• BIST 108.489
  • Altın 152,547
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • Rize 14 °C
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 7 °C
  • Trabzon 17 °C
  • Samsun 15 °C

NİÇİN ATATÜRKÇÜYÜM? 1

Osman KAYA
Yaşam sürprizlerle dolu bir tiyatro sahnesidir belki.
Belki deniz kıyısında bir kumsal.
Bizler de kumlar üzerinde, kumdan kaleler yapan çocuklar gibiyiz.
Aniden gelen bir dalga bütün yaptıklarımızı ve bazen de bütün doğru bildiklerimizi siler, süpürür.

Fikirlerimiz de böyledir. Çok büyük değer verdiğimiz şeyler bazen yaşamın acımasız tokadı karşısında tuz- buz olan bir vazoya döner.
Mutlak doğru dediğimiz şeyler bazen nakavt olmuş, yerde kıvranan bir boksöre döner.
Yaşamın attığı kroşelerle nakavt olan doğrularını görmeyen- görmek istemeyen, gördüğü halde haline elvermediğinden dolayı görmemezlikten gelen sabit fikirli insanlar vardır.
Ben onlardan değilim. Dün doğru budur dediğim şeyler vardı. Bugün doğru budur dediğim şeyler var. Yarın Doğru budur diyeceğim şeyler olacak.
Dünle bugün arasında farklılık olduğu gibi bugünle yarın arasında da farklılık olacaktır.
Bu ilkesizlik değildir. Bu rüzgârda dönen pervane olmak demek değildir. Aksine bu durum sahip olduğum kafa yapısının bir gereğidir.
Ben ‘hayatta en hakiki mürşit ilimdir’ ilkesine inanıp ‘analitik bir kafa yapısı’ ile hareket edenlerdenim.
Bu çerçevede ben bugün karşılaştığım olayların anlamlı çözümlemesini en güzel şekilde Atatürkçü Düşünce’de buluyorum. Bu modelle gerçeklere biraz daha yaklaşmış buluyorum kendimi.

Yarın başka bir model bulup o günün olaylarını bu bulduğum modele göre açıklar mıyım kim bilir.
Her şeyin değiştiği bir Evrende benim değişmeyeceğimi kim garanti edebilir?
Geçen yazımda belirttiğim gibi 32 yaşıma kadar Atatürkçü değildim. Hatta Atatürk denince tüyleri diken diken olan biriydim.

Atatürkçülerden fersah, fersah uzak durur, bir şekilde aynı ortamda bulunmak zorunda kaldığım Atatürkçüler olunca hararetli bir tartışmaya girer, onları korkunç bir eleştiri bombardımanına tutardım.
Atatürk lehine yazılmış kitapları önce yırtar atar, sonra parçalarını tekmelerdim.
Atatürk’ü eleştiren bir eser görünce onu yutarcasına okurdum.

Bana göre bu ülkedeki bütün pisliklerin kaynağı batılılaşma idi ve Mustafa Kemal de Türkiye’deki batılılaşma olgusunun en önemli taşıyıcısıydı.
Dolayısıyla bütün kötülükler Mustafa Kemal’de düğümleniyordu.

Bu kanaat bende nasıl oluşmuştu?
Bu kanaatin bende oluşmasının en önemli nedeni, din sömürücülerinin Atatürk propagandası ile batı dalkavuklarının Atatürk üzerinden Türkiye’yi batıya monte etme çabasıydı.
Bunun yapılışında Türkiye halkında var olan çok önemli bir dinamik kullanılıyordu: ‘dini hassasiyet’

Mustafa Kemal karşıtları söylemlerini geliştirirken nasıl Türk toplumunun dini hassasiyetlerini istismar ediyorsa aynı şekilde tersinden bir sömürünün de Kemalizm adına yapıldığını görüyordum.

‘Mistik, metafizik, maverai’ bir Atatürk portresi ile halkı sömürmek en sık yapılan şeylerden biriydi. Şiirlerle, öykülerle, romanlarla sürekli böyle bir portre empoze ediliyordu halka.

Bu şiir yukarıdaki yargılarımızı destekler niteliktedir:
“Gökte bir bulut geziyordu
Bir yanı kırmızıydı, bir yanı beyaz
Batıya yönelmişti,
Belli doğudan gelmiş
Gökte gezen bulut, gözümle gördüm
Tıpkı Mustafa Kemal’e benziyordu” (M. Sunullah Arısoy- Mustafa Kemal Türküsü)

Yani insanüstü bir öğe olan Mustafa Kemal bu insanüstü kimliği ile batıyı işaret ediyor, batıyı emrediyordu.
O zaman kim karşı çıkabilirdi batılılaşmaya?
Ne kastediliyordu peki batıdan? Ya da niçin ısrar ediliyordu batıcılıkta?

Aslında buradaki en önemli amaç, batılılaşma süreciyle beraber Türkiye’nin sanayi devrimi sonrasındaki niteliğiyle sınıflı bir toplumsal yapı batağına alabildiğine batmasıydı.

Bu ülkede ezenler ve ezilenler vardı.
Ayakkabısı deliklerle kıçı mersedesliler vardı.
Bir tezek kokanlar, bir de pahalı losyon kokanlar vardı.
Vardı da bu sınıfsal yapı Atatürkçülük adına bir zorunluluk olarak dayatılıyor ve konuşan, karşı çıkan, herkesin kafası Atatürkçülük adına eziliyordu.

Bu yargılarımızın en önemli örnekleri askeri darbeler döneminde yaşanmıştır. Benim şahsımda oluşan Atatürk karşıtlığının en önemli nedeni din sömürücülerinin etkisiyle bende meydana gelen körlüğün yanı sıra bir de bu ülkenin sömürücülerinin sömürülerine kalkan olarak büyük oranda Atatürk’ü kullanmaları (ya da Atatürkçüyüm diyenlerin bir kısmının sömürücülüğün zirve noktalarını temsil etmeleri) dır.

Peki, şimdi akla bir soru geliyor:
Mademki sömürüye karşıyım, neden sömürü olduğunu düşündüğüm bir şeyden uzaklaşırken başka bir sömürü olgusunu referans aldım? Burada ileride genişçe ele alacağım bir başka husus devreye giriyor: ‘Din sömürüsünün gücü, etkileyiciliği ya da çekiciliği.’

Evet…
Din sömürgenleri de Atatürk sömürgenleri de beni Atatürk’ten bir hayli soğutmuşlardı. Bu ifade az bile; nefret ettirmişlerdi. Tam 32 yaşına kadar bu süreci yaşadım.

Bu zamana kadar bir yanda din sömürgenleri mazlum ve mağdur edebiyatı yapıyor, özgürlük, hak ve adaletten dem vuruyorlardı. Ve özgürlüğü ortadan kaldıran hak ve adaleti gasp eden biri olarak Atatürk’ü hedef olarak gösteriyorlardı.

Onlar gelince hakça paylaşım olacaktı. Doğu bloku da batı bloku da şeytanın iki eli gibiydi.
Hakkı, hukuku kendileri temsil ediyor ve şöyle bir mantık zinciri oluşturuyorlardı:
‘Allah’a itaat eden, Resulü’ne, Resulü’ne itaat eden O’na tabi olanlara itaat eder. Biz parti olarak, dernek olarak, cemaat olarak, Allah’a tabiyiz. O zaman bize tabi olmak, Allah’a tabi olmak demektir.’
Bu kıyastan ‘Bize tabi olmamak, Allah’a tabi olmamaktır’ sonucunu da çıkarabiliriz.
Kim Allaha tabi olmamayı göze alabilir ki?
Görüyor musunuz din bezirgânlarının kurduğu kumpası? Geliştirdikleri akıl tutulması sağlayan tezgâhı?
Dini ticari meta haline getirmenin psikolojik temellerini?
Dolayısıyla bu adamlar güçlerini Allah’tan aldıklarına göre sözleri de ‘Allah’ın nuruyla aydınlanmıştır’ düşüncesiyle onların her söylediğine saf aklımızla inandık.
Bir de Atatürkçü geçinen bir kısım cenahın Atatürkçülük üzerinden faşistlik yapmaları, millete tepeden bakmaları Jakoben yaklaşımları da eklenince artık kare tamamlandı. Ve ben tam bir militan Atatürk düşmanı olmuştum. 32 yaşına kadar böyleydim. İflah olmaz bir Atatürk düşmanı!!!

Şimdi gelelim neden ve nasıl Atatürk’e yöneldiğime.
Doğa yasaları dediğimiz (örneğin yerçekimi yasası, termodinamik yasalar gibi) unsurlar, evrene yön veren ayrıntılar niteliği taşırlar.
Bu yasalar lokaldir çoğu kez. Yani yerçekimi yasası örneğin Güneş sistemi boyutlarındaki bir evrende geçerli iken atom altı parçacık düzeyinde ya da kara delikler düzeyinde farklı bir nitelikle ortaya çıkabilir.
Ama bir üst yasalar sistemi ya da yasaların yasası dediğimiz bir sistem var ki buna diyalektik yasalar diyoruz. Diyalektiğin 5 temel yasasından biri,
—Nicel değişimlerin birikip nitel değişimleri meydana getirmesidir.
Elbette ki bendeki fikirsel değişimin bir arka planı vardır.
Ben (Bir okuyucumun yorumladığı tarzda) Ahmet Hakanlaşmak için ya da Mehmet Metinerleşmek için Atatürkçü olmadım. Ya da (başka bir okuyucumun ifade ettiği gibi) birilerine yaranmak için de Atatürkçü olmadım.( Eğer böyle bir düşüncem olsaydı yaranma ve nemalanmanın yolunu izlerdim. Nemalanmanın yolunun nerelerden geçtiğini bilmeyecek kadar aptal değilim)

Onlar kapitalist sisteme eklemlenmek için değiştiler. Ben ise dünya sistemine ‘hayır!’ diyebilmenin yolu olarak gördüğüm için Atatürkçü oldum. Ve Atatürk’ü kapitalist sisteme en fazla meydan okuyan liderlerden biri olarak gördüğüm için Atatürkçü oldum.
Çünkü Atatürk tarihin görmüş olduğu en büyük devrimcilerden biridir.
Fransız düşünür Duhumel bu durumu şöyle dile getirir:
‘Atatürk, girişim ve umutlarının gürültüsü ile ortalığı ayağa kaldırmadan çalıştı. İnsana şaşkınlık veren eserleri, İngiliz, Fransız ya da Rus inkılâpçılarının eserlerine hiçbir bakımdan benzemez. Bu ülkelerden hiçbiri dile, yazıya dokunabilmeyi akıllarının ucundan geçirmemişlerdir. Ne Cromwel, ne Roberspiere, ne de onları izleyenler liderlik ettikleri ulusu, bilim felsefesi, düşünce yöntemi, kısaca alın yazısını değiştirme yoluna götürmeye kalkışabilmişlerdir. Mustafa Kemal bunu yapan ve büyük bir başarı ile sonuca vardıran eşsiz bir adamdır.’’

Yaşam sürem boyunca şunu gördüm:
Ne İslam dincilerin anlattığı gibi,
Ne Atatürk, Atatürkçü geçinenlerin anlattığı gibi
Ne Atatürk dincilerin anlattığı gibi
Ne İslam Atatürkçü geçinenlerin anlattığı gibiydi.

Çünkü
Ne İslam Faşist bir dindi. Ne de Atatürk Faşist bir liderdi.
Atatürk’le İslam arasında ciddi bağlar kurulabilir.
Ama ne Atatürk İslam’la ilintilendirilmek zorundaydı, ne de İslam Atatürk’le ilintilendirilmek zorundaydı.
Bunu tersyüz edilmiş gerçeğe değinmek için belirttim sadece.
Gelecek yazımda konuya devam edeceğim…
  • Yorumlar 15
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 474 76 40