• BIST 89.843
  • Altın 145,566
  • Dolar 3,5962
  • Euro 3,9115
  • Rize 11 °C
  • İstanbul 9 °C
  • Ankara 7 °C
  • Trabzon 9 °C
  • Samsun 8 °C

NURETTİN TOPÇU’YLA BİRLİKTE DERİN FERYAT!

D. Ali TAŞÇI

 

            “ Türkiye’nin Maarif Davası” Nurettin Topçu’nun çok önemli bir kitabı. Maarifi, yani Türkiye’nin eğitimini her yönüyle ele alıp incelemiş. Yıllar önce yazılan bu kitap hala tazeliğini koruyor; çünkü hava, su nasıl hiç değer kaybetmiyorsa, ruha hitap eden hiçbir metin de eskimez, pörsümez.

            Ben aslında kitabı tanıtacak değilim, ama bugün, maalesef, birçok öğretmenimiz bu kitabı okumadan sınıfa giriyor! Topçu’nun, Çetin Altan’dan severek naklettiği bir cümle ile konuyu açmaya çalışayım. Çetin Altan şunu demiş: “ Cumhuriyet dönemi politikaları şehirden Müslümanlığı kovdu.”

            Bunun anlamı şudur; “ey Müslümanlar, şehir, yani medeniyet sizin yeriniz değil, siz yokluğa mahküm olun!” İşte o dönem biri çıkıyor ve “Hayır, beni köklerimden kimse koparamaz, ben asil bir milletin evladıyım ve gelecek nesillere söyleyecek sözüm var; onları medeniyetleriyle tanıştıracak yüreğim var!” diyerek, Anadolu meydanına atılıyor, çilelerle yoğrularak “Hareket” neslinin yetişmesi için büyük emek sarf ediyor.

            Necip Fazıl merhum; “ Giden İslam’dı, gelense hiç!” diyerek, o da “ Büyük Doğu” neslini yetiştirmek için ciğerinden kalemine kan çekerek çile yumağını hayatına dolamıştı. M. Âkif “ Asım’ın Nesli” diyerek hayata gözlerini yummuştu. Sezai Karakoç “ Diriliş Nesli” için bunca çileye katlanıyor.

            Bütün bu mübarek muallimler neden böyle bir girişimin içinde bulundular acaba? Biliyorlardı ki, nesillerin medeniyete uzanan damarları kesildi ve kurutulmaya terk edildi. Bu çorak bozkırda adam yetişmezse, gelecek zamanlara karanlık çökecekti. Her şeyden de çok, öte alemde bunun hesabını veremeyeceklerdi, çünkü düşünen bir kafaya, kanayan bir yüreğe sahiptiler.

            Topçu’nun gözünde talebe, hakikatler peşinde koşmayı meslek edinen insandır. Gayesi manevi olgunlaşma olan bir mesleğin insanıdır, mekteplerin diplomalı müşterisi ve istikbalin mevki dilencisi değildir. Peki, “hakikat” denen o mübarek şey, mekteplerde var mıdır? Mekteplerde okuyanlar bunun için mi dünyayı kana bulama yarışına girmektedirler? Mekteplerde hakikatlerin araştırılması adına bir ders okutulmakta mıdır? Ya da böyle bir dersi verebilecek muallime sahip miyiz?

            Mektep ideal çatı mıdır? Çocuklarımız, mekteplerde ruhlarını kalıba döküp sonsuzluk besteleri yapabiliyorlar mı? Muallimler, karakterlerimizin yapıcısı mıdır? Muallim nakilci midir, yoksa beyinlerde, bilgiye giden yolu açan bir rehber midir? Hangi muallim, öğrencileri “başarısız, yaramaz” olduğu zaman “Bu kusur onların değil, bütün bunlar bendendir.” diyerek, bir gün oruç tutmuştur? Muallim, sınıfa abdestsiz girmeyen ve derse besmelesiz başlamayan insan mıdır? Cesedin derinliklerine inip ruhları temaşa etmeden, kargaşayı önlemek, talebeyi kendisiyle barıştırmak ne kadar mümkündür?

            Bugünkü okullarda okuyanlar;

            Ahlak davasının kahramanı olmak yerine, siyaset malzemesi mi olmaktalar?

            Sorumluluktan neden sürekli kaçmaktadırlar?

            Görev şuurları neden gelişmemiş veya hiç yoktur?

            Taklit ediciliği neden kendilerine meslek edinmektedirler?

            Gençler, zaaflarını neden mukaddes emirler gibi görmektedir?

            Kendilerine tılsımlı şefler bulup onların arkasında neden böbürlenmektedirler?

            Düşmanın her türlü silahlarını kullandıktan sonra, düşmana borçlu olduklarının neden farkında değiller?

            Sorular… Sorular…

            “Ahlakın ilk temel mayası hürmettir. Kur’an’a hürmet, ilme hürmet, insana hürmet, hayata hürmet. Hürmetin en yüksek basamağı da aşk ve merhamettir.”

             Nesillerimizi izmlerin eline teslim ettik, şimdi onlara kızıyoruz “Bu nasıl bir gençlik?” diye. Medeniyet toprağımızı kaybettik, üstelik tohumlarımız da pek sağlam değil. Kim, nerede, nasıl yetişecekti?

            Yüzlerce öğretmenimizin bulunduğu bir yerde onlara sordum:

            “ İçinizde Füsüsü’l Hikem okuyan var mı? Yok! Mantık-el Tayr? Yok! Mesnevi? Yok! Yok..yok..yok!.. Çocuklarımızı Rus salyatkosu, Fransız domuzu, Çin yılanı yedirerek mi besliyorsunuz? Tekrar soruyorum: Klasik denilen romanlarımızda, namaz kılan bir kahramana rastladınız mı? Yoksa çocuklarımıza“ Peter Pan” denilen orman tanrısının önünde mi secde ettiriyorsunuz?

            Artık konuşalım ya hu! Çocuklarımız, gençlerimiz elden gidiyor!.. İnanın, yarın sizinle cephede savaşacak genç bulamayacaksınız; zaten emareleri çıkmaya başladı.

            Her şeye rağmen ümitsiz değilim; çünkü bu topraklar sahipsiz değildir.

                            D. Ali TAŞÇI (dalitasci@hotmail.com) Twitter:@DAliTasci

  • Yorumlar 5
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 474 76 40