• BIST 97.713
  • Altın 145,018
  • Dolar 3,5685
  • Euro 3,9995
  • Rize 17 °C
  • İstanbul 19 °C
  • Ankara 13 °C
  • Trabzon 17 °C
  • Samsun 16 °C

SİYASET VE AHLAK

Osman KAYA

*Ahlak toplumun temelidir. (De Chateubriand)

*Siyasi partiler ahlak gemisindeki yolculara benzerler, eğer gemiyi devirecek olurlarsa hepsi de yok olacaklardır. (Andre Maurois)

GİRİŞ

Hazin bir çağda yaşıyoruz. Hüznün en önemli kaynağı, ahlakın ayaklar altına alınması.

Üstelik herkes ve her kesim bu sürecin içinde. Üstelik herkes ve her kesim ahlakı çiğnerken neyin çiğnendiğinin farkına varmadan yapıyorlar.

Hatta daha da ileri giderek söylüyorum, ahlakı çiğnemek en önemli erdem oldu günümüzde.

Her şey alabildiğine kirlenmiş. Yalan gayet makul bir hale gelmiş.

Oluşturulan fulü ortamda ne doğru belli ne de yanlış. Üstelik hicret edecek bir yerimiz de yok.

Zamanımızdan yüzyıllar önce Çinli bir kadının hızlı hızlı ormana doğru koştuğunu gören bir bilge, kadına sorar:

“Nereye gidiyorsun böyle hızlı hızlı?”

Kadın cevap verir:

“ Kralın zulmünden, ormana kaçıyorum.”

Bilge sormaya devam eder:

“Orman tehlikeli değil mi? Orada insan yiyen kaplanlar var!”

Kadının cevabı manidardır:

Efendi, efendi… İnsanoğluna insan yiyen insanlar varken insan yiyen kaplanlardan korkmak yakışır mı? Asıl vahşi orman, şehirlerin ta kendisi’’

Çinli Kadının kaçacak bir ormanı var ya asıl biz nerelere kaçacağız bu çirkin, bu ahlaksız dünyadan?

Kime sığınalım?

Kimlerle yoldaş olalım?

Bizler…

Habilin çocukları…

Tarihin yetimleri…

Bizler …

Zincirlerinden başka kaybedecekleri olmayanlar…

Kime yoldaşlık edelim?

Dindarlara mı?

*Malınızdan infak edin

*Faiz yemeyin

*Sevdiğiniz şeyleri Allah yolunda harcayın

*Birbirinizin malına göz dikmeyin

*Ölçüyü ve tartıyı tam ve adaletli yapın

*Fitneden sakının

*Malınızın ve evlatlarınızın bir imtihan olduğunu unutmayın

*Kötü niyet ve emelle yetim malına yaklaşmayın

*Yeryüzünde şımarıklıkla yürümeyin

*Alçak gönüllü olun

* Yetimi ezmeyin

Allahın daha nice emrini yerine getiren kaç dindar kalmış bu dünyada?

Atatürkçülere mi?

Onların bu milleti Atatürk’ten soğutmaktan başka işleri oldu mu şimdiye kadar?

Sosyalistlere mi?

Geçmişini inkâr etmeyen, kapitalin peşine koşmayan kaç sosyalist kaldı şunun şurasında?

Yusuf Has Hacip Kutadgu Bilig de şunu yazar:

‘’Küfr ile abad olunur, zulm ile abad olunmaz.’’

Bunu belirten dindar bir insan. Zulmün ve zulümden kaynaklanan, zulmün diğer adı olan ahlaksızlığı küfürden daha olumsuz bir nitelik yüklüyor.

Zulüm, yalan başta olmak üzere her türlü ahlaksızlık üzerine inşa edilen bir yanlış uygulamadır.

Yalancılık beraberinde çifte standardı getirir.

Siyasetimiz maalesef çifte standart üzerine kurulu. Siyasetçimiz çifte standardı bir yöntem, hem de olmazsa olmaz bir yöntem olarak kabul etmiş durumda.

Bunun dışına çıkan siyasetçimiz var. Ama maalesef son derece az.

İşte bu tablodan yola çıkarak bazı zihniyet sahipleri siyasette umutlarını kesmişler. Ve darbeden ve darbecilerden umut bekler halde.

Hâlbuki bunca çirkinliğe rezilliğe, ahlak dışılığa rağmen, bu ülkenin siyasetin dışında bir kurtuluşu yoktur. Çünkü şu bilinmelidir ki toplumsal çürümenin, ahlaki yozlaşmanın, faşizmin, bölücülüğün, dinsel taassubun temelleri daima darbelerle ve darbecilerle atılmıştır bu ülkede. O nedenle ahlaksız siyasetten yola çıkarak darbe bataklığına yönelmek en büyük ahlaksızlıktır. Zaten pek çok akli selime göre bu ülkede yaşanan siyasi çürümenin temelinde de darbelerin oluşturduğu sosyo ekonomi politik ortam yatar.

Ahlaksız siyasetin alternatifi ahlaklı siyaset ve bu uğurda verilmesi gereken mücadeledir.

Bu böyle biline.

GELİŞME–1

Önce Kavramları tanımlayalım.

Ahlak; felsefe sözlüklerinde, insan davranışlarını iyiye yönelten, buna göre düzenleyen kurallar sistemi olarak tanımlanır.

Ahlak, varlık aleminde sadece insanla ilgili bir olgudur. Çünkü varlık aleminde sadece insanın yapıp ettikleri ahlakça değerlendirilebilir. Çünkü yalnızca insan analitik, görece ve geliştirilebilir bir özgürlüğe sahiptir.

Siyaseti ise toplumu yönetme disiplini olarak kısaca tanımlayabiliriz. Bu haliyle siyaset hem sanattır hem de bilimdir.

Sanattır, çünkü siyaset ustalık ister ve bu ustalık güzellikle icra edilmelidir. Bilimdir, çünkü gerçeklerle birebir ilişkilidir.

Ve yine siyaset temelinde ahlaktır. Siyaset ahlakla birebir ilişkilidir. Hatta o kadarki bazı felsefe metodolojistleri siyaseti ahlakın bir alt kategorisi olarak ifade ederler. Şimdi soralım:

Türk siyaseti ahlaklı mı?

Fazla uzatmadan, İnönü’nün çıkışıyla yanıtlayalım bu soruyu:

“Hadi canım sende?”

Neden?

Budha Şöyle der:

“Ne düşünüyorsak, oyuz. Biz her ne isek, düşüncelerimizden doğar. Düşüncelerimizle biz dünyamızı kurarız.”

Evet, cevabımız bu.

Siyasetimizi ahlaksız kılan düşüncelerimizin ahlaksızlığıdır.

Neden?

Çünkü bir üstyapı kurumu olarak ahlak, üretim ilişkileriyle biçimlenir, şekillenir. Ve ülkemizin ekonomi-politiği olan Kapitalizm düşüncelerimizi belirliyor.

Kapitalizm, amoral bir rejim olduğuna göre ( a moralite ahlaksızlık demektir) düşüncelerimizde otomatikman ahlaksız olacaktır. Ve düşüncelerimizden kaynaklanan her şeyimiz de.

Hani derler ya,

“Kılavuzu karga olanın burnu… kurtulmaz”

İşte o misal.

GELİŞME–2

CHP Lideri Baykal’ın özel yaşamıyla ilgili bazı görüntüler ilk önce internete daha sonra TV kanallarına düştü.

Ayrıntıya girmiyorum, malum.

Bu konuyu ele aldığımız zaman birkaç boyutlu ahlak ihlali var ki evlere şenlik.

Öncelikle ülkenin ne halde olduğunu görmek açısından önemli bir olay.

Evlerin, odaların, otellerin, duşların, mutfakların, elbiselerin içindeki bedenlerin, hatta kafaların içindekilerin incelendiği, saldırıldığı, teşhir edildiği, suçlama malzemesi haline getirildiği korkunç bir toplumsal yapı oluştu. İnsan bazen korku ütopyalarında mı yaşıyoruz diye merak ediyor. Acaba yaşadığımız dünya hangi korku ütopyasına karşılık geliyor?

A. Huxley in ‘Yeni Dünyası’ mı? Yoksa O. Orwell in ‘1984’ü mü?

Ahlakın bu kadar fütursuzca çiğnendiği başka bir çağ var mıdır acaba?

Yine bu olaya bakarken ‘özel yaşamdır’ diyerek işin içinden çıkamayacağımız bir durum var ki o da Atatürk’ün kurduğu bir partinin lideri olan zatın böyle bir pozisyona düşmesidir.

Şunu hiçbir zaman için unutmayalım. Toplumsal hiyerarşide misyon açısından taşınan yükün artmasıyla beraber gerçekleşen yükselme oldukça insanın da artık özel yaşamı kalmaz. Önder konumundaki insanlar kendilerini kamuya vakfetme süreci içinde özel yaşamlarını da kamuya vakfederler bu çerçevede toplum içinde sıradan diye nitelenen insanların toplumsal değerler çerçevesinde gösterdikleri hassasiyetten çok daha fazla hassasiyeti kendi yaşamlarında göstermek durumundadırlar.

(Bu bağlamda Sovyet Devriminin kurucu kadrosunun yaşadığı bir olayı yeri gelmişken aktarayım. Sovyet Devriminin kurucu kadrosu rutin toplantılarından birini yapmaktadır. Stalin toplantıya geç kalmıştır. Toplantıya geldiğinde Lenin, Staline sorar:

‘Yoldaş Stalin Toplantıya hangi sebepten geç kaldınız?’

‘Başkan Lenin, özel yaşamımla ilgili hususlar benim gecikmeme neden olmuştur.’

Lenin kaşlarını çatarak cevap verir:

‘Yoldaş Stalin’in şunu bilmesi gerekir ki BİR DEVRİMCİNİN ASLA ÖZEL YAŞAMI OLAMAZ. HELE DE BU KİŞİLİK ÖNCÜ KADRODA YER ALIYORSA’)

Siyasal kirlenme sadece Baykal ile ilgili değildir. Maalesef Atatürk’ün kurduğu yüce mecliste, hedonist, zevkinin peşine alıp başını yürüyen kim bilir kaç siyasi vardır?

Ahlakın en çok korunması gereken yerde ortaya çıkan bu tablo ne hazin değil mi?

GELİŞME–3

Dünya bir çifte standart cenneti haline geldi.

Herkes kendini dünyanın merkezine koyuyor ve dünyada kendisi dışındaki herkesin kendi çevresinde dönmesini istiyor.

Her şeyde ve her yerde kendisi haklı diğerleri haksız. Kendisine yapılan şey zulüm, diğeri önemli değil.

Şimdi Sayın Baykal’a yapılan iğrenç komplodan dolayı çıngar çıkaranlar çok değil 13 yıl öncesini ne çabuk unutuyorlar. Fadime Şahin, Emine Kalkancı ve diğerlerinin işledikleri haltlar, özel yaşamın gizliliği ilkesi de parça parça edilerek yedi düvele aşikâr edilmedi mi?

Örtünmekten başka suçu olmayan insanların okullarının önünde terörist muamelesi yapılarak okullarına alınmazken o zavallı kızların özel yaşamı kimsenin aklına gelmedi.

Ve yine Müslimlerin, Fadimelerin, Ali Kalkancıların karıştırdığı haltlar yüzünden (özel yaşamdır, şudur budur denmeden) Refahyol hükümeti bu olaylarla hiç ilgisi olmadığı halde iğrenç bir askeri darbeyle paldır küldür devrilmedi mi?

O zaman nerede idiler bu ‘özel yaşam’cılar?

Memleket şu ya da bu bahane edilerek gerçekleştiren darbe ile cuntaya teslim olurken,

‘ne güzel işte demokrasinin önü açıldı’ (Örneğin Prof. Emre Kongar’ın ‘28 Şubat, demokrasinin önünü açmıştır’ şeklinde beyanı vardır) diye naralananlar, niye demokrasi, hak, hukuk, özel yaşam ilkelerini akıllarına getirmediler?

Atatürkçülük mü elden gidiyordu?

Siz Atatürk’e layık mısınız?

Bir cebinizde bira şişesi diğer elinde kadehle sokak ortasında ‘çak Allahım çak, iki sana bir bana’ diye naralanırken Atatürk’ün hangi ilkesini yerine getiriyorsunuz?

Laiklik mi?

Halkçılık mı?

Neydi elden giden?

Gerçekte Atatürkçülük mü?

Yoksa militarizme dayanarak koruduğunuz menfaatleriniz mi?

Ya neoliberal İslamcılara ne diyeceksiniz?

Baykal’ın başına gelenlerden yola çıkarak zil takıp çiftetelli çalanlara da iki çift söz söylemek gerekir.

Baykal’a ait bir görüntü çıktı diye Atatürkçülüğün temel direklerine tekme atma hevesine sakın ola ki kapılmayın. Öncelikle bilin ki ne heykel ne de bir başkası tek başına Atatürk’ü temsil edemez. Çünkü Atatürk hiçbir kişi ve kurumun tekeline girmeyecek kadar büyük bir insan büyük bir liderdir.

Sonra ‘Bir millete olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin’ şeklindeki Kur-an’ın emrini nasıl unutup da Baykal hakkında önyargılı olursunuz?

Ve en sonunda da

‘ Kanı kanla yunmazlar,

Kanı suyla yumarlar’

‘Bir beldedeki kötülük düşmanınıza dahi gelse sevinmeyiniz, çünkü o kötülük döner dolaşır sizi de bulur’

Şeklinde ki sözleri nasıl unutursunuz?

Bu şey yapılmışsa yarın sizin mahreminizin mahrem unsurları açığa çıkarılıp paçavra gibi sallandığında derdinizi kime anlatacaksınız? Kim dinleyecek sizi? Ve nasıl inandırıcı olacaksınız?

Sizin derdiniz bağcıyı dövmek değil üzüm yemekse eğer siz Baykal’ı bırakın da Siirt’e bakın… Manisa’ya, Kırklareli ya da Tekirdağ’a bakın, buradaki yaşananlara ve diğer bölgelerde yaşanan ensest ilişki dâhil her türlü ahlaksızlıklara bakın. Sermaye kapitalizmini ‘’ Aşk-ı Memnu ‘’ suna bakın. İşlenen cinayetlere bakın. Hortumculara, hırsızlara, yolsuzlara bakın. Ve buralara bakarken buralarda ortaya çıkan olumsuzlukların oluşumunda ‘bizim ne kadar payımız var?’ diye sorgulayın. Yalanın tüm kötülüklerin anası olduğunu bilerek ‘halkı kandırma hastalığından nasıl kurtuluruz?’ diye yollar arayın. Ki Doğruların yanında olan Cenab-ı Mevla sizden rahmetini esirgemesin.

SONUÇ

Millet olarak, hatta insanlık olarak toparlanma vaktidir.

Kendine gelme vaktidir.

Ahlaka kaçma, ahlaka sığınma, ahlakla ahlaklanma vaktidir.

Ahlakı kuşanma vaktidir.

AHLAKIN EN BÜYÜK DÜŞMANININ KAPİTALİZM OLDUĞUNU BİLEREK KAPİTALİZMDEN KUDUZ KÖPEKTEN KAÇAR GİBİ KAÇMA VAKTİDİR.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 532 474 76 40