• BIST 82.293
  • Altın 147,597
  • Dolar 3,8212
  • Euro 4,0743
  • Rize 8 °C
  • İstanbul 9 °C
  • Ankara 0 °C
  • Trabzon 8 °C
  • Samsun 6 °C

ŞU ''YEŞİLYOL'' HİKAYESİ

Osman KAYA

 

İnsan bilinen evrende akıl gücü en yüksek varlıktır. Bu durum onda amansız bir yanılsamayı da beraberinde getirir: evrenin sahibi olduğu, evrenin hakimi olduğu yanılsamasını...Oysa insan evrenin sahibi falan değildir.. O sadece evrende yaşayan varlıklardan bilmelidir ve muhakkak haddini bilmelidir. İnsan Doğada , evrende haddini bilmezse, muhakkak doğa tarafından haddi , en acımasız şekilde bildirilir.

İnsan her yönüyle doğaya muhtaçtır.Doğa içinde insanca yaşayabilir. O elbette değişim yaratacaktır ama yabancılaşarak , yabancılaştırarak değil , uyum içinde yapmalıdır bunu...

İnsan elbette yol da yapacaktır, enerjide elde edecektir, beslenecektir de ama yağmalamadan, çalmadan , çırpmadan.. Doğadaki mükemmel dengeye zarar vermeden yapmalıdır bunu...

Doğu ve Batı Medeniyetleri arasındaki kadim ayrım doğa insan ilişkisinde de kendini gösterir.. Klasik Doğu uygarlıklarında, doğa ile insan kardeştir. İnsan doğaya içkindir. Kardeşlikten öte onun anne ve babasıdır.O nsuz hem var olamaz , hem yaşayamaz.. bu nedenle klasik doğu yapıtlarında doğa asla bozulmaz, kirletilmez, teknik insanı doğaya yabancılaştırmaz...Aksine Klasik doğu geleneğinde insanın yapıp ettikleri onu yabancılaştırmaz.. Onu doğaya daha da eklemler, onun bir parçası yapar, insanın yapıp ettikleri insan doğa bütünleşmesini katkılayan bir melodi gibidir.

Batı ise yağmacıdır.Batı anlayışında- Batı derken Greko Romen köklerden bahsediyoruz.. İnsan hem doğanın hemde kendi hemcinslerinin efendisidir.Onu yağmalar, onu yok eder.. İstediği kadar tüketir... Yani doğaya ne kadar egemen olursa insan o kadar tanrılara kafa tutabilecek, o kadar insan - tanrı konumuna gelebilecektir.

Bu anlayış, sanayi kapitalizmi ile beraber burjuva sınıfının egemenliği ile beraber doğa insan ilişkisinde üretim paradigması haline geldi ve insan daha da büyüdükçe egosu dahada okşandı.. Tıpkı tanrının kalbine ok artarak onu öldürdüğünü sanan- sandıran mısır firavunu gibi modern zamanlarda ki kapitalist insan daha fazla tükettikçe, daha fazla yağmaladıkça kendini daha büyük, daha ulu, daha yüce hissetme yanılsamasının içinde buldu.

Ama iş öyle değildi işte, aslında insanın burnunu büyüten bu gelişmeler ve bu gelişmelere altyapı hazırlayan bu paradigma insanı tanrı yapmak şöyle dursun onun türsel olarak sonunu hazırlamaktaydı.

Dünya cenneti sağlama iddiasıyla ortaya çıkan kapitalizm insan türünü şu sözü söyletme noktasına kadar getirdi adeta illallah dedirtti:'' uygarlık benden aldığı her şeyi geri versin, ben uygarlığa bana verdiği her şeyi geri vermeye hazırım.''

Elbette bu çok aşırı bir siitemdi ve hedef yanlıştı.. Suçlu olan uygarluk değil, kapitalist paradigmanın, daha fazla kazanma , para ve daha fazla tüketme anlayışı idi.

Ve bu anlayış, bu paradigma uzun mücadeleler neticesinde yavaş yavaş bırakılmakta... doğa daha fazla tüketmenin yarışma zemini değil.. Doğa kirletmenin zemini değil...Doğa yağmalama pazarı değildir. Batı bu gün bu noktaya zorunlu olarak gelmekte.. Kendisini çeşitli zararlardan kurtarmak için artıkları gelişmemiş ve az gelişmiş ülkelerin toprak, deniz ve havasını kullanmaktadır.

Türkiye karasularında hangarlarını yıkayan tanker ve şileplere defalarca tanık olduk...Bazı ülkeler toprak yönünden bizde defalarca büyük olmalarına rağmen , taş ve toprağı bizden ithal etmekte ve gemilerle kendi topraklarına taşımaktadır dolgu için...Burada Batıdaki çevre bilincinin bize oranlane kadar ilerde olduğunu açıkça görmekteyiz...

Batı çevre yönünden tam anlamıyla uçurumun eşiğindeyken hızla bir U dönüşü yapmış ve kendini en azından geçici olarak kurtarmıştır.

Oysa Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler hızla uçuruma gitmektedir. Kalkınma adına, daha fazla para gelmesi adına, birilerinin daha fazla para kazanması adına bu yapılmaktadır.Ve işin kötüsü bu yağmaya karşı çıkanlar da '' ÇAPULCU'', '' HERŞEYE KARŞI ÇIKAN'', '' HAİN'' vb ifadelerle nitelendirilmektedir.

Oysa bu doğacı duyarlılığa sahip olan insanlar kutlanmalıdır.Çünkü ateşin içine atlayan kelebekler misali nereye gittiğini bilmeyen insanoğlunu kolundan tutup ateşe düşmekten kurtarmaktadır... Çünkü artık doğa geri dönüşümsüzlük çizgisini- eşiğini aşmak üzeredir.

o zaman artık şu şarkıyı söyleriz hep birlikte:

''ahhh... dönülmez akşamın ufkundayız vakit çok geç bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç

cihana bir daha gelmek hayal edilse bile avunmak istemeyiz böyle bir teselli ile

ahhh.. geniş kanatları boşlukta simsiyah açılan ve arkasında güneş doğmıyan büyük kapıdan geçince başlayacak bitmeyen sükunlu gece guruba karşı bu son bahçelerde keyfince''

Gelelim bizim meseleye: Şu meşhur YEŞİL YOL a...

şu Yeşil yol dediğimiz şey Samsundan Batuma yaylalar üzerinden yapılacak yol projesi...Tabi Bu yol elbette ki basit stabilize yol olmayacak.. Uluslararası nitelikte geniş, çift aracın rahatlıkla geçebileceği otoban tarzı bir yol...

ve bu yol güzergahında 40 a yakın dinlenme ve mola tesisi yapılacak ve sanırım uluslararası sermayenin ve terli sermayenin patronlarına verilecek...

Turizm bahaneli bu yağma sürecinde müthiş betonlaşma, ağaç katliamı , kalabalık insan topluluğu , ekini yağmalayan çekirge sürüsü gibi doğayı mahvedecek...

Olay aslında masum kılıfa büründürülmüş, sermayeye peşkeş çekme hareketidir.

Daha önceki deneyimleri düşünelim, kıyı şeridi yolu... deniz yağmalandı.. deniz yok koca karadenizde... çok daha kolay , çok daha zararsız, çok daha kuvvetli ve tren yolu takviyeli olarak yapılabilecekken çok hızlı ve denizi yağmalar tarzda yapılan bu yol, hem dayanıklılık açısından sorunludur, hem tren yolunun olmaması noktasında sorunludur, hem insan deniz etkileşiminin önünü kapattığından dolayı sorunludur.. Faydası yokmudur? e elbette vardır.. Ama bu zararın telafisi nasıl karşılanacaktır?

Şimdi burada daha büyük yağma Hasan Böreği vardır...

Para denilince gözleri dönen bir halk yaratıldı önce.. Para Tanrının diğer adı haline getirildi önce , sonra da para geldiğinde gözleri kör ve kulakları sağır bir tutumla yaklaştı bu halk herşeye...Aykırı davrananlar hep dışlatıldı....

Para dendi, Ayder Turizme açıldı dendi.. ne oldu ayder? araziler pahallandı, para para para dedi birileri, sınıflar arası uçurumlar büyüdü...Sonra, o güzelimö Ayder birer çöp yuvası haline döndü....doğası bitti çöpü kaldı...

YEŞİL YOLne olacak.. Ne olacağını , ne olması gerektiğini, kimin ne olduğunu , kimin ne olması gerektiğini isterseniz HAVVA ANA mızdan dinleyelim... o Topraktan öğrenip topraktan bilendir:

“Yoldaki bozuk değildi, bu makine de bozuk değildir. Dedelerimiz bize yardım etti, yolları kurduk, geçtik buraya. Bu makine buradan gidecek. Bu önümüzden geri gidecek. Her yaylanın yolu var yaylaların yolu birleşmeyecek.

“Ne mahkemesi, ne mahkemesi? Mahkeme nedir, mahkeme biziz. Halktır halk. Devlet yok, halk var! Kimdir devlet ya! Devlet bizim sayemizde devlettir. Mahkeme bizim dedelerimiz Kavrun’dan Erzurum’a yayan gitmişler ve şehit olmuşlar. Her yaylanın yolu var, yaylalarının yolu birleşmeyecek.

“O vali iki tane çapulcu diyor. Biz çapulcuysak sen nesin, gözün kör olsun vali gibi. Senin okuduğun kitapların… Sen vali he? İki tane çapulcu he? Sen sandalyede oturmuşsun, biz buraların hamurunda yoğrulmuşuz.

“Vali, kaymakam kimdir, ben, ben, ben halkım! Halkım! Dinsiz imansızlar, yaylaları birleştirecekler! Amaçları ne? Her yaylanın yolu var mı? Torunlarımız yol yürüyecek, taşına toprağına kurban olacak. Kaçkar eteklerinde kesinlikle yaylalar birleşmeyecek.”

Bu sözler yeni bir dönemin açılış manifestosudur... Halkın, ben varım ve her şeyim haykırışdışır....Devam eder Havva Ana , Halkın Rabiası kimliğiyle....

“Biz yayla yollarının kesinlikle birbirine bağlanmasını kesinlikle istemiyoruz. Gayemiz, düşüncemiz bu. Bizim yaylamız Kavrun Yaylası ama sadece Kavrun’un değil diğer yaylaların da yollarla birbirine bağlanmasını istemiyoruz. Her yaylanın zaten yolu var. Neyi amaçlıyorlar? Dedelerimizin, ninelerimizin sesleri kulaklarımızda çınlıyor, onların nasihatlarını dinlemek mecburiyetindeyiz. Olay Kavrun ya da Samistal olayı değil. Samsun’dan Artvin’e kadar hiç kimse yaylaların birbirine bağlanmasını istemiyoruz. Yaylaların yolları var zaten, turizm de var. Ama bunların istediği yollar açıldığı zaman şu anki turizm de ölecek. Torunlarımız yaylaya çıktığı zaman taşını toprağını, çiçeğini koklayarak yürüyüşlerini yapabiliyorlar. Yayladan yaylaya geçmek isteyenler yürüyerek gidebiliyorlar. Yaylacılık budur zaten.”

Niye kadınlar en önde sorusuna da şöyle cevap verir Havva ana:

“Biz kadınlar yaylaların çok zahmetini çektik. Küçüklükten beri daha çok yorulduk, ızdırabını biz çektik. Erkekler bizim kadar zahmet çekmediği için oranın kıymeyini biz biliriz”

''Peki Ne olacak şimden sonra Havva Ana'' sorusuna şöyle cevap verir Havva Ana:

“Gün geldiği zaman ne olacağını herkes görecek. Biz bu yola baş koyduk. Kesinlikle yaylalarımıza yol yapamazlar.” “Aslında hastayım ben, o taşları kaldıracak gücüm yok. O an bana bir He-Man gücü geldi.”

ve bu sözleri söyleyen Havva Ana yani halkın Rabiası şu kulaklara küpe olacak sözlerle final yapıyor:

“Vatanımıza sahip çıksınlar söyleyeceğim bu”

Şu mısraları yankılanıyor Nazımın, Havva ananın sözlerini duydukça, okudukça:

''Ve kadınlar bizim kadınlarımız: korkunç ve mübarek elleri ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle anamız, avradımız, yarimiz..''

Doğada anamızdır... doğa anamızın sözleridir Havva anamızın sözleriyle dile gelen.. dinleyelim.. kulak verelim...

Paraya kurban etmeyelim analarımızı.. hele yabancı sermayeye peşkeş çekmeyelim.. yağmalamayalım.. elbette yolda su da elektrikte yapalım ama birilerinin rant kapısı yapmayalım....

Kulak verelim HEM DOĞA ANAMIZA HEM HAVVA ANAMIZA.. Ve birde NAZIM USTAMIZA...NAZIM USTADAN AF DİLEYEREK KÜÇÜK BİR DEĞİŞİKLİK YAPTIM KULAĞIMIZA KÜPE OLSUN DİYE ŞU MISRALAR:

Analardır adam eden adamı aydınlıklardır önümüzde gider. Sizi de bir ana doğurmadı mı? Analara kıymayın efendiler. ÇIKARLAR- PARALAR- RANTLAR adam öldürmesin.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 532 474 76 40