• BIST 106.926
  • Altın 151,365
  • Dolar 3,6718
  • Euro 4,3287
  • Rize 15 °C
  • İstanbul 20 °C
  • Ankara 12 °C
  • Trabzon 15 °C
  • Samsun 15 °C

PARTİLER ARASINDA ORTAK BİR MÂNA DİLİ OLUŞMADIKÇA

D. Ali TAŞÇI

 

            Bir adam, işinde çalıştırdığı dört işçisine bir miktar para vererek, bu parayla işlerine yarayacak bir şeyler almalarını söyledi. Bu dört işçiden biri Türk, diğeri Arap, öbürü Acem (İranlı) ve sonuncusu da Rum idi.

            Dört arkadaşın her biri kendince bir şeyler istemeye kalkıştı.

Acem, “ Ben engür isterim.” deyince, Arap buna itiraz ederek, “ Hayır, ben engür istemem, ineb isterim.” diye tutturdu.

Rum ayağa kalktı ve bağırdı: “ İkinizin de dediği olmayacak, ben istafil isterim.” deyince, Türk dayanamadı ve yumruğunu masaya vurdu:

“ Ben üçünüzün isteğine de katılmıyorum; ben üzüm istiyorum.” diyerek tavrını ortaya koydu.

Belli ki, bundan sonra istekleri değil, yumrukları konuşacaktı. Ne var ki, uzaktan bunları izleyen bilge bir zat, bunların yanına usulca yaklaştı ve “ Verin paranızı, ben dördünüzün de isteğini yerine getireceğim.” diyerek, onlardan parayı alıp pazara gitti.

Dört arkadaş merakla bilge zatın neyi getireceğini beklerken, bilge kişi, pazardan döndü ve bu dört arkadaşın önüne üzümü koydu. Hepsi “ Aa, bu benim isteğimdi.” diyerek sevindi.

Aslında hepsi de kendi dillerinde “üzüm” istemişti; ne var ki dillerin ayrı oluşundan anlaşma sağlanamayınca kavga kaçınılmaz olacaktı.

Bilge zat: “ Sizin her birinizin sözü ayrılık belirtir, savaş doğurur; fakat benim sözüm uzlaştırır, birleştirir.” diyerek oradan uzaklaştı.

“ Mana dillerini bilen bir Süleyman gelmedikçe, bu ikilik ortadan kalkmaz.” diyor, Mevlâna.

Medeniyetin bir özelliği, belki de en önemli özelliği, kendi kavramlarını üreterek hayata geçirmesidir. Batılılaşacağız diye diye bir asırdır kavramlarımızı yitirdik; “yitirdik” demek hafif gelir, kendi kavramlarımıza düşman olduk, düşman nesiller yetiştirmeyi de büyük bir meziyet saydık. Şimdi geldiğimiz noktada aynı dili konuşsak da anlaşamıyoruz. Demek ki aynı dili konuşmak yetmiyor, mana dilini de paylaşmamız gerekiyor, “millet” olabilmek için.

Kitleler somut şeylerden anlar, soyuta karşı duyarsız davranır. Bu nedenle kitlelerin anladığı dil maddi gelişmişliktir. İnsanları madden bir seviyeye getirmeden onları terbiye etmek zordur. Ancak bunun da ötesinde cepleri dolan insanların ruhlarını doyuramazsanız, kıyamet işte o zaman kopar; her türlü ahlâksızlık “bireysel hak” olarak karşınıza çıkar ve toplum çürümeye terk edilir.

İnsan doyumsuz bir varlıktır; midesini doyurmakla bir kenara çekilmez, daha büyük işlerin peşine düşer. Arsalar, apartmanlar, lüks eşyalar, seyahatler… ister. Yine doymaz, dünyayı yönetmeye kalkar, kral olmak; hatta dünya kralı olmak için planlar kurar. Sonunda gözünü toprak doyurur, ama dünyayı da kana bulayarak defolup gider.

Türkiye’de Osmanlı’nın son zamanlarından beridir bir Kürt meselesi mi var, yoksa pazardan üzüm getirecek ve barışı sağlayacak bir bilge sorunu mu var?

Soyut tartışmaların kavgadan başka bir işe yaramadığını görmek için illa da önümüze bir “üzüm” salkımının konması mı gerekmektedir? Pazara üzüm salkımını almaya giden bilgenin eve dönmesine karşı çıkan kim veya kimler? Niçin?

Ortak kavramlarımız etrafında bizleri buluşturan medeniyet bahçemizi kimler dağıttı? Bizler mi yoksa başkaları mı? Bütün suçu düşmana yüklemek bir kaçış değil midir? Nereye kadar kaçacağız?

Asma bahçemizi yeniden yeşillendirmek için nasıl bir çabanın içine girmeliyiz ve bu çabayı ortak bir şekilde nasıl yürütebiliriz?

Evin içinde kaybettiğimiz parayı, orası karanlıktır diyerek, ne zamana kadar dışarıda aramayı sürdüreceğiz?

Türkiye’nin bir PKK sorunu mu var, yoksa medeniyet sorunu mu acilen öne çıkmaktadır?

Türkiye’deki siyasal partiler arasında ortak bir mana dilinden söz edilebilir mi? Edilemezse, ülke içinde barışın sağlanabilmesi mümkün müdür?

Her şey gelip eğitime dayanıyor. Geleceğiniz ve mutluluğunuz okullarda demleniyor; tadın acı olup olmaması bahçenizin ve ürününüzün kalitesiyle doğru orantılıdır. Ruhlarını doyuramadığınız çocuklarınız, bölük pörçük olup düşmana yem olmaktan nasıl kurtulacaktır? Ya da düşmanla aynı şarkıyı söylerse kimin içi kan ağlayacaktır?

Hâlâ pazardan dönecek olan bilgeyi bekliyoruz!

D. Ali TAŞÇI (dalitasci@hotmail.com) Twitter:@DAliTasci

  • Yorumlar 1
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 474 76 40