• BIST 90.182
  • Altın 146,281
  • Dolar 3,6195
  • Euro 3,9306
  • Rize 10 °C
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 13 °C
  • Trabzon 9 °C
  • Samsun 11 °C

Mutlu olmak istiyorsan; acık!

D. Ali TAŞÇI

 

                “Gönlümde perileri bile kıskandıran bir güzeller güzeli varken, bu dünyada benim gibi neşeli ve mutlu kim vardır? Allah’a andolsun ki, ben gam denen bir şey varmış diye işitiyorum; fakat ne olduğunu bilmiyorum.” (Mevlâna)

                Her çağın, her dönemin kendine özgü sorunları vardır. 20. Yüzyıl savaşlar yüzyılı olarak kayıtlara geçti. Birinci ve İkinci Dünya savaşları insanlığı kasıp kavurdu. Hayalleri kararttı, ümitleri budadı. İnsanlar, yaşamaktan adeta nefes alıp verebilmeyi anladılar ve korku tünelinde ömür tükettiler.

                Şimdi farklı bir çağın eşiğindeyiz. Olup bitenleri hepimiz görüyor ve yaşıyoruz. Bizden önceki nesillerin sahip olmadığı, sadece bizim faydalandığımız şeyleri düşünün: Televizyon, cep telefonu, bilgisayar, gelişmiş sağlık hizmetleri, daha iyi bir eğitim, kendi seçimimizi yapabilme özgürlüğü, istediğimiz şehre taşınma imkânı… vb.

                Bütün bunlar çok geniş bir özgürlük ortamı yaratırken, diğer yandan da insanı yalnızlaştıran içsel bir baskı oluşturuyor. Burada kişi kendine odaklanıyor ve adeta kendi kendini yemeye, tüketmeye başlıyor. Çünkü kendinden, kendi çıkarlarından başka ilgiye değer bir başka şey bulamıyor. Yalnızlık! Bozguna uğratan endişe ve mahveden belirsizlik, mutsuzluk!

                Psikologlar üzüntüyü şöyle tanımlıyor: “ Sahip olduğunuz şeylerin, elinizden kayıp gitmesi sonucu sizde uyanan duygunun adı.” Bu çağın insanı kendine odaklandığından (bencillik) ötekini kaybederek yalnız başına kaldı. “Dost” kavramı zihin sözlüklerinden silinerek rekabet, kıskançlık, haset ve düşmanlıklar devreye girdi. Böyle bir ortamda endişe en sağlıklı çocuk olarak dünyaya geldi. Maddi bir varlık paylaşılmak için değil, sahip olmak için elde edilmeye çalışıldı. Oysa yıllar, insan ömrünü tüketirken, kayıplar hiç hesap edilmedi. Bir gün acziyet ve fanilik evin eşiğinde oturunca dayanılmaz acıları, hayal kırıklıklarını, üzüntüyü de beraberinde getirdi. ( Ben bu yazıyı yazarken telefon aldım, karayağız bir arkadaşım, iki ay cedelleştikten sonra kanserden ölmüş!) Faniliğe, içlerinde yuva kuramayanların mutluluk arayışları, çölde seraptan öteye geçmemektedir.

                Sevemedi insan. Sevebilmesi ve sevilebilmesi için paylaşması gerekiyordu; işte onu kaybetti. Bu çağın en belirgin özelliği “sahip olmak” üzere kurulu olduğundan, sevgi artık antika eşya gibi viran gönül müzelerinde sergilenmektedir. Üzüntü, sevgiye aç gönlün feryadıdır.

                “Herhangi bir kimsede gizli bir aşk derdi yoksa o, yaşıyormuş gibi görünse de, onun gönlü ve canı yoktur. O adeta gezen, dolaşan bir ölüdür.” (Mevlâna)

                Ölüler panayırında mutluluktan söz edilemez elbet. İnsan metafiziksel düşünce ve yoğunluğu kaybedince adeta gönül heyelanı geçirerek içindeki güzellikleri sele verdi. Bugün yaşanan bundan farklı değil. “Halkın gönülleri daima neşe arar.” der, Mevlâna; fakat gönül gözü kapalı ise neşeyi bulmak kolay değildir.

 

                “Nerede olursan ol, O, seninle beraberdir.” (Ayet- 57/4) müjdeli haberi Allah’tan geliyor. Bu haberle insanın gönlü yanıyor, tutuşuyor. Ümitle, manevi neşeyle doluyor. Sen kendini tanımadığından neşelenmedin, huzura kavuşamadın. Eğer kendini tanısaydın, ne olduğunu bilseydin bu üzüntü, bu rahatsızlık, bu bunalım bir daha sana gelmezdi. Sen bunlardan kurtulmak için başka kapı çalmazdın.” (Mevlâna)

                Çağımız insanının en korkunç buhranı, kendi içinde sonsuzluğa açılan kapının kilitli durması bir tarafa, ondan haberdar bile olamamasıdır. Dünya dumanı onu boğarken, çırpınışının arkada bıraktığı izlere de “uygarlık” diyor! İnsan, sonsuz yolculuk adına dünyaya düşen bir tohumdur. En büyük zulüm, onu sonsuza götürecek imanın iğdiş edilmesidir. Bu iğdiş zulmünü yapanlar, dünyayı altınla döşeseler, insanı mutlu edemezler; çünkü insanı mide değil, gönül mutlu eder.

                “Git gözlerini kapa ki, bütün gözlerin göz olsun. O zaman gönül gözü ile sana başka bir cihan, başka bir dünya görünecektir.” (Mevlâna)

                “ Her zaman neşeli, mutlu, her gittiğin yerde aziz ve muhterem olmak istiyorsan, her bakımdan temiz ol, doğrulukla yaşa, boş durma bilgi öğren. Eğer bu şekilde ömür sürersen, insanların yol gösterenlerinin başında taç olursun.” (Mevlâna)

                Fanilik duygusunu kendi içinde yeşertmemiş insan, karanlık kuyulardaki feryatlarına mutluluk diyor, uygarlık diyor. Hıhh! Apple’ın sahibi Jobs, dünyanın en zengin kişisiydi. Elli altı yaşında kanserden öldü. Son sözü manidardır: “ Mademki hayatın sonunda ölüm var, sahip olduğunuz şeylerin hiçbir anlamı yoktur.”

                Ölüm! Ya sonrası? Sonrasını içlerinde yeşillendiremeyenlerin, mutluluk kuşuna gönüllerinde aşiyan kurabilmeleri mümkün müdür?

                “Allah sevgisine av olursan gamdan, kederden kurtulursun. Fakat kendi arzularının peşinden koşarsan, bağlanırsın, isteklerinin esiri olursun.” (Mevlâna)

                Burası acıkmanın yeri, doymak ötede; mutlu olmak istiyorsan acık!

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 532 474 76 40