• BIST 96.400
  • Altın 144,302
  • Dolar 3,5616
  • Euro 4,0009
  • Rize 15 °C
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 9 °C
  • Trabzon 13 °C
  • Samsun 13 °C

MÜSLÜMANLIĞIN ÇOCUKLUK RÜYASI

D. Ali TAŞÇI

Köşeme bu hafta ünlü şair Yahya Kemal’den bir alıntı yaparak başlamak istiyorum.         Sevgili okuyucularımı düşünmeye ve yine düşünmeye davet ediyorum. Yahya Kemal’in “ Aziz İstanbul” adlı eserinden bir bölüm sunuyorum:

 

        “ Kendi kendime diyorum ki; Şişli, Kadıköy, Moda gibi semtlerde doğan, büyüyen, oynayan Türk çocukları milliyetlerinden tam bir nasip alabiliyorlar mı? O semtler ki minareler görülmez, ezanlar işitilmez, Ramazan ve kandil günleri hissedilemez. Çocuklar Müslümanlığın çocukluk rüyasını nasıl görürler?

 

       İşte bu rüya, çocukluk dediğimiz bu Müslüman rüyasıdır ki bizi henüz bir millet halinde tutuyor. Bugünkü Türk babaları havası ve toprağı Müslümanlık rüyası ile dolu semtlerde doğdular, doğarken kulaklarına ezan okundu. Evlerinin odalarında namaza durmuş ihtiyar nineler gördüler. Mübarek günlerin akşamları bir minderin köşesinden okunan Kur’an sesini işittiler, bir raf üzerinde duran Kitabullah’ı indirdiler, küçük elleriyle açtılar, gülyağı gibi bir ruh olan sarı sahifelerini kokladılar, ilk ders olarak Besmele’yi öğrendiler. Kandil günlerin kandilleri yanarken, ramazanların, bayramların topları atılırken sevindiler. Bayram namazlarına babalarının yanında gittiler. Camiler içinde şafak sökerken Tekbir’i dinlediler, dinin böyle bir mertebesinden geçtiler, hayata girdiler. Türk oldular.”

 

            Yahya Kemal yine başka bir hatırasını anlatırken şunları söyler:

            “ Daha henüz dört beş yaşlarındaydım, rahmetli annem bana şunları söylerdi: “Oğlum iki insanı çok sev; biri Sultan Murat Hüdavendigâr Efendimiz, diğeri de Peygamberimiz Efendimiz!” Annemin bu vasiyet niteliğindeki sözünü hiç unutmadım.” Bunun içindir ki Yahya Kemal, Paris’e kaçtı ama Jöntürk olmadan evine döndü.

      

       Rahmetli babaannemin sırtında oynaya zıplaya camiye gittiğim zaman dört buçuk yaşındaydım. Köyümüzün camisinin, bir bacağı kesik bir hocası vardı. Adına “ Molla İbrahim” derlerdi; çocuk okuturdu. Parasını da köylü verirdi. Ben hocayı bacağı kesik haliyle görünce önce korkmuştum. Benim bu halimi anlayan hoca bana, bir ucu mavi, öteki ucu kırmızı bir kalem hediye etti. Çok sevinmiş ve hocayı da çok sevmiştim. Ben ilk defa kalemle orda tanıştım. Kalemi her elime alışımda, bana Besmele’yle hediye edilen o kalemi hatırlarım.

 

      Kısa bir zaman sonra ben Kur’an okumayı öğrenmiştim. Rahmetli babaannemin yağmur çamur demeden her gün sırtıyla beni camiye götürüşü nihayet meyve vermişti. Artık ben “ adam olmuş”tum ve Kur’an okuyordum.

 

       Rahmetli babamın bana Kur’an almak için köyden kasabaya indiği günü unutmuyorum. O gün perşembeydi ve benim bayram günümdü. O gün ben bütün arkadaşlarıma karşı hoşgörülüydüm. Çok cömert davranıyordum, neyim var neyim yoksa arkadaşlarımla paylaşıyordum. Sürekli gülümsüyor, oynuyor, zıplıyor; fakat bir yandan da sabırsızlıkla akşamı bekliyordum. Akşam olacak, babam kasabadan köye gelecek ve Sarı Sahifeli Kitabullah’ı oğluna hediye edecekti. Acaba dünyada bundan daha büyük, bundan daha heyecan verici bir hediye var mıydı? Babaannem babama, “ Evladım, torunumun mürüvvetini gördük ya, artık ölsem de gam yemem.” diyecekti. Çocukluk yaşımda duyduğum bu mürüvvet kelimesini de hiç unutmayacaktım.

 

       Babam geldi. Akşam ezanı okunuyordu. On kilometrelik yolu yaya yürümenin vermiş olduğu yorgunlukla, epeyce ağır çantasını sırtından indirdi. Evin içi adeta bayram havasındaydı. Ben hızla babamın üzerine atlayarak, “ Kur’an’ım, Kur’an’ım!” diye bağırıyorum. Babaannem beni bağrına basmaya çalışıyor. Annem mahcup bir edayla sevincini gözlerine yansıtarak bana bakıyor. Kız kardeşim horoz şekerini emmenin mutluluğunu bir sağa bir sola koşarak bizimle paylaşıyor. Halam “ Yarın camiye artık bu Kur’an’ı koltuğunun altına alarak çıkacaksın.” diyerek büyüdüğümü hissettiriyordu.

 

       Heyecanla Kur’an’ı açtım. Sarı sayfalar göz kamaştırıyordu. Eğildim, doya doya kokladım. Halam: “ Al bu kâbeçiçeğini de Kur’an’ın orta yerine koy.” dedi. Mis gibi cennet kokan kâbeçiçeğini alarak Kur’an’ın orta yerine yerleştirdim. Kur’an denilince ben hayat boyu hep o kokuyu aldım; sanki ruhumun kokusu gibi geldi bana.

 

      O gece hiç uyumadım. “ Müslümanlığın çocukluk rüyası”nı işte ben o gece gördüm. Çocukluk dünyamı yoğuran şeyin Kur’an olduğunu ben yıllar sonra fark ettim. Meğer kültür buymuş, unutturulamayanmış.

 

     Ben babaannemi çok seviyordum. Genç yaşında dul kalmış ve dört yetim çocuk büyütmüştü. Ezanın ve Kur’an okumanın yasak olduğu zamanlarda yememiş içmemiş ve babamı hafız yapmıştı. Şimdi benimle ilgileniyor, benimle yatıp benimle kalkıyordu. Zaten ben onunla yatıyordum. Beni yatağa yatırır ve yatsı namazına dururdu. Duymam için olacak, namazda sûreleri seslice okurdu. Ben tüm sûreleri onun bu okuyuşundan ezberledim.

 

      Namaz bitince bütün sevgisini kuşanarak yanıma yatar ve “ Şol cennetin ırmakları” ilahisini okuyarak beni uyuturdu. Yıllar sonra okulda, Türkçe kitabında bu ilahiyi ve altındaki “ Yunus Emre” adını görünce, Yunus Emre’yi dedem bilmiş ve onunla birlikte ilk edebiyat sevgisi de içime işlemişti.

 

      Rahmetli babam her sabah, özellikle bahar sabahları, daha güneş doğmadan kapının eşiğine oturur ve yanık sesiyle bir cüz Kur’an okurdu. Biz çocuklar sabaha, Kur’an sesiyle kuş seslerinin nağmelerini duyarak uyanırdık.

 

      “ Hocam, çocuklarımızı eğitmekte zorlanıyoruz.” diyen dostlar için yazdım bunları. Babam ve babaannem bana oturup da bir şey öğretmedi; her ikisi de Kur’an’a önem verdi. Bir de beni çok sevdiler ve bana önem verdiler, beni adam yerine koydular. Sevdiklerimin çok önem verdikleri şey benim de sevgilim olmaz mıydı? Ben de onların sevdiklerini sevdim; çünkü onları seviyordum. İşte fıtri, doğal eğitim budur ve insanı yormaz, çünkü tohum, yeşerecek toprağı bulmuştur. Biliyor musunuz, eğitim adına çok yorulduk ve çocuklarımızı çok yorduk, dostlar.

       Aile ortamında neye değer veriyorsak, bilelim ki çocuklarımız onları sevecektir, tabii bizi seviyorlarsa! Çocuklarımız bize emanettir, yarın bu emanetin hesabı sorulacaktır.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 532 474 76 40