• BIST 89.695
  • Altın 145,769
  • Dolar 3,6139
  • Euro 3,9332
  • Rize 9 °C
  • İstanbul 9 °C
  • Ankara 7 °C
  • Trabzon 8 °C
  • Samsun 8 °C

Sizin yapmadığınızı yapanlara ne hakla kızıyorsunuz?

D. Ali TAŞÇI
Türkiye bir dönüşüm noktasında bulunuyor; ya özgürlüklerden yana tavrını ortaya koyacak, ya da içine kapanık, çağın dilini anlamayan ve de baskıcı tutumunu devam ettirecek. Fakat öyle görülüyor ki, önümüzdeki günler, özgürlükleri kısıtlayıcı, insan fıtratını dışlayan ve bir avuç elitin zil takıp oynadığı zamanlar olmayacaktır.
Başörtüsü, aslında cumhuriyet elitinin turnosol kâğıdıdır. “Dinsel bir gereklilik” olan örtüye karşı amansız mücadele etmek, bir nevi dinle mücadele etmek de değil midir? Dini sosyal hayattan kaldırdınız, daha doğrusu uzun yıllar öyle sandınız. Ne var ki o dinin kurucusu buna müsaade etmedi, zaten etmeyeceğini de söylüyor; o zaman dinin kurucusu olan Allah ile karşı karşıya olmuyor musunuz? Yoksa dini, sizin bulanık hayallerinizin ürünü mü sandınız?
Siz bilmiyorsanız hatırlatalım, 1932’den 1950’ye kadar ezanı aslı diliyle okumayı yasakladınız. 1950’ye kadar köylerde ölenler ortada kaldı; çünkü cenazeyi kaldıracak imam bulunamıyordu. Kur’an okumak yasaktı ve nice garibanlar bu uğurda çileleri tattılar. Camileri ahır ve depo haline getirdiniz. Rize, Taşçıoğlu Camii’nin mihrabında kemençe çalarak caminin içinde sevkiyat bahanesiyle horon tepilmiştir. Tarihin bunları unuttuğunu mu sandınız?
Daha neler ve neler var bu konuda söylenecek; ama mademki yeni bir sistem kurdunuz, bu sisteminizi devam ettirecek önlemlerinizi de alsanız, bugün içinde bulunduğunuz komik duruma düşmeyecektiniz. Örneğin, eğitimi adam gibi öne çıkarabilirdiniz. Siz her şeyi devletten beklediniz. Nedeni çok basit, tembeldiniz ve dünyaya eğlenmek için geldiğinize inanıyordunuz.
Uzun yıllar, Anadolu insanı, sizin kurduğunuz okullara gitmekten korktu, yalan mı? Kız çocuklarını hele zinhar okullarınıza göndermedi. Köy enstitülerindeki hikâyeleri kulaktan kulağa dinlerken dehşete kapılıyordu. Erkek çocuklarını da üniversitelere gönderdiği zaman, üniversite dışında sizin elinize teslim etmedi. Bunun nedenini sizin bulmanız gerekiyordu; bunu yapmadınız, onları küçük gördünüz ve aşağıladınız. Onlar da ne yaptı; çocuklarına ahlaki eğitim veren cemaat ve cemiyetleri seçerek çocuklarını onlara teslim ettiler. Nedeni çok basitti, çünkü size güvenmiyor, kurduğunuz sisteme kuşkuyla bakıyor; buna karşılık cemiyet ve cemaatleri daha emin görüyordu. Bu güvensizlik ortamını da siz oluşturdunuz.
Eğitim gönül ister, fedakârlık, aşk ister. Oysa siz gününüzü gün etmenin ötesine gidemediniz. Yakup Kadri’nin ‘Ankara’ ve Tarık Buğra’nın ‘Yağmur Beklerken’ romanları bu konuları güzel işler. Bir tane öğrenci yurdunuz var mıdır, gençlerin manevi ihtiyaçlarını da karşılayacak ve onları bu yönde eğitecek? Bıraktık dinin fıtri yönünü, olaya sosyolojik yönden bile yaklaşmadınız. Aslında buna da gücünüz yetmezdi ya, ne okumuştunuz ki ne bilecektiniz? İdeolojileri bilim bellediniz. Hala bu tutumunuz devam ettiğinden, kurduğunuz üniversiteler, dünya üniversitelerinin beş yüzünün içine giremiyor. Nasıl girsin ki, en büyük üniversitenin başı, türbanlı öğrencilerin notlarını düşüreceklerini söyleyebiliyor. Yahu, hiç mi utanmıyorsunuz?
Fakat sizler vuruşurken ve kahvehane, meyhane dolaşırken, Anadolu gençleri okuyorlar, düşünüyorlar ve dünyayı tanımaya çalışıyorlardı. Onlardan bir kısmı şimdi devleti yönetiyor; fakat esas ağırlıklı kısmı derin düşüncelerin tatlı yolunda ilerliyor; dünyayı nasıl dönüştüreceklerinin hesabını yapıyorlar.
O kadar ileriye gittiniz ki, dinin bir emri olan başörtüsüne adeta savaş açtınız. Başörtülü kızları ikna odalarında ‘ikna’ edemeyince okullardan kovdunuz. ( Sanki bu okullar babanızın malıydı. ) Sonra ne oldu? Bu kızlarımız dünyaya dağıldılar. Şimdi binlerce kızımız, dünya mekteplerinde eğitim alıyor ve dünyayı tanıyorlar. Aslında sizin onlara karşı amansız tutumunuz, onlar için büyük bir rahmet oldu. Çokları oralarda evlenip yuva kurdu. Birçoğu da yurduna gelip size insanlık dersi verecek.
Onlar, insanlığa hizmeti ibadet bellemişler; aşkla, şevkle ve sabırla kuyulardan çıkarak Mısır’a varmışlar. Siz hala kuyuya attığınız Yusuf’un öldüğünü sanıyorsunuz. İnanınız ki, Yusuflar, sizlerin de mutlu olmanız için canlarını ortaya koyabilirler. Sizin en büyük kaybınız, Yusufları tanımamaktır. Evet, Yusuf, Mısır’da sizi bekliyor...
  • Yorumlar 9
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 474 76 40