• BIST 109.330
  • Altın 156,222
  • Dolar 3,8688
  • Euro 4,5564
  • Rize 11 °C
  • İstanbul 14 °C
  • Ankara 2 °C
  • Trabzon 11 °C
  • Samsun 16 °C

SON BİR NOT; SEN NE YAPARSAN YAP...

Burhan OKUTAN

 

Efendim gezi olayları bitmemiş, devam edecekmiş…

Doğru…

Bitmeyecek ve devam edecek…

Herkes görevini yapıyor. Biz de yazmaya devam edeceğiz. Sorun çok…

Sorun; tarihseldir…

Sorun; “gen” uyuşmazlığıdır…

Sorun;  “renk” uyuşmazlığıdır…

Sorun; “boyalı çizmelilerin” hazımsızlığıdır…

Sorun; çizmelerinin eskiden olduğu gibi cilalanmayışıdır, aynı itibarı görmeyişidir…

Sorun; halka, istedikleri gibi “baronluk” yapamayışlarıdır…

Sorun;   sırça saray sakinlerinin telkinlerine eskiden olduğu gibi kulak verilmeyişidir…

Sorun; insanımızı “ilerici, gerici” diye kategorize etmeleridir…

Sorun; artık “ilerici” ve “gerici” kriterlerinin değişmiş olmasıdır…

Sorun; şapka ve kravat takarak, vals yaparak “Batılı” olunamayacağı gerçeğini kanıksayamamalarıdır…

Sorun; ayakları ve elleri nasırlı insanımızın çocukları, sermayelerine sermaye katmalarındandır…

Sorun; çiftçilerin işadamı olmaları,  fabrika sahibi olmaları, yurt dışına açılmalarıdır…

Sorun; dini değerlerin öne çıkması, muhafazakârlığın revaçta olmasıdır…

Sorun; Anadolu insanının dünyayı herkes gibi okuyabilmesi, reel ekonomiyi dağdaki çobanın bile takip etme imkânına sahip olmasıdır…

Sorun; çok partili demokratik sistemin halkımıza bir numara büyük görmeleridir…

Sorun; dağdaki çobanın oyuyla kendi oylarının eşit olmasıdır…

Sorun; insanımızın dünyada olup biten gelişmelerden haberdar olmasıdır…

Sorun; ötekileştirilmiş muhafazakârların  “ben de bu toprakların sahibiyim” demesindendir…

Sorun; kırsal kesim insanımızın aristokratlarla kamuda, parkta bahçede, sitede, festivalde, panayırda, fuarda “ortam paylaşmak” zorunda kalışlarıdır…

Sorun; Anadolu insanının aristokrat kesimle aynı şartlarda kamu nimetlerinden faydalanmasıdır, imtiyazların bir bir ortadan kalkmasıdır…

Sorun; muhafazakâr insanımızın 5 yıldızlı otellerde kahvaltı yapmasıdır…

Sorun; köylü ve şehirli ayrışımının kalkmasıdır…

Sorun; herkesin sanatla iştigal edebilme imkânına sahip olmasıdır…

Sorun; halkın değerlerine sahip çıkan sanatçıların halkta karşılık bulmasıdır…

Sorun; kent kültürünün belli bir kesimle sınırlı kalmayışıdır…

Sorun; muhafazakârların çok yönlü ve girişimci olmasıdır…

Sorun; başörtüsünün inkişafımıza mani olamamasıdır. Artık “uzaya yolladığımız uydularımıza başörtüsü takılmıyor, başörtülüler artık roketin ateşleme sistemini bozmuyor” olmasıdır…

Sorun; artık eskiden olduğu gibi halkın karşısında “her şeyi ben bilirim” diyen otoriter kesimin sözlerine itibar edilmeyişindendir…

Sorun; artık “kölelerin efendisiyle” aynı şartlarda hayat sürmesidir. Onlara göre halk daima köleydi. Şimdi halk değişerek dönüştü. Onun gittiği yere gidebiliyor, içtiğinden ve giydiğinden azami derecede istifade ediyor ve mutluluk katsayısını yükseltebilme imkânına sahip oldu. Yeri geldi mi birkaç lisan biliyor, daha kültürlü ve daha bilgili olabiliyor, sorun bu…

Sorun; bilişim teknolojisinin getirmiş olduğu imkânlardan yediden yetmişe herkesin istifade etmesidir…

Sorun; ayakları çarıklı insanların torunları okuyup ülke yönetiminde söz sahibi olmalarıdır…

Sorun; kırsal kesim insanının okuyup kaymakam, vali, başbakan ve cumhurbaşkanı olmalarıdır…

Sorun; herkesin akademik eğitim alma imkânına sahip olmasıdır…

Sorun; köylünün bile ODTÜ’nde okuma imkânına sahip olmasıdır…

Sorun; beğenmedikleri, aşağıladıkları insanların bu toprakların kaderini tayin etmede söz sahibi olmalarıdır…

Sorun; siz ne yaparsanız yapın, ne kadar alttan alırsanız alın, ne kadar “barış, kardeşlik, uzlaşı, hoşgörü, saygı” mesajları verirseniz verin, bunlar yine sizi aşağılayacak olmalarıdır…

Gezi parkı bunun en bariz örneğidir. Taksim Meydanı ile Tahrir Meydanı farklı değildir. Bunlar, kendi saltanatlarını devam ettirmek için halkı sonuna kadar çıkarlarına alet eder. Bunlar seni duymaz, duymazlığa verir.

 Bunların işi sorun çıkarmaktır. Daima işi daima yokuşa sürmektir. Daha doğrusu sorunu “sorunsallık” haline dönüştürmektir…

Bunlar böyle gördüler ve böyle devam etmek isteyeceklerdir. Dedik ya, mesele “gen” meselesi diye!

Seküler dünya görüşünü halka dayatmak isteyen kesimde daima  “tekebbür” vardır, büyüklük hissi kendilerini yer ve bitirir. Ta ki ölüm kapılarını çalıncaya kadar…

Bunlarda “benliği kutsama” vardır…

Bunlarda   “başkasını gözeteyim de bende huzur bulayım” anlayışı yoktur. Paylaşımı, zekâtı, orucu basit görürler, ibadetlerde hedef saptırırlar, alay ederler, uzmanlık gerektiren dini fetvalarını kendileri verirler…

Bunlar “zenginliği” kendi aralarında “mutlak üstünlük” olarak görürler,  hep bana Rabbena derler…

“Demokrasi, insan hakları, özgürlük” gibi kavramlar herkese ve her kesime değil,  bu kavramlar sadece kendi yaşam alanlarını genişletmek gayesiyledir. Tıpkı cahiliye devrindeki putperestler gibidirler. Helvadan yaptıkları putlarına tapınırlar,  acıktıklarında ise yerler. Kendine demokrat, kendine Müslüman, kendine zengin olmak…

Bunlar mutlu azınlık!

Hayat onlar için çok kolay ve güzel…

Eee, diğerleri ne olacak?

“Onlar benim çizdiğim sınırlarda kalacak, bayramda seyranda gözetilenler gibi arada bir sevinecek,  eşiğinde kul köle olacak, ezik bir hayat sürecek” öyle mi?

Peeee…

Post- modern kölelik bu olsa gerek…

Tam bir Firavun anlayışı!

Tam bir hazımsızlık!

O devirler geçti paşam, gün aydın!

Üsküdar’da sabah oldu…

Taksim’e güneş doğdu…

Robın Hoot geri döndü…

Yemezler ve yedirtmezler artık!

Son bir not; sen ne kadar “demokratik açılım” yaparsan yap, ne yaparsan yap,  bunlar sana “diktatör” diyeceklerdir. Siz, “yüzünden tebessümü eksik etmeyen diktatör” gördünüz mü?

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 532 474 76 40