• BIST 84.208
  • Altın 147,005
  • Dolar 3,7769
  • Euro 4,0596
  • Rize 5 °C
  • İstanbul 6 °C
  • Ankara -2 °C
  • Trabzon 7 °C
  • Samsun 5 °C

'ONE MINUTE' NE DEMEKTİR?

Osman KAYA
1-‘ONE MINUTE’ DİYEN DİLE DUA
Lidercik olmak kolaydır ama Lider olmak zordur.
Liderler bedel öderler, risk alırlar ve mangal gibi yürek sahibidirler.
Liderler bazen yüklendikleri ağır misyonla tarihe derin izler bırakırlar.
Bu ülke liderlerle çok büyük mesafeler kat etti. Pek çok engeli aştı.
Ama liderciklerden de çok çekti.
Bu ülkeyi lidercikler bu hale getirdi.
Atatürk’ün Türk gençliğine hitabesinde,
‘… Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle Tevhid edebilirler’ İfadesiyle çok veciz bir şekilde belirttiği gibi öyle lidercikler gördük ki, bu ülkeyi emperyalizme peşkeş çektiler.

Amerika ve İsrail emperyalizmine sessiz kaldı, çeşitli ortaklıklar yürüttü, yeri geldi, onların ülke için işlediği cinayetleri -bilmesine rağmen - göz ardı ettiler…
Bu güçlerin etkisi altında büzüldü, küçüldü, silikleştiler…
Bu, çok uzun bir süre böyle devam etti.
Politik arenada bu böyle cereyan ederken, basın yayında da bunun misli ile daha ileri örneklerine rastlamak mümkün oldu.

İsrailsiz ve Amerikasız bir dünya düşünemeyenler, Türkiye’nin kurtuluşunun batıda; batıya geçişin anahtarının da İsrail’de olduğu, İsrail’le çok iyi ilişkiler kurulması gerektiği, Filistin katliamının bizi ilgilendirmediği söylemlerine başladılar.

Akademi dünyasında kelli felli profesörler İsrail ve Amerika’yı secular bir söylemle adeta kutsuyorlardı.

Din dünyasında ise ‘Amerika’sız hiçbir iş yapılamayacağını, Amerika ile işbirliğinin ve dostluğun son derece önemli olduğunu vurgulayan ‘nur yüzlü’ cemaat önderleri çıktı. Bunlar körfez krizinde Saddam’ın atıp da isabet ettiremediği Scut füzesi ile yaralanan İsrailli çocuğa ağlamaya başladılar.

Fakat bu din baronları öldürülen Filistinli bebeklere yönelik bir damla gözyaşı dökmediler.

Emperyalizmin desteğine sahip çocuklara yağmur gibi yağdırılan gözyaşı, kimsesizlere esirgendi.

Efkâr-ı umumiye bu iken bir Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, Tıpkı Atatürk’ün, ‘İşte bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen Türk İstiklal ve Cumhuriyetini kurtarmaktır’ veciz ifadesinde dile geldiği şekliyle muhteşem bir çıkış yapmış ve İsrail ile Amerikan zulmüne ‘eşkıya dünyaya hükümdar olmaz’ atasözünü uygulamaya geçirerek, ‘One Minute’ diyerek Batının kokuşmuş medeniyetine ‘dünyanın ezilen halkları sahipsiz değildir’ mesajını vermiştir.
Kokuşmuş Batı medeniyetinin çifte standartlar içinde dünyaya baktığını aktarmıştır bizlere. (Öyle bir kokuşmuş ki, 7–8 Olimpiyat şampiyonluğu bulunan bir sporcunun uyuşturucu kullandığı, öyle bir kokuşmuş ki bazı kadınlarının 200’ün üstünde, tanımadığı erkekle cinsel birliktelik içinde olduğu ve bundan gururla bahsettiği, öyle bir kokuşmuş ki, Amerika örneğinde olduğu gibi 30 milyon insanın mukavva kutularda yaşadığı, 2–3 şirketin ise dünyadaki pek çok ülkenin mal varlığından daha fazla mal varlığına sahip olduğu, öyle bir kokuşmuş ki çocukların katledildiği bir devlet teröründe ülke bakanlarının tankların üzerine çıkıp göbek attığı ) bir medeniyete ‘One Minute’ demiştir sayın başbakanımız.

‘ONE MINUTE’
Yani ‘bir dakika’
Yani ‘hop, dur’
Yani ‘Gayrı yeteeer!’

‘One Minute’ çağlar öncesinden Pir Sultan Abdal’ın dizeleşmiş çığlığıdır:
‘Yürü be hey Hızır Paşa (İsrail)
Senin de Çarkın kırılır.
Güvendiğin Padişahın( Amerika)
Onun defteri de dürülür.

Ben Musa’yım sen Firavun
İkrarsız şeytan-ı Layın
Bu kaçıncı ölmem hayın
Pir sultan (Filistin) ölür dirilir.’’

Sayın Başbakanımız Recep Tayyib Erdoğan, bu çıkışıyla Pir Sultan’ın, Seyyid Nesimi’nin, Ebu Zer-i Giffari’nin, Hz Ali’nin, Atatürk’ün sesi olmuştur.
Cenabı Hak, zulme karşı haykıran bu dilin sahibine ecrini esirgemesin.
Onun bu haykırışına kaynaklık eden o asil duygusunu ta arş-ı alaya kadar arttırsın.

2- ‘ONE MINUTE’NİN HATIRLATTIKLARI
Bu ülkede Emperyalizmin yalakalığı üzerine politik duruş sergileyenler var.
Bu yalaka duruşu da akla büründürüp pazarlayan kişiler var. Onlar katillerden yana dururlar. Onların o duruşu ‘akılcı politika’ gereğidir.
Yıkılmakta olan emperyalist güçlere, kurdukları ekonomik ilişkilerle taze kan pompalayanlar var. Savunmaları hazır, ‘para gelsin de nereden gelirse gelsin’
Zalimlerin illa da kuyruğu olup ta mazlumlara devamlı ‘vur abalıya’ yapanlar var. Yine cevapları hazır, ‘uluslararası siyasetin gereği budur’
Uluslararası toplantılarda kendilerine bir ana avrat küfredilmediği kalmıştır, bunlar yine süt dökmüş kedi gibi miyavlarlar, ‘diplomatik dil bunu gerektirir’
Bu millet bütün dejenere olmuşluğuna, dezenforme olmuşluğuna rağmen son bir silkiniş yapmak, ‘Ey AKP, Dünyanın ezilmiş insanlarına yönelik söylemlerin var. Eğer samimi isen al sana % 47’ demiştir. Fakat AKP, bundan önceki iktidarların siyasi mirasını sürdürmüş ve ABD ve AB yanlısı politikalar izlemiştir.

Bu tutumun oluşumunda basın mensuplarının etkisi gayet belirgindir. Mesela Zaman Gazetesi’nden Eyüp Can adlı gazetecinin şu sözleri ne kadar düşündürücüdür: ‘Batının dün bölücü, parçalayıcı ve toprak koparıcı politikaları olabilir ama bugün aynı düşünceye sahip olduğunu düşünmüyorum.’
Neden?
Ne değişti ki zihniyette?
Al sana Filistin, Al sana Irak, Al sana PKK ve diğerleri…
Bu konuda en fazla şu söylenebilir: ‘Emperyalizm bitmedi ama şekil değiştirdi. Artık yeni Emperyalist kimlikle karşı karşıyayız’
Fakat söylenen bu değil. Emperyalizm ortadan kalkmış, sömürü söylemlerinin modası geçmiş, bölünme olgusu aslında paranoyadan başka bir şey değilmiş gibi aktarılıyor. Bunun propagandası yapılıyor. Dinler arası diyalog projeleri ile Müslümanların, ‘tarihe bak, geleceğine yön ver’ ilkesinden kaynaklanan kendini koruma refleksi yok ediliyor.
Dünyada İslam’a bakıştaki bazı olumsuzlukların nedeni hep ‘aşırı’ diye nitelenen batı karşıtı insanlar gösteriliyor.
Hatta bu noktada öyle tavırlar sergileniyor ki aşırılığın İslam’dan kaynaklandığı teziyle İslam’ın, Müslümanların perspektif geliştirmelerine neden olan bazı ilkeleri de budanıyor ya da ‘yumuşatılıyor’
Bu bakış açısının çok ileri düzeydeki sahipleri, Kelime-i Tevhid’in sadece ‘La ilahe İllallah’ kısmının ön plana çıkarılmasını, ‘Muhammedurrasulullah’ kKısmının ise tırpanlanabileceğini savunabiliyorlar.
Bütün bunlar barış ve dinler arası diyalog adına yapılıyor.
Oysa bu yaklaşım dinlerin doğasına aykırıdır.
Her din kendi bildiriminin hak olduğu iddiası üzerine kuruludur. Dinler arası diyalog sürecinde bu ilkenin göz ardı edilmesi söz konusu ama dönüp dolaşıp bu ilkenin nüks ettiğine tanık oluyoruz. Yani her din kendisinin hak temeline dayalı olduğunu ve hakkın tekelinin kendisine ait olduğunu savunur ki bu savunu üzerine kendi varlığının gerekliliğini ortaya koyar.
İşte çatışma da bu bağlamda görülür.
Bu noktada baskın olan, ekonomik ve siyasal gücü daha ileri düzeyde olan din, ötekilerini pasifleştirmek ve etki altına almak için işlev görüyor.
Aslına baktığımızda dinler arası diyalogun temelinde yatan faktör, dinleri birleştirme projesidir. Ve bu haliyle Siyonist bir projedir. Bu projede asıl amaç bütün dinleri kapitalizmin bir enstrümanı haline getirip ‘kapitalizmin ruhsuz dünyasının ruhu’ haline getirmektir.
Bu çerçevede önce bütün dinler ‘çağdaşlaştırılır’ sonra da kapitalizmi çoğaltan metalar haline getirilir.
İşte ılımlı İslam projesi de bu kapsamdaki projelerden biridir.
Ilımlıdan kasıt şudur: ‘kapitalizme ses çıkarmayan. Ses çıkarmak şöyle dursun onu besleyen ve büyüten’
Nitekim ılımlı İslam ve dinler arası diyalog projeleri ile birlikte IMF programları, özelleştirme, yenidünya düzeninin kabulü dayatmaları at başı gitmektedir. Ve bütün bunlar birbirini tamamlayan projelerdir.
Bu çerçevede şunları hatırlatalım: Bizim İsrail zulmüne karşıtlığımız nasıl antisemitik bir yorumla değerlendirilmemeli ise bu yazdıklarımız da herhangi bir siyasi parti karşıtlığı ya da yandaşlığı şeklinde yorumlanmamalıdır.
Çünkü bütün siyasi oluşumlara karşı eşit mesafede durmak ama ülke menfaatleri ve ahlaki duruş hususunda dik durmak başlıca ilkemiz.
Sayın Başbakanımızın çıkışı çok doğru, yerinde ve haklıdır. Ama bunun arkası gelmelidir.
Sayın Başbakan, İsrail e karşı tavır alınması gerektiğini hatırlatanlara, ‘Biz bakkal dükkânı yönetmiyoruz’ diye karşı çıkmıştı. İlişkileri ülke ve insanlık menfaatleri doğrultusunda sürdürmek ne kadar basiret ürünü ise, gerektiğinde ilişkileri kesmek de o kadar basiret ve irade ürünüdür.

Sadece ülkeler arası ilişkileri kesmek değil, siyonizmin ekonomi politiği olan Kapitalizmin dayatmalarına karşı da tavır koymak o derece önemli ve gereklidir. Siyonizm, zengini daha zengin yoksulu daha yoksul yapmak için sürekli olarak özelleştirmeyi aşılar. Çünkü dünyanın en büyük sermaye sahipleri bunlardır. Bu sermaye güçleri sayesinde paralarına para katacaklar, yeni yerler satın alacaklar ve yeni İsrailler kuracaklardır. Bu da kuşkusuz özelleştirme ile olacaktır.

Ayrıca özelleştirme sosyal devlet olgusunu aşındırarak toplumsal sınıflar arasındaki uçurumu arttırır ve toplumsal çatışmayı körükler. Bu da kuşkusuz ‘Dünya Siyonizmi’nin işine gelecektir.

Daha kamucu, daha paylaşımcı ve bölüşümcü daha medeni bir toplumun inşası için kapitalizm ve siyonizme tavır konulmalıdır. Ve fırsat bu fırsat denilerek İsrail ile yapılmış olan tüm anlaşmalar sona erdirilmelidir. Bunlar yapılırsa eğer Sayın Başbakanımız gerçekten ‘One Minute’ demiş olacaktır.


3-EMİN ÇÖLAŞAN'IN YANILGISI
Emin Çölaşan, bir değerlendirmesinde, İsrail’e gösterdiği tepkiyi PKK’ya göstermediği gerekçesiyle Sayın Başbakanı ağır bir dille eleştirdi. Oysa DTP, Sayın Başbakanı tam ters yönde, ‘Kendi topraklarında barışı tesis edemeyenler başka toprakların üzerinde barış arama hakkına sahip değildir’ anlamına gelebilecek türde sözlerle eleştirmişti.
Burada kimin haklı olduğunu tartışmak bir yana, İsrail meselesinde gözden kaçan bir hususa değinelim.
Eğer Sayın Başbakan İsrail e tepki göstermişse, gösterebilmişse ve bu tepki ağır bir tepki ise bunu Emin Çölaşan dâhil herkesin alkışlaması gerekir.
Alkışlamayı gerektiren iki husus var:
1-Zalime ve zalimliğe karşı çıkmak her onurlu insanın ve devletin görevidir. Ayrıca Türk devlet geleneğinde güçlüden değil zayıftan yana olmak esastır. Mesela Ertuğrul Gazi bir savaşta savaşan iki ordudan zayıf olanın yanında savaşmıştır.
2-İsrail’i eleştirmek aynı zamanda PKK terörünü de kınamak anlamına gelir. Çünkü PKK terörünün arkasındaki en önemli güç Amerika ve İsrail’dir.
Bu durumda Emin Çölaşan eğer vatanını seviyorsa Sayın Başbakanın İsrail’i eleştirmesinden gocunmamalı, kınamamalı, belki neden daha ağır bir eleştiri yapmadığı hususunda eleştirip kınamalıdır. Ya da eleştirmeden sonra bu eleştirinin arkasının gelip gelmediği hususunun takipçisi olmalıdır.
Çünkü Siyonist İsrail bugün insanlığın başına kesilmiş en büyük beladır. Namuslu ve barışsever Yahudilerin de bu haliyle en büyük düşmanı İsrail’dir.
Emin Çölaşan eğer tutarlıysa ‘irtica’ avcılığını irticaın merkezi olan İsrail ile ilgili yapmalı.

SONUÇ
‘One Minute’
İşte son dönemde duyduğum dünyanın en güzel sözü.
Umarım bunun arkası gelir.
Umarım bu söz Amerika ve kapitalizme karşı da yöneltilir.
Umarım dünyanın tüm mazlum halkları emperyalizme şöyle haykırır: ‘One Minute, go home yankee, go home zionista’
  • Yorumlar 12
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 474 76 40