Fikret ANDIÇ

Fikret ANDIÇ

Yazarın Tüm Yazıları >

NEREYE?

A+A-

 

Her alanda bir yozlaşma ,her alanda bir dejenerasyon…..

Cidden, insan sormadan edemiyor bu gidişat nereye?

1400 yıl öncesinden Hz.Peygamberin uyarısı mod a mod bugün için söylenmiş olsa gerek:

‘’ “Sizler karış karış, arşın arşın sizden öncekilerin yolunu izleyeceksiniz/onların inançları ve yaşayışlarını ölçü edineceksiniz. İnsanın giremeyeceği küçük  kertenkele deliğine girecek olsalar, siz de onları takib edeceksiniz.”

(Hz. Peygamberin gelecekle ilgili bu ürpertici açıklaması üzerine biz sahâbîler) sorduk:

"Ya Resûlallah! (İzlerini takip edeceğimiz bu topluluklar) Yahûdiler ve Hristiyanlar mı olacak?"

Şöyle buyurdu:  “Ya başka kimler olacaktı?” (Buhari, Enbiya 50; Müslim, İlm 6)

Tarihsel süreç içerisinde ümmet devasa bir medeniyet inşa etti. Bu medeniyetin temeline İRFAN ve HİKMET’ i koydu. HİKMET eksenli bir yaşam biçimi geliştirmek için çırpındı durdu. Bu bilgi birikimi nesilden nesile , kuşaktan kuşağa aktarıldı.

Ruh güzelliğini ve estetik temelli bir yaşantıyı esas alan ümmet nerede? Yaptığı her işi HAKK rızası ekseninde olması için gayret sarf eden ümmet nerede?

Şimdi sorarım size değerli okuyucular:

Derin bir kavrayış ,letafet basiret ve ince bir bakış açısını günümüz insanında görebiliyor musunuz?

Ben bu sözü söylerken ya da davranışı sergilerken  acaba karşı tarafı incitir miyim , gönlünü kırar mıyım endişesi taşıyıp ona göre hareket eden kaç kişi tanıyor sunuz?

Ya da işi teslim ettiğiniz ustanın hangisi en güzelini ortaya koyayım diye çırpınıyor?

Ve yahut da hangi patron işçisinin zerrece hakkını vermek endişesi taşıyor?

Hangi evlat anne babasına ‘’öf bile dememe ‘’ endişesi taşıyor?

Dostlar bu misaller uzayıp gidiyor, insan hangi birini anlatayım hangi birinden bahsedeyim diye düşünüp duruyor.

İnsanı insan yapan edebidir. Büyüklerin beyanıyla kainatın temelinde edep vardır. Edep ise insanın haddini yani ölçüsünü bilmesidir. İnsanoğlunun  kainattaki kıymeti harbiyesi edebine göredir. Bu mesele o kadar ciddidir ki Yüce Mevla mukaddes kitabımızda edep örnekleri verir:

“Yürüyüşünde tabiî ol. Sesini alçalt. Çünkü seslerin en çirkini, şüphesiz eşeklerin sesidir!”(lokman-19)

Yani Mevla, insanlarla konuşurken sesini iyi ayarla diyor…Düşünebiliyor musunuz Rabb-ül Alemin insanlarla nasıl konuşacağımızı anlatıyor.

Bir diğer ayet:

"Ey iman edenler, (bundan sonra) Peygamberin evlerine -yemeğe davet olunmaksızın, vaktine de bakmaksızın- girmeyin. Fakat davet olunduğunuz zaman girin. Yemeği yiyince dağılın. Söz dinlemek veya sohbet etmek için de (izinsiz) girmeyin. Çünkü bu Peygamber'e eza vermekte, o sizden utanmaktadır. Allah ise, hak(kı açıklamak)tan çekinmez." (Ahzab, 33/53) (1)

İşte bam teline basan ayetlerden biri de bu:

 Sahabe-i Kiram ,Efendimize olan muhabbetinden dolayı Efendimizin hanesine gitmeyi, orda oturmayı, orda yemek yemeyi çok istermiş..(Kim istemez ki) Gidince de kalkmak bilmezmiş, oturdukça otururmuş. Tabi Efendimizin doğal olarak bir aile yaşantısı var , ibadet hayatı var. Alçak gönüllüğünden ve naifliğinden bir şey diyemezmiş. Bu bahsedilen bir gün değil iki gün değil.. O kadar artık sıkılıyor ki Utangaçlığından da bi şey diyemiyor. Yüce Yaradan konuyla ilgili ayet indiriyor. Bir nevi misafirlik adabını bize Rabbimiz öğretiyor.

Misafirliğin inceliklerini ve edebini öğreniyoruz.  Bize ne kadar sıradan bir mesele gibi geliyor değil mi? Ama indi ilahi de misafirliğin de bir edebi mevcut.

 Hatta  konuyla alakalı ayet var!

Vel hasıl dostlar edebimizi kaybettik, hem zahiri edebimizi hem kalbi edebimizi….

Kapılardaki ince ve kalın tokmağın sırrını anlatacağımız ya da evin balkonunun neden caddeye bakmaması gerektiğini anlatacağımız ve yahut da eğilerek girilen Selçuklu medresesi sınıflarını anlatacağımız bir insan kitlesi yok artık…

Günlerden bir gün Hz. Ömer hutbe mescidde vaaz veriyor. Aniden tam konunun ortasında susuyor ve konuyu tamamlamadan kürsüden iniyor. Soruyorlar ya Emir-el Müminin nedir bu hal neden sustun ve indin?

El cevap, ‘’İçimden bir ses ne güzel konuşorsun ya Ömer dedi bir an olsun kendimi beğenme duygusuna kapılmaktan endişe ettim ve indim diyor’’

Şimdi soruyorum size bu inceliği, yani nefsine pay çıkarmama , azcık da olsa enaniyet duygusuna kapılmama inceliğini günümüz insanına nasıl izah edebiliriz? Enaniyeti, kibri ,ben duygusunu öne çıkarmayı pompalayan seküler dünya düzeni içindeki Müslümana bu incelikler nasıl anlatılabilir ki?

İyi bir kariyer ve dünyevi zenginlik ideali peşinde koşan günümüz Müslümanına asıl zenginliğin KANAATKARLIK olduğu noktasında ne derece inandırıcı olabiliriz? Her köşe başında yükselen gösterişli konutların olduğu sokaklarında lüks arabaların dolaştığı ve ha bire sahip olmalısın, almalısın duygusunun zerk edildiği bir düzlemde ‘’ ‘’İnsan ,paylaştıkça mutlu olabilir’’ hissiyatı anlatılabilir mi?

Düşünüyorum da bizi biz yapan kavramlar ütopik bir hal aldı galiba…

Değerli dostlar nihayetinde şahsım adına vardığım nihai nokta:

İslam garip başladı; başladığı gibi tekrar garip olacaktır. Gariplere ne mutlu! Kimler gariptir, ya Resulallah diye sorulunca: ‘’İnsanlar bozulduğu zaman düzeltmeye çalışanlardır.’’

Dua ile…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
6 Yorum