• BIST 104.918
  • Altın 147,092
  • Dolar 3,4930
  • Euro 4,1820
  • Rize 21 °C
  • İstanbul 22 °C
  • Ankara 21 °C
  • Trabzon 22 °C
  • Samsun 24 °C

ONDAN ÖTÜRÜ VAR OLDUĞUMUZ, EFENDİMİZ

D. Ali TAŞÇI

Mesnevi’de geçen “Çoban Hikâyesi”ne bayılırım. Saf, temiz, yalıtılmamış bir sevgi ile bir anda karşı karşıya geliyorsunuz. Birden, uygarlığın içini iğdiş ettiği kalbiniz sendeliyor ve çobanın saflığına teslim oluyor, huzur buluyorsunuz.

Musa (AS)’ın yolda karşılaştığı çoban şöyle dua ediyordu:

“ Ey kerem sahibi Allah’ım! Nerdesin ki sana kul, kurban olayım! Çarığını dikeyim, saçını tarayayım! Elbiseni yıkayayım, bitlerini kırayım! Ulu Allah, sana süt ikram edeyim! Elini öpeyim, ayağını ovayım! Bütün türkülerim, nağmelerim senin içindir! Bütün keçilerim sana kurban olsun!”

Musa (AS) bunları duyunca çobanı azarlar ve onun dinden çıktığını söyler. Çoban mahzun, alır başını çöllere doğru süzülür gider. Allah, Musa’ya vahyeder:

“Ey Musa! Kulumu bizden ayırdın. Sen birleştirmeye mi geldin, ayırmaya mı? Ben herkese bir karakter, bir yapı verdim. Onun için övgü olan sözler senin için kötülüktür. Ona göre bal, sana göre zehirdir. Bilmez misin ki, biz söze değil, gönle, öze bakarız.”

Ya şu küçük kızın duygularına ne demeli? Efendimiz’e sevgisini bakın nasıl dile getiriyor:

“Ey Peygamberim, bu akşam bize gel. Oyuncaklarımdan en çok sevdiğim bebeğimi sana vereyim. Onun saçını birlikte tarayalım. Sen bebeğime süt içir, ben sana şarkı söyleyeyim!

Sevgili peygamberim! Annem, senin çocukları çok sevdiğini söyledi. Bana gelirken güzel oyuncaklar getir, e mi?”

Her insan kendi müktesebatınca hayata bakar, olgu ve olayları değerlendirir. Eğitim, fıtratın açılım sürecidir. Aslolan samimiyettir, özdür.

Beşeriyet yönü öne çıkan Efendimiz’in hayatı, Kur’an’ın can getirmiş şeklidir. Bunun için çok insanidir; çünkü Kur’an, insana indirilmiştir.

Ben, O’nun işte bu beşeriyet yönünü çok sevdim. İçimizden biri. Ulaşılmayan değil, hep bizimle beraber, yanı başımızda; hüznümüzde ve mutluluğumuzda hep tetikte. Bize, bizden daha çok düşkün ve sevgili.

“Kuru et yiyen bir kadının oğlu.” Elbisesinin yamasını kendisi diken, keçi sağan, latife yapan; pazaryerine çıkıp alış verişte bulunan muhteşem bir insan. Onu, hayatın her safhasında yanınızda görmek mümkün. Kuşu ölen bir çocuğa baş sağlığı dileyecek kadar ince ve hassas bir muallim. En basitte derinliği remzeden davranışlarla varlığı büyüleyen mübarek bir insan!

Bütün âlem insan olmayı O’ndan öğrendi, O’ndan öğrenmelidir. Aksi takdirde insanlık hep eksik kalacaktır. O’na çıkmayan her davranış yanlış ve sakat. O’nun tebessüm etmediği her yürüyüş yol vurucu ve zalim.

O’na her zamankinden çok ne kadar muhtacız!

Bütün hayatı çok net. O’nu tanıdıkça bir yerleriniz hep sızlıyor. Sadeliğin zirvesinde, bütün şatafat ve debdebeyi yerle bir ediyor.

Ne verirlerse yiyen, sanki evin bir köşesine büzülmüş bir misafir. Kalın elbiseler giyen bir çoban adeta. Gösterişten hoşlanmayan, bir şey herkeste yoksa onu asla kabul etmeyen, ümmetine çok düşkün bir insanlık abidesi. Bütün övgüler O’nun yanında utancından başını yere eğer, susar.

Uykusundan uyandığında, yatmış olduğu hasırın izleri vücudunda belirince, ona bir yatak serilmesini önerenlere söylediği söz, kâinat çapıncadır ve asıl büyüklüğünü simgelemektedir:

“Benim dünyayla işim ne? Ben bir ağacın gölgesinde bir an dinlenen, daha sonra kalkıp ayrılacak olan bir yolcu gibiyim.”

Hiç yola çıkmayanlar, o “Yolcu”nun ayak izlerine nasıl rastlasınlar?

Ya şu ruhun yüceliğini hissedebiliyor muyuz?

“ Rabbim, Mekke vadisini benim için altına çevirmeyi teklif etti; fakat ben, “Hayır Rabbim! Gün aşırı yiyeyim ve aç kalayım. Aç olduğum zaman Sana yakaracağım ve Seni hatırlayacağım; doyduğum zaman da Sana dua edip şükredeceğim.”

Yeryüzü Müslümanları dünyalıklara sahip değilken dünyaya hâkimdiler. Dünyalıklara sahip olunca, dünya onlara hâkim oldu.

İnsanın en güçlü anı, hiçbir şeye sahip olmadığı anıdır. Terk edemeyecek olduğunuz her şey, sizin ayağınıza bağlı bir zincir gibidir. Özgürlük, işte bu zincirleri kırabilmektir.

Müthiş imkânsızlıklar içerisinde dünyanın her köşesine gül tohumu eken, akıl almaz işler sergileyen diriliş muştusu taşıyıcıları Ashab-ı Kiram’ın yaptıklarını başka nasıl değerlendirebiliriz?

Onlar dünyalıklara sahip olsalar, sahip oldukları şeylere gömülüp gideceklerdi. Ama onlar, sahip olmayı değil de olmayı tercih ettiklerinden insanlığa var oluş muştusu sundular.

Bu insanlar ümmiydiler. Bu insanlar “saygın” üniversitelerden diploma almamışlardı. Fakat bu insanlar, Kur’an okulunun ve Efendiler Efendisi’nin öğrencileri idiler. Bunun için diriltici idiler, bundan ötürü yeryüzü coğrafyasına medeniyet ruhunu gergef gergef işlediler.

Medeniyet, vahyin soluğuyla yeryüzünü ihya hareketidir ki, temelinde Muhammedi mühür taşır. Gerisi, uygarlıkların sarhoş kusmuğudur ki, imha mikrobuyla maluldür.

Dünya Müslümanları O’nun hayatını anlamakta zorlanınca ve bundan uzaklaşınca, kara bulutlara teslim oldu. Sonsuzluk fikrini kaybeden Müslümanlar taşı ve toprağı kutsadı. Yenilgi işte ondan sonra başladı.

Ümmet-i Muhammed tarihte hiç bugünkü kadar zengin olmamıştı ve fakat bugünkü kadar da hiç zillete düşmemişti. Ümmetin var oluşuyla dünyanın döngüsü ters orantılı olarak gelişmektedir. Allah’ın nimetinin bunun içinde var olduğunu bilmek ise başlı başına bir ferasettir.

Şuna bakar mısınız?

İslam Devleti’nin Yemen’den Suriye’ye kadar yayıldığı Hicret’in dokuzuncu yılında, bu Devlet’in hâkiminin yalnız bir yatağı, bir de su kırbası vardı. Vefat ettiğindeyse, evinde bir miktar arpadan başka bir şey yoktu.

“Beni övmede Hıristiyanların İsa’yı övdükleri gibi aşırı gitmeyin. Onlar İsa’yı Allah’ın oğlu durumuna getirmişlerdi. Ben, Allah’ın bir kuluyum; bu yüzden bana Allah’ın kulu ve elçisi deyin.” buyurmuştur.

O’nu ne kadar özlüyoruz? O rahmet denizinin yanı başında olabilsek. Korkmadan, sıkılmadan, küçük düşürülme endişesine kapılmadan etrafında pervane gibi dönebilsek ve insan olmayı öğrenebilsek. O, ne büyük sanatkârdı ki, tezgâhında dokuduğu insanlar tüm insanlığa insan olmayı öğrettiler ve yüreklerden mutluluk kanalları döşeyerek yeryüzünü ihya ettiler?

İnsanlığın horlandığı, küçük düşürüldüğü yeri kimse yurt edinmek istemez. O’nun yanında ise herkes insan muamelesi görür ve şereflenirdi. Sahabe onun için büyük; O’nun yanında ruhunu kalıba dökebildi ve asıl vatanına ulaştı.

Biz ruhumuzu nerede kalıba dökelim Ya Resulallah (SAV) ? Siluetimizin yamukluğu kalıpsızlıktan ve kalpsizlikten. Şu günlerde çok muhtaç olduğumuz şu sözlerini duydukça boşluğumuzun çok derin olduğunu hissediyoruz:

“İnsanlar yalnız cehenneme yakın olacak ölmüş atalarıyla övünmesinler. Yoksa Allah indinde burunlarıyla hayvan pisliği yuvarlayan bir böcekten daha düşük olurlar.”

Pislik böceklerinin yuvarladıkları pisliklere uygarlık diyerek ardından koştuk ve şimdi lağım kuyularında pınar suyu arıyoruz.

Yılışık zamanların samimiyetsiz insanlarının iktidarlarında, kişiliğini kaybeden yığınların feryatları kulakları tırmalar. İnsanlığını şehvet ve şöhret tırnaklarıyla kazımış iktidar sahiplerinin elinde, kan revan olmuş kitlelerin çığlıkları duyulur.

O’na dediler:

“Eğer zenginlik istiyorsan, ülkemizin en zengini yapalım. Güç, iktidar ve liderlik istiyorsan, seni başımız yapalım. İstediğin güzel bir kadın varsa, söyle, hemen senin olacaktır. Eğer hastaysan en iyi doktoru bulup tedavi ettirebiliriz.”

Cevap, O’na yakışacak türdendir:

“Ben mal ve zenginlik istemiyorum; kral ve hükümdar olmak gibi bir arzum da yok; hiçbir kadın da istemiyorum; hasta da değilim. Tekliflerinizin hiçbiri beni ilgilendirmiyor. Ben yalnız Allah’ın aciz bir kuluyum. O Allah ki, beni size elçi olarak, Din’ini inkâr ettiğiniz takdirde azap ile ikaz etmek ve Din’ine iman ettiğiniz tekdirde ise rahmet ile müjdelemek üzere gönderdi. Bu dini kabul ediyorsanız peşimden gelin. O zaman hem bu dünyanın hem öteki dünyanın mahsulünü toplarsınız.

Güneşi bir elime, ayı diğer elime koysanız yine davamdan dönmem. Rabbimin verdiği göreve devam edeceğim.”

Çile, anlaşılmadığın toplumda yaşamaktır. O’nu kim anlayabilmiş ki, çilesini anlasın?

Sevgililer Sevgilisi (SAV)’in okyanusuna uzaktan bakmayı denedik. Bu denizin kıyısına kadar varıp, sahilinde yıkanabilenlere gıpta ediyorum. Çağımızın arınmış olanları işte onlardır. Arınmışlarla yaşamak, cennette yaşamaktır. Cehennem mi? Çevrenizde ateşi tütmüyor mu?

O’na salât ve selam olsun. Yolundakilere de selam olsun.

  • Yorumlar 13
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 474 76 40