1. HABERLER

  2. YURT VE DÜNYA

  3. Mumcu'ya O Gece Gelen Telefon!
Mumcu'ya O Gece Gelen Telefon!

Mumcu'ya O Gece Gelen Telefon!

Mumcu'nun muhtıranın ötesinde bir müdahale beklediğini, tüm ayrıntılarıyla yanındaki isim Kocabıyık inanılmaz biçimde itiraf etti.

A+A-

Köşk Seçimindeki tavrı nedeniyle Erkan Mumcu'ya tepki gösterip partisinden istifa eden ANAP MKYK Eski Üyesi Kocabıyık'la Zaman Gazetesi'nin yaptığı röportajın ilgili bölümü...
Röportajın satırbaşları:
* Gözümün önünde cereyan eden hadiseler bunlar. 25 Nisan Anavatan Merkez Kararı'nda tartışma oldu, girelim diyenler oldu, girmeyelim diyenler oldu. Sayın Mumcu girelim diyenler tarafındaydı. Hatta "Büyük bir ekonomik kriz çıkar bu 367 meselesinden dolayı süreç işlemezse." dedi... Saat 16.30 ile 17.00 arasında Sayın Mumcu bazı telefonlar aldı. O andan itibaren her şey değişti bence.
* Evet Murat Yetkin de köşesinde Mumcu ve Ağar'ın Teziç'e suikast teşebbüsünden sonra kararlarının değiştiğini yazmıştı.
* Evet, bu bildiriden daha öte bir müdahale bekliyorlardı.
* 27 Nisan'da verilen muhtıranın hemen sonrasında, Sayın Mumcu'nun söyledikleri, ancak bir insanın kafasına silah dayanarak söylenebilir: Erkan Mumcu gibi bir siyasetçinin bu sözleri söylemesi imkansız. "Bu bildirinin katıldığım tarafları var, katılmadığım tarafları var, katılmadığım taraflarında da eksik bulduğum tarafları var." gibi...
* Merkez sağın bu süreçte oynadığı rol enteresandır. İlk kez askerin siyasete müdahalesini meşrulaştırmışlardır ve askerin yayınladığı bildirideki talepleri yerine getirmişlerdir. Tarihte ilk oldu bu, örneği yok.
* Bir kere bu süreç hukuku falan da kullanarak parlamentoya bir suikasttır.
* CHP, Anayasa Mahkemesi'ne gittiği gün Genelkurmay bildiri yayınladı. Bu, dünyanın neresinde görülebilir?
İşte Röportajın Özeti:
AK Parti'den Abdullah Gül'ün 11. cumhurbaşkanlığına adaylığının oylandığı 27 Nisan günü öncesinde ve sonrasında yaşananlar Türk siyasi hayatında mühim bir kırılmayı ifade ediyor. Siz bu süreci Anavatan Partisi içinde yaşadınız. Bize bu süreci anlatır mısınız? Mumcu neden beklentilerin hilafına TBMM'ye girmeme kararı aldı?
Artık Anavatan Partisi içinde değilim, dolayısıyla dışarıdan daha rahat değerlendirebilirim. Bir defa bunun adını doğru koymak lazım. 27 Nisan tarihi merkez sağ için de Türkiye için de bir "Kara Nisandır..." Bu süreç merkez sağ olarak bilinen iki partinin ne merkezle, ne sağ ile bir ilişkisinin olmadığını göstermiştir. Bu iki partinin kimliksiz, kişiliksiz, tarihsiz, halksız ve hafızasız olduğu ortaya çıkmıştır. Böyle olmasa idi kendi meşruiyet şartlarını, yani milli iradeyi böylesine hançerlemezlerdi. Meclis'in muhabbetini böylesine ucuza satmazlardı, kâbe-i milleti CHP'den bir aferin almak için takas etmezlerdi. Merkez sağın bu süreçte oynadığı rol enteresandır. İlk kez askerin siyasete müdahalesini meşrulaştırmışlardır ve askerin yayınladığı bildirideki talepleri yerine getirmişlerdir. Tarihte ilk oldu bu, örneği yok.
Peki niye böyle oldu?
Bir kere bu neydi ve niye böyle yaptılar sorusunu birlikte cevaplandırmak lazım. Bir kere bu süreç hukuku falan da kullanarak parlamentoya bir suikasttır. Hedefi AK Parti gibi görünse de, bedeli parlamento ve milli irade ödemiştir. Açık seçik bir Anayasa maddesi eğilip büküldü, CHP, Anayasa Mahkemesi'ne gittiği gün Genelkurmay bildiri yayınladı. Bu, dünyanın neresinde görülebilir? Bu duruma da en başta Anayasa Mahkemesi itiraz etmeliydi, bu da olmadı. Milli iradenin temsil makamı olan TBMM'nin yetkileri açıkça başka bir anayasal kuruma devredildi. Siyasetin zemini, Meclis dışına kaydırıldı. Bu, Cumhuriyet'in özünü ve parlamento fikrini yozlaştırma yönündeki bir kötü niyetin hayata geçirilmesidir. Buradan yeni krizler çıkacaktır. Meclis'e, milli iradeye, Anayasa'nın hükümlerine ve anayasal düzene açıkça bir sadakatsizlik vardır. Olan şey budur.
"Peki bu iki merkez sağ partisi niçin böyle davrandı?" sorusuna gelince: Bu iki merkez sağ lideri yıllardır tanırım, çeşitli dönemlerde teşrik-i mesaimiz olmuştur. Bu insanlar demokrasiye gerçekten inanırlardı. Benim bildiğim normal süreçlerde de böyle bir hata veya ben ona suç diyorum, suç işlemezlerdi. Benim tanıdığım sürede gördüğüm budur. Ancak son süreçte benim gözlemim şudur ki, bu iki genel başkan yüksek şiddette bir askerî harekât konusunda uyarılmışlardır. Bu yönde gelen telkinlere inanarak ve bu olacak askerî müdahaleye göre yeniden tavırlarını belirlemişlerdir.
Yani henüz 27 Nisan bildirisi ortaya çıkmadan, bu bildirinin ötesinde bir askerî müdahale bekliyorlardı.
Evet, bu bildiriden daha öte bir müdahale bekliyorlardı. Bu insanlara çok kuvvetli bir telkin geldiğine ilişkin ciddi işaretler de vardır. Bunlar konuşuluyor. Bazı eski kulağı kesik politikacıların bu mesajları veya telkinleri getirdikleri söyleniyor. Onlar da devredeler. Tuhaf olan şey, askerlerin siyasi alana müdahalesinin, Menderes ve Özal'ın partileri tarafından meşru kabul edilmesidir. 27 Nisan'da verilen muhtıranın hemen sonrasında, Sayın Mumcu'nun söyledikleri, ancak bir insanın kafasına silah dayanarak söylenebilir: Erkan Mumcu gibi bir siyasetçinin bu sözleri söylemesi imkansız. "Bu bildirinin katıldığım tarafları var, katılmadığım tarafları var, katılmadığım taraflarında da eksik bulduğum tarafları var." gibi...
Peki burada müdahaleden bir korku mu yoksa bir siyasi hesap mı var?
Bence fırsatçılık yapılmıştır. Bu bildirinin AK Parti ile seçmen arasında bir kopma yaratması ve ortaya çıkacak bu boşluğun doldurulması için, AK Parti tecrit edilerek kolay bir hedef haline getirilmiştir. Tamamen böyle bir hesap vardı; ama tabii yanlış hesap Bağdat'tan döner.
Siz bu hesabın Mumcu tarafından yalnız değil, Mehmet Ağar'la müşterek yapıldığını söylüyorsunuz.
Tabii. DYP ve Anavatan Partisi müştereken yaptılar. Bu insanlar aslında demokrasiye inandıkları için büyük gelgitler yaşadılar, kolay karar vermediler bu işe... Gözümün önünde cereyan eden hadiseler bunlar. 25 Nisan Anavatan Merkez Kararı'nda tartışma oldu, girelim diyenler oldu, girmeyelim diyenler oldu. Sayın Mumcu girelim diyenler tarafındaydı. Hatta "Büyük bir ekonomik kriz çıkar bu 367 meselesinden dolayı süreç işlemezse." dedi... Saat 16.30 ile 17.00 arasında Sayın Mumcu bazı telefonlar aldı. O andan itibaren her şey değişti bence. Çünkü o andan itibaren çok önemli gelişmeler oluyor, YÖK Başkanı Erdoğan Teziç'e saldırı olmuş, bundan sonra artık her şey değişmiştir, her şeyi yeni baştan düşünmek gerekir demiştir Merkez Karar'da. Gerçekten ondan sonra da her şey değişti.
Evet Murat Yetkin de köşesinde Mumcu ve Ağar'ın Teziç'e suikast teşebbüsünden sonra kararlarının değiştiğini yazmıştı. Fakat bu tavır değişikliği çok tehlikeli bir süreci başlatmaz mı? Bundan sonra şiddetle veya şiddet tehdidiyle siyasi sonuç almanın önü açılmaz mı?
Size tamamen katılıyorum. İki tecrübeli genel başkandan söz ediyoruz. Yakın siyasi tarihimize her kademede tanık olmuş iki siyasetçi... Böyle bir suikast olayından sonra fikir değiştiriyorlarsa, şunu bilmeleri lazım o suikastı yapan veya yaptıran her kimse amacına ulaşmıştır.
Ama anlaşıldığı kadarıyla o suikast teşebbüsünün ötesinde bir tertip, o çerçevede bir telkin var...
Doğru bir telkinle, tertiple kandırılmışlardır.
Peki aynı zamanda bir hesap da yapmış olmalılar...
Bana göre bu iki parti de 3 Kasım 2002'de partilerinin aldıkları oy oranının gerisine düşmüşlerdir. Bunun yarattığı ciddi bir rahatsızlık vardı. Buradan kendi lehlerine olabilecek bir sonuç çıkabileceğini düşündüler. Bu hırsa kapıldılar ve bunun için sahip oldukları geleneği, şahsen kendilerinin ilkelerini bir yana bırakmakta bir mahzur görmediler.
Bunu topluma izah edeceklerini düşündüler. Bunun beklentilerinin hesaplarının doğru çıkması halinde topluma izah edebileceklerini düşündüler. Fakat toplum hadiseyi onların bekledikleri şekilde algılamadı.
Şimdi hesapları tutmadı mı?
Kesinlikle tutmadı. Birleşme fikrinin birden gerçekleşmesinin sebebi de budur. Her iki parti de baraj altında kalacaklarını gördü, barajı aşmak için birleşmeye çalışıyorlar.
Merkez sağ siyasetçiler bu muhafazakâr-mütedeyyin seçmenleri artık temsil etmiyor mu?
Kesinlikle öyledir, bunu en veciz şekilde Sayın Aydın Menderes ifade etmiştir. Merkez sağın sembol ismidir. "Yeter söz milletindir" misyonundan vazgeçerek "Yeter söz devletindir" çizgisine gelmişlerdir. Bu, kelimenin tam anlamıyla tuhaftır, bunun hakikaten izahı yoktur. Bu, sayın genel başkanların şahsî hırsıyla izah edilebilir...

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum