1. HABERLER

  2. YURT VE DÜNYA

  3. Sami Selçuk'tan 367 yorumu
Sami Selçuk'tan 367 yorumu

Sami Selçuk'tan 367 yorumu

Hemen her kesimin saygı duyduğu hukukçu Sami Selçuk, Anayasa Mahkemesi'nin "367 kararıyla" ilgili acı bir değerlendirme yaptı.

A+A-

Yargıtay Onursal Başkanı ve Bilkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Yargılama Hukuku Anabilim Dalı Başkanı Sami Selçuk
SAKAT BİR KARAR VERDİ
-Anayasa Mahkemesi’nin kararını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Mahkemenin gerekçesini henüz bilmiyoruz. Sağlıklı bir değerlendirmeyi gerekçeden sonra yapabilirim. Ancak Anayasa Mahkemesi’nin gerekçesi bugüne kadar söylenenlerin dışında bir gerekçe değilse, bu gerekçeye katılmam olanaksız. Karar, bilinen gerekçeye yaslanıyorsa, yorum biliminin bütün kurallarını çiğnemiş demektir. Evet, yorum bir disiplindir, kuralları vardır. Serbest güreş değildir. Özellikle Anayasa Mahkemesi ya da herhangi bir yargı organı yasal metinden yola çıkmak zorundadır. Yasal metnin dışına çıkarak, yasada olmayan bir metni yasaya ekleyemez. 1978 yılında bin hukukçunun katıldığı Louisiana Günlerinin sentez raporunda bu altın kuralın yorumun temeli olduğu vurgulanmıştır. Bunun dışına çıkan her yorum, yargının yasamanın yerine geçmesidir ve yetki aşımı ile sakattır. Yüce Mahkeme 102. maddede olmayan toplantı yeter sayısını metne ekleyerek Anayasa metnini yeniden kaleme almış, meşru olmayan ve sakat bir karar vermiştir. Yeter sayı üst kavramı içinde yer alan toplantı yeter sayısı ile karar (oylama) yeter sayısı alt kavramları birbirinden ayrıdır. Bunların Aristo mantığı ile özdeşleştirilip, kavramların birbirine karıştırılması ağır bir yanılgıdır. Daha önceki bilimsel yapıtlarda bu görüşün yer alması anlaşılır bir durumdur. Ancak basında yer alan bilim dışı görüşlerden esinlenilmişse yöntem de son derece yanlış demektir. Çünkü yargının içinden gelen biri olarak, bugüne değin sağlıklı bir yorum paradigmasının geliştirilemediğini çok iyi bilmekteyim. Öyle ki, telefon hizmetini mal kavramına sokan, yokluk yaptırımını butlan yaptırımı ile karıştıran yorumlar, yargının ve hukukun güvenilirliğini sarstığı için bilim adamlarının başkaldırmasına ve Yeni Türk Ceza Yasasında örnekseme (kıyas) yasağı getirilmesine yol açmıştır. Bu, uygulamacılar açısından acıklı bir durumdur. Ama gerçek bu. Türkiye’de yorum konusunda kaynak yok denecek kadar az. Ayrıntılı bir inceleme yok. Batıda ise öylesine çok ki! Kararlar da bu açığın büyüklüğünü kanıtlıyor.
-Mahkeme Genelkurmay’ın bildirisinden ne kadar etkilenmiş olabilir?
Hukukçu, tartışmacı, insanların iç dünyalarını inceleyemez. Doğaötesiyle uğraşmaz. O Tanrı’nın işidir. Anayasa Mahkemesi’ndeki meslektaşlarımın salt hukuk açısından konuya yaklaştıklarına inanıyorum. Yargıç, kamuoyuna ve kendi inançlarına/görüşlerine karşı bağımsız olmaz ise yargıçlık yeterliliğini yitirir. Bunun tersini düşünmek bile istemiyorum. Ancak, konu Yüce Mahkeme’nin önüne geldikten sonra, susacak yerde yargı öncesi yorumlar yapılmasını, görüşler sergilenmesini talihsizlik olarak görüyorum. Yargı bağımsızlığının çiğnenmesidir, bu. Türk toplumunun henüz hukuk bilincine ulaşmadığının da göstergesidir. Eğer bir Batı ülkesinde yaşansaydı bunlar, yer yerinden oynardı.
-Mahkemenin kararıyla birlikte Türkiye’de bir yargı iktidarından söz edebilir miyiz?
Yargıçlar, ülkeyi, devleti, ulusu kurtarmak için karar vermezler. Verirlerse hükümet etmiş olurlar. Yargıçlar, hukuka göre hüküm kurarlar. O kadar. Ülkeyi, devleti, ulusu kurtarmaya kalkarlarsa halk yönetimi/demokrasi, yargıçlar yönetimine/dikastokrasiye dönüşür. Tartışma rejimin içinden rejimin üzerine kayar. Yargı, hukukun içinde kaldığı oranda kendisine ve hukuka güven duyulur.
Kaynak: Aksiyon

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.