• BIST 97.533
  • Altın 145,647
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • Rize 15 °C
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 9 °C
  • Trabzon 16 °C
  • Samsun 14 °C

Saksıda çiçek olacağına bahçede bari zakkum ol!

D. Ali TAŞÇI
Bir arkadaşımız yakınıyordu: “Nereye gittiysem mutlu olamadım. Çok iyi niyetle şunlara yanaştım, iyi niyetim kötüye kullanıldı. Hah, tamam, bunlar hoştur dedim, içlerine girdim, ruhum sancıdı. Aradığımız galiba bunlar, çok onurlu duruşları var, dedim ve onlara yanaştım; onursuz davranışlarından iğrendim. Ne yapacağımı şaşırdım!”

Hani meşhur hikayedir, savaşı kaybeden kumandana, savaşı hangi sebeplerden ötürü kaybettiği sorulur. Kumandan, sebepleri saymaya başlar: “Bir, barutumuz bitti…” “Tamam” der, ondan hesap soran kişi, “Anlaşıldı, başka sebep sıralamana gerek yoktur!”

Yeryüzü Müslümanları yüz elli yıldır sanki bir kötü rüyayı yaşıyoruz. Kâbuslar içindeyiz, karanlık tünellerde debelenip duruyoruz.

Dünyada Müslümanlar izzet içinde yaşıyorlar, diyebilmemiz için, tüm azgınların saldırısına karşı direnebiliyor olmaları gerekmektedir. İşte o zaman özgürlüğü hak etmiş olurlar. Yoksa hiçbir “cemaat” senin ebedi derdine derman olamayacaktır.

Cemaatleri küçümsemiyorum; ama Osmanlı’da “cemaat” olmadığını biliyorum. İslam’ın devlet olduğu zamanlarda “cemaat” bölücülük unsurudur, fitnedir. Ne vardır? Teb’adaki müminlerin iç dünyalarını eğiten gönül ustaları vardır; ama falan-filan cemaat reisi yoktur. İnsanlara maddi ve manevi olarak ulaşan ve onların her derdiyle ilgilenen bizzat devlettir. Orda “cemaat” devlet içinde devlet olacağından nifak unsuru olur.

Cennetten gelen insanlara, cennet yolunu kapatırsanız, fıtratın köpürdüğünü görürsünüz. Osmanlı zayıf kalınca, Fransız İhtilali’nin uyuz mikrobu “milliyetçilik” ona bulaştı; çünkü bünye zayıflamıştı ve Osmanlı “cemaatler ve etnik grupların çatışması”nın alevleri sonucunda yandı, küllerini de paylaşanlar paylaştı.

Afganistan için yıllarca gözyaşlarımız kurudu, “dua dua ellerimiz karıncalandı.” Tam kurtuldu derken, kendi içlerindeki “cemaat-kabile” çatışmalarına sahne oldular ve acıların içine garkoldular.

Iraklılar “Şii-sunni” çatışması ile yıllarca birbirlerini yediler; sonunda ABD’ye yem oldular.

Filistin, yıllarca “intifada” da İsrail’e karşı onurlu bir direniş gösterdi. Ne var ki, kendi içindeki “onursuz cemaat” taassubuna kurban gitmek üzere.

Deniz çekilince, denizin içindeki moloz yığınları varlık kavgası peşine düştüler.

Bütün bunlar bir şeyin göstergesidir:

Allah bize diyor ki: “Ey Müslümanlar! Kıyamete kadar Hak-batıl savaşı devam edecektir. Siz Hakk’ı temsil eden Müslümanlar parçalanır ve dağılırsanız, küçük hesapların adamı olursanız, batılı başınıza musallat ederim ve yaptıklarınızın karşılığı olarak dünyada zillet içinde yaşarsınız. Ama birliğinizi pekiştirirseniz, size dünyada güç ve izzet veririm.”

Yaşadığımız zilletler, bizi özümüze döndürür de İslam’ı yeniden anlamaya çalışırsak, bugün dünyada çektiğimiz zilletler bizim için ni’met olur.

Anlıyor muyuz, dünyada “İslam Birliği” olmadan nefes alamayacağımızı. Adam İran’ı da Suriye’yi de yutacak. Kimin garantisi var, Türkiye’ye yönelmeyeceğine?

Cemaatimizin (Bizi bir anlık mutlu etse de) dar koridorlarından çıkarak, Ümmet’in perişan halini görmek gibi bir gayretimiz olmayacak mıdır? Iraklıların petrolleri, paraları, villaları vardı; şimdi canları bile kalmadı. Irak, İran’a vurduğu zaman intihar etmişti; çünkü kardeşini vuruyordu.

Bunun Şiisi-Sunnisi, Türkü-Kürdü kalmadı; bu bir küfür tsunamisidir ki, beşikteki bebeği de götürüyor! Yarın Allah’ın huzurunda iğrenç “ego”larımızın hesabını veremeyiz.

Seviniyorum. Çünkü “demokrasi” adına yola çıkanların ne kadar “yalancı, hilekar ve acımasız” olduklarını gördük.

Seviniyorum. Çünkü bazı saf Müslümanlar, saf İslam’ı tek başına adeta “yetersiz” bulup, bazı “kanlı-katil” ideolojilerle tamamlamaya çalıştılar, çalışıyorlar. Umulur ki, bundan sonra Allah’ı Allah’lık mevkiine oturturlar.

Arkadaşımız nasıl mutlu olsundu? Susayan ruhuna su arıyordu. Ruhun suyu İslam’daydı ve İslam, cemaatlerin ötesinde bir “Ümmet” diniydi.

Zavallı saksı bitkisi, açmış olduğu çiçekle baharın geldiğini zannediyor! Ben bahara bahar mı derim, bahçelerde rengarenk çiçekler, türlü türlü meyveler, sebzeler boy vermeyince.

Bütün saksılarımızı meydanlara çıkarsak, yine de bahar gelmez; bahar geldiği zaman eğer toprağa bir tohum atmıyor, atamıyorsak!

Not: Pazar 53 Okuyucularının eleştiri ve yorumlarını dikkate almıyor değilim. Ne var ki benden cevap isteyen bazıları açık kimliklerini yazmaktan kaçınıyorlar. O zaman ben kimi muhatap alayım? Özel cevap isteyen olursa, e-mailime yazabilir. Vesselam.
  • Yorumlar 7
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 474 76 40