlerce deve ve atı yoksullara hibe etmiştir.

Hz. Ömer bir elbiseyi oğluyla ortaklaşa kullanırdı.

Hz. Ali yokluk ve yoksulluktan ötürü üç gün üst üste iftarı sadece suyla açmıştır.

Hz Peygamberin basit kullandığı eşyaların haricinde mülkiyete sahip olmadığını biliyoruz.

Marks istese çok büyük mülke sahip olacakken yokluklar içinde can vermiştir.

Mustafa Kemal Atatürk sahip olduğu bütün mülkü devlete bağışlamış ve akrabalarına hiçbir miras bırakmamıştır.

Sokrat ömrünü ahlaka adayarak mülkiyetten kuduz köpekten kaçar gibi kaçmıştır.

Bir din olarak İslam, üretim araçlarının kişisel mülkiyetinin bireysel mülkiyete göre kullanımına karşı çıkar.

Bu hususta İslam’ın mülke bakışı nettir.

‘Mülk Allah’ındır’

‘Yerlerde ve göklerde ne var ne yok hepsi Allah’ındır’

‘Hiç kimse hiçbir şeye bu bana aittir diyemez. Hatta kendine bile. Çünkü Allah bir insana kendisinden bile daha yakındır.’

Allah’ın hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Ama insan Allah’a yardım etmek isterse, her şeyini kamuya adamalıdır. Çünkü Allah bireyciliği değil toplumsallığı över.

Dolayısıyla mülkte ve refahta birey ya da sınıf değil tüm toplum önemlidir. Eğer bir mülk varsa bu mülk toplumundur.

Eğer bir refah varsa bu refah eşit, adil bir dağılım içinde olunca bir anlam taşır. Bu da mülkün belli bireylerin ya da zümrenin değil toplumun olmasıyla mümkündür.

Yani İslam’daki,

‘Mülk Allah’ındır’ ilkesini, ‘Mülk Allah’ındır, kullanıcısı toplumdur’ şeklinde okumak gerekir.

Oysa günümüzde bu gerçek örtülmek ve manipüle edilmek istenmekte, İslam kapitalistleştirilmektedir.

Kapitalizme ise İslam’dan taze kan pompalanmaktadır.

Böylelikle kapitalizme yeşil boya vurulmakta, ya da bu harami saltanatı olan düzene boy abdesti aldırılmaktadır.

Bu ülkede yıllardır gelişme ve ilerleme adına ortaya konulan şey kapitalistleşme ve kapitalistleştirmedir.

Kapitalizm yanlıları ezeli aşklarına kavuşmak için en büyük engel olarak gördükleri İslam’a tavır aldılar.

İslam’ı ‘geri’ ‘yoz’ ‘hurafeci’ ilan ettiler.

Bunu aşıp hedeflerine ulaştıktan sonra, yine bir başka engel olan sosyalistler hedeflendi.

Sosyalistler ve sosyalizm karalandı kötülendi. Yok edilmek istendi.

Bu da tamamen ya da kısmen başarıldı.

Şimdi de bir yandan yenidünya düzenine engel olduğu düşünülen ulusalcı çizgi karalanırken bir yandan Atatürkçülük, modası geçmiş bir ideoloji gibi lanse ediliyor. Diğer yandan İslam’ın kapitalizme entegre olması için her türlü çaba sarf edilmektedir.

Bu düşünce sahiplerine göre serbest piyasa, İslam’ın öngördüğü bir anlayıştır. İslam’da da mülkiyet vardır, kapitalizmde de mülkiyet vardır. O halde İslam ve kapitalizm aynı tavanın balıklarıdır!

Gerçek bu mudur?

Heyhaaat!

Yıllardır bu ülke insanı ‘Bu hafta sonu Komünizm gelecek’ mavallarıyla korkutularak kapitalizmin kucağına oturtulmuş, büyük mülk sahipleri ise bu dumanlı havadan istifade ile ha bire mülklerine mülk katmışlardır.

Zavallı saf inananlar ise ağaca çaput bağlamaktan medet uman gureba gibi komünizmden kurtulmak adına kapitalizmden medet ummuşlar, kapitalistleri dinin hamisi sayma yanılgısına düşmüşlerdir. Oysa İslam alabildiğine kapitalizme karşıdır.

Alabildiğine bireysel mülke karşıdır. Bireysel mülk biriktirenleri cehennem ateşine yakıt biriktirenlere benzetir.

‘Mülk Allah’ındır’ diyen bir anlayış, ‘yoksullar Allah’a en yakın olanlardır’ diyen bir anlayış, hiç kapitalizme yakın olur mu? Hiç onu besler ve semirtir mi?

Komşu ülkelerde krallar, imparatorlar, kisralar, sütle ve şarapla banyo olup altın saraylarda yaşarken evinden birkaç parça eşyadan başka bir şey çıkmayan ve ‘komşusu açken kendisi tok yatan bizden değildir’ diyen bir peygamberin vaz ettiği bir din; nasıl, kapitalizme entegre edilir?

Nasıl, kapitalizme hoş görüyle bakar?

Nasıl, mülkperestliği onaylar?

Ama maalesef bugünün yeşil sermayesi, abdestli kapitalistler, İslam adına İslam’ın kuyusunu kazmaktadırlar.

Bu bağlamda, bugünün Müslümanları, mülkiyetin içyüzünü sömürü düzeninin işleyişini gayet sistemli, açık ve seçik bir nitelikte ortaya koyan Marks ve Engels’e haklarını teslim etmek zorundadırlar. Eğer bunu yapmazlar hala daha NATO ağzını kullanarak kapitalizme koşar adım yönelirlerse bu çağın pisliklerinin suç ortağı olacakları kuşkusuzdur.

(Konuya zaman zaman devam edeceğim.)

  • Yorumlar 3
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 474 76 40