• BIST 109.024
  • Altın 151,143
  • Dolar 3,6591
  • Euro 4,3237
  • Rize 21 °C
  • İstanbul 20 °C
  • Ankara 21 °C
  • Trabzon 19 °C
  • Samsun 19 °C

ÖZLÜYORUM!

D. Ali TAŞÇI

 

            Gençlik günlerimi özlüyorum; karşılıksız hak ve hukuku savunduğumuz günleri!.. Haksızlık karşısında kabaran alın damarlarımızın hasreti hep içimde; şimdi o damarda bir kıpırdanma yok, ne yazık!..

            Mekke’nin fethi ve otuz yıl, olabildiğince, yaşanan altın çağ. Sonrasını biliyoruz, Emevi saltanatının yüz yıllık kasırgası.

            1970’li yıllarda sıkılı yumruklarımızla ve akan gözyaşlarımızla “Hak yol İslam yazacağız.” marşını okurken, dünyanın hiçbir şeyi umurumuzda değildi. Ne bir iktidar kavgası peşindeydik, ne bir taht-makam sevdasındaydık; ne de bir korkunun esiriydik. Acemi, toy oğlanlardık; fakat çok samimiydik. Asr-ı Saadet anlatıldığında gözlerimizle birlikte gözyaşlarımız da yere düşer, derin duygulara dalardık. Biz Asr-ı Saadet olurduk, Asr- Saadet biz olurdu.

            Bizler ta o zamanda Moro Müslümanları’nı, Açe Sumatra’yı, Sovyetlerdeki Müslüman azınlıkların içler acısı durumunu, Afaganistan’ı, Keşmir’i, Balkanları, Türkistan’ı… daha bilmem neyi ve neleri bilir, üç-beş arkadaş, kimi zaman gözyaşlarımızla, kimi de kahramanlık duygularımızla buraları anardık. Seyyid Kutublar, Mevdudiler, Said Havvalar, Muhammed Kutublar; Ali Şeriatiler, Abdülkadir Udehler… evrensel duygularımızın bestelerini yaparlarken; Necip Fazıllar, Cemil Meriçler, Sezai Karakoçlar, Nurettin Topçular, Ahmet Cevdet Paşalar nokta atışlarla bizleri evrensel bestelerin tınısıyla tanıştırırlardı. Ne günlerdi, o günler!..

            Bir arkadaşımızın dünyevi kaygıyla bir söz söylediğini hatırlamıyorum; bütün dert, Ümmet’in derdiyle dertlenmekti, İslam coğrafyasının işgaliydi, sömürüydü ve bütün bunların üstesinden nasıl gelineceğinin hesabını yapmaktı. Hiçbir “izm”e prim vermemiştik; biliyorduk ki, beşeri yapılanmalar zaaf yüklüydü ve bizlerin sonsuzluk yolculuğunun önünde büyük bir barikattı. Bütün bunları aşmak için İslam’ın sonsuz açılımına gönül bağlamış ve bu uğurda her türlü çileyi göze almıştık.

            İnanın, bugün konuşulan bazı konuları, bizler ta o günlerde konuşup bir kenara koymuştuk; yani hükmümüzü vermiştik. Osmanlı ve Cumhuriyet’le ilgili düşüncelerimizin ta o zamanda bir rayına oturduğunu gün gibi hatırlıyorum. Dersim, Seyyid Rıza bizim konuşup hükmünü bir yerde verdiğimiz konulardı. Şeyh Said’in ayaklanması, Menemen olayları!.. Dahasını söyleyeyim, Amerika’ının Colomb tarafından değil de Müslüman denizciler tarafından bulunduğunu bizler yerel haber gibi bilir ve konuşurduk. Nerden mi biliyorduk? Hâlâ kütüphanemde duran ve 1969 yılında merhum Erbakan Hoca tarafından “İslam ve İlim” adıyla verdiği konferansın basılı risalesinden biliyorduk. Ve en önemlisi, bugün bile konuşmaktan çekindiğimiz konuları içeren birçok kitap okuyorduk. Bizim nesil, okuyan nesildi. Okuduğumuz yeni ve ilginç konuları, kendi aramızda paylaşmak, tartışmak en büyük zevkimizdi.

            Geçmişin aynen yaşanması elbette imkânsız. Zamanın dilini konuşmaktır aslolan; lakin bu dil kekeliyor veya incitiyorsa, ruhunun tercümanı olamıyorsa işte hüzün mevsimi sökün etmiş demektir. Yetmişli yılların civan delikanlıları, bir şeyler söylemeyecek misiniz? Hepinizin eli kalem tutuyor, dili kelam ediyor. Bizler bu dünyaya taş toplamaya, ahır kurmaya mı gelmiştik?

            Özlüyorum, öğrencilik yıllarımızın soğuk ve fakat ateş yanmayan odalarında sabahlara kadar “dâva”mız adına gözyaşları dökerek yapmış olduğumuz candan sohbetleri! Bir Ali gibi, bir Ebuzer, Bilal gibi çarpan yüreklerimizle dünyanın bize ne kadar dar geldiği günleri özlüyorum.

            Dağdan aşağıya pırıl pırıl akan pınar suların, ovalara yayıldığı zaman kirlendiğini veya kaybolduğunu hep biliriz. Bu bir doğa yasasıdır. İnsanlar gözelerinde (fıtratlarında) tertemizdirler. Aktıkça, çoğalıp toplumların içinde debelendikçe kirlenir veya kaybolur. Ne yazık ki, pınarları bile artık gözelerinden değil de pet şişelerden içmeye mahkümüz.

            Evet, mevsimin “İslam Baharı” olduğunu hissetmeye başladık da, korkumuz, acaba baharı görmeden kışların geri gelebileceği endişesi içinde saklı.

            “Bilmeyen ne bilsin bizi/ Bilenlere selam olsun.”

            İnsan olmak zor değil, meğer insan kalmak zormuş!..

  • Yorumlar 8
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 474 76 40