• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • Rize 11 °C
  • İstanbul 9 °C
  • Ankara 16 °C
  • Trabzon 11 °C
  • Samsun 10 °C

SÜLEYMAN ŞAH TÜRBESİ ELDEN GİDERKEN

Osman KAYA

 

Bu memleketin nereye gittiğini düşünmek istemiyorum....Düşündükçe karabasanlar çöküyor... Ama düşünmemek ne mümkün mü?Türkiye sınırları dışındaki tek toprak parçamız uçup gitti.. Birilerine sorsan, bu hal büyük bir fetih...Oysa bu, Büyük Osmanlı Projesinin ilk büyük fiyaskosu....

Bu güzelim vatan toprağı, Atalarımızdan kalan bu güzide hatıra ne yazıkki elden çıktı, hemde katillerin, haydutların etkisiyle...Ancak her halükarda halkımız uyutuluyor ve adım adım emperyal projelere teslim oluyoruz....Bu konuya girmeden önce Süleyman şah türbesi ve karakolunun tarihçesini vermekte fayda var:

Süleyman Şah Türbesi ile Süleyman Şah Saygı Karakolu ve bulunduğu alan Suriye’nin Halep ilinin Karakozak Köyü sınırları içerisinde bulunan ve Türkiye’nin kendi sınırları dışında sahip olduğu tek toprak parçasıdır.

Türbe’de Osmanlı İmparatorluğu’nun kurucusu ve ilk padişahı Osman Gazi’nin büyükbabası ve Ertuğrul Gazi’nin babası Süleyman Şah’ın ve iki askerinin naaşları bulunmaktadır. Türbede yatan Süleyman Şah’ın Osman Gazi’nin büyükbabası olan Süleyman Şah değil, I. Kılıçarslan’ın babası Kutalmışoğlu Süleyman olabileceği konusunda farklı görüşler bulunmaktadır.

Büyük Selçuklu Devleti Sultanı Alp Arslan’ın Malazgirt Zaferi’nden sonra yeni vatan edinmek maksadıyla batıya yönelen Oğuz boyları arasında Süleyman Şah önderliğindeki Kayı Boyu da bulunmaktaydı. Süleyman Şah, yeni yurt aramak üzere çıktığı bu yolculukta Halep yakınlarındaki Caber Kalesi’ne gelir ve Fırat Nehri boylarına yerleşir. Buradan tekrar yeni yurt aramak üzere yola çıkar, ancak 1227 yılında Fırat Nehri’nin karşı kıyısına geçmeye çalışırken muhafızları ile birlikte Fırat sularında boğulur. Süleyman Şah’ın naaşı ve iki askeri Caber Kalesi eteklerine bir kümbete defnedilir. Osmanlı İmparatorluğu döneminde imparatorluk sınırları içerisinde olan mezarın bulunduğu yere bir türbe yapılarak buraya “Türk Mezarı” adı verilir. Türbe ve Caber Kalesi, Osmanlı İmparatorluğu yıkılınca Fransız Suriye Mandası sınırları içerisinde kalmıştır.

20 Ekim 1921 tarihinde Türkiye ile Fransa hükûmetleri arasında imzalanan Ankara Antlaşması’nın 9. maddesi ve 24 Temmuz 1923 Lozan Antlaşması’nın 3. maddesi gereğince Caber Kalesi ve türbe müştemilâtı ile berâber Türkiye Cumhuriyeti toprağı olarak kabul edilmiş ve Türkiye’ye burada muhâfız bulundurma ve bayrağını çekme hakkı tanınmıştır.

Ankara Hükûmeti ile Fransa’nın 20 Ekim 1921’de imzaladıkları ve Caber Kalesi ile türbenin Türk toprağı olmasını öngören Ankara Anlaşması’nın görüşmeleri devam ederken son Halife II. Abdülmecid, TBMM’ne gönderdiği bir mektupta kendisinin ve Osmanlı Hanedanı’nın “atası” olan Süleyman Şah’ın mezarı konusunda Meclis’in gösterdiği alâkaya teşekkür etmiştir.

Suriye hükûmeti, Fırat Nehri üzerinde 1968 tarihinde başlattığı Tabka Barajı’nın 1973 yılında tamamlanacağını ve barajın su toplamaya başlamasıyla Caber Kalesi ve Süleyman Şah’ın türbesinin tamamen sular altında kalacağını ileri sürerek Türk Hükûmeti’nden türbenin yerini değiştirmesini ya da türbenin Türkiye’ye naklini talep eden bir nota gönderdi. Türkiye de buna karşılık Suriye’ye bir nota verdi ve Keban Barajı’nın kapaklarını kapatarak Fırat Nehri üzerinden Suriye’ye su akışını engelledi. Karşılıklı bu restleşmenin ardından Türkiye bölgeye Devlet Su İşleri’nde (DSİ) görevli uzmanlar ve mimarlar gönderdi ve türbenin nereye taşınabileceğinin tespit edilmesini istedi. Ankara ve Şam hükûmetleri arasında uzun süren müzakerelerin ardından bir anlaşma imzalandı. Anlaşmaya göre;

Türbe, müştemilatı ile birlikte Halep–Hasseki yolu üzerinde bulunan Karakozak köyü yakınındaki yeni yerine nakledilecek,
Barajın kenarında türbenin bu günkü konumuna en yakın yerde mermerden bir kitabe dikilecek, Türbenin bugünkü yerini tespit etmek maksadıyla göl üstüne bir şamandıra konacaktır.

1973 yılında türbe ve karakol, Halep’e 123, Şanlıurfa’ya 92 km uzaklıktaki Fırat’ın doğu kıyısındaki Karakozak köyündeki 10.096 m²’lik yeni yerine taşınmıştır. Bilinenin aksine günümüzde Türbe Caber Kalesi’nde değil, Halep’in Karakozak köyü yakınındaki yeni yerindedir.

1995 yılında, Suriye Hükûmeti bu kez de Fırat Nehri’nin daha üst kotlarında inşasına başladığı Teşrin Barajı sebebiyle Karakozak bölgesindeki Süleyman Şah Türbesi’nin bölge dışında başka bir alana ya da Türkiye’ye taşınması hususunu yeniden gündeme getirdi. Bunun üzerine Türkiye ile Suriye arasında yapılan görüşmeler sonucunda türbenin mevcut yerinin baraj gölünün olumsuz tesirlerinden korunması için tahkim edilmesine karar verildi. 2001 yılında Fırat Nehri üzerindeki Teşrin Barajı’nın tamamlanması nedeniyle türbenin taşınması bir kez daha gündeme geldi. Suriye tarafı bu defa türbenin şimdiki yerinden de kaldırılarak gösterecekleri ve Türk tarafının da kabul edeceği bir yere taşınmasını istedi. Ancak 57. Türkiye Hükûmeti’nin girişimleriyle proje, türbenin mevcut yerinin korunması yönünde değiştirildi.

23 Ocak 2003 tarihinde Ankara’da “Süleymanşah Türbesi Tahkimat Projesinin Uygulanmasına İlişkin Ana Tutanak” imzalandı. Bu çerçevede 10 dönüm’lük türbe arazisi sınırları tahkim edilmiş, türbe binasının içi ve dışı onarılmış, karakol binası da yeniden inşa edilmiş ve Süleyman Şah Türbesi yeniden ziyarete açılmıştır.

Suriye’nin 1973′teki baraj inşaatının yükselen suları bölgeyi tehdit edince Suriye ve Türkiye’nin ortak çalışması ile türbe, Halep’in Karakozak köyü yakınına taşınmıştır. Bayındırlık ve İskân Bakanlığı Yapı ve İmar İşleri Etüd Proje Dairesi Müdürü Prof. Dr. Ünal Demirarslan, Dışişleri Bakanlığı’nın da talebiyle Süleyman Şah Türbesi’nin mimarı olarak görevlendirildi. Türbe, karakol ve lojman, iki Türk mimar ve yirmi işçisinin çalışmalarıyla dört ayda tamamlanmış ve masrafların tamamı Türk Hükûmeti tarafından karşılanmıştır. Süleyman Şah Türbesi hem geleneksel Türk mimarî motiflerini, hem de modern mimarî özelliklerini taşımaktadır. İnşaat çalışmaları sırasında Suriye Hükûmeti, yeni yapılacak türbenin Caber Kalesi’ndeki türbeden daha büyük olmaması şartını getirmiştir. Türbe’de ayrıca o dönemde dışarıdan gelen taciz ateşleri sebebiyle Türk askerlerinin nöbet tuttuğu yerler içe dönük olarak inşa edilmiştir.

2008 yılında Teşrin Barajı’nın yükselen su seviyesinin yeniden türbeyi tehdit etmesi üzerine Türkiye Cumhuriyeti Orman ve Su İşleri Bakanlığı çevresindeki duvarların altına 11,5 m, boylarında 880 adet fore kazık ve geçirimsiz tabaka yerleştirmiştir. Ayrıca, türbenin çevresine beton duvar örülmüş ve iki bayrak direği dikilmiştir. Karakoldan çıkan atık suların Fırat Nehri’ni kirletmemesi için karakol binasının arka bölümünde paket arıtma sistemi kurulmuştur. Bunun yanında türbenin etrafı, Türkiye’den gönderilen ağaçlar ve hazır çim ile yeşil bir alan haline getirilmiştir.

Bir yurttaş olarak soruyorum... stratejik derinlik dediniz,komşularla sıfır sorun dediniz... iyide ortada olan sadece ver kurtul politikası....Bu dünyada sizi her sıkıştırdıklarında tamam abi deyip çıkıp gidecek misiniz? ne hakla? hangi meşru gerekçeyle?
Burada elbette faşizan reflekslerle şurayı işgal edelim, şurayı yakıp yıkalım demiyorum, ama kazanılmış hakkımızı da en azından koruyalım, katillere, haydutlara , zorbalara yedirmeyelim diyorum...

ortada dönüp duran şeyleri aklım almıyor.... Bir yandan topraklarımız teslim ediliyor , diğer yandan uluslararası bağlamda meşru bir ülke olan Suriye nin rejiminin zorla devrilmesi için terörist eğitilmesinin planları yapılıp kararları alınıyor....

Büyük Ortadoğu projesi denen emperyalist- siyonist projenin taşeronluğu yapılıyor...

Ne kadar üzüntü içindeyim tarif edemem... Bir avuç halk, Ayn Al Arabı savunurken , Ayn El Araptaki işid teröristlerini kovarken,- kaldıkı Ayn El Arap başka bir halkın toprağıdır- biz bir avuç teröriste , bir avuç din faşistine pabuç mu bırakacağız?

Ayrıca Ortada pis, kirli bir oyun var....Süleyman Şah Türbesi olarak belirlenen yeni yerde Türk Bayrağının yanında emperyal işbirlikçi Abdullah Öcalan ın posteri ve bu zatın lideri olduğu görüşün bayrağı var... Ne oldu konsept mi değiştirdiniz beyler? Artık bu ülkenin geleceğini belirleyenler emperyal güçlerin taşeronu tetikçiler mi oldu?Peki öyleyse, ya dökülen kanlar? ne için öldü o gencecik insanlar? Vatan için ise sizin vatandan anladığınız üzerine bayrak dalgalanan toprağı terörist zorbalara bırakmak mı?

Güneydoğuda etnik teröristler cirit atıyor... Bu gün değil ama çok yakın gelecekte din üzerinde terör estirenler cirit atacak, o zaman da ver kurtul mu diyeceğiz... evet efendim, boynum kıldan ince m i diyeceğiz- diyeceksiniz?

İşte yaratılan Ülke maalesef böyle... Atatürkçüyüm dediğinde her türlü hakaret, her türlü küfür seni bekler ama din ve etnik faşist olduğunda sorun yok... hemen , her konumda sana yer açılır.İş de bulursun, parada, makamda yükselirsin....Bu millet dinin uyutma unsuru olarak kullanılmasından ötürü şu an gerçekleri görmekten çok uzak... ama uyanış vakti yakındır.. Atatürkçü perspektifte buluşmaktan başka çare yoktur...

Bu memleketi seven yurtseverler...Bu konu üzerinde kafa yorma vaktidir.... yanlışı doğru diye sunmanın değil , yanlışa gerçekten de yanlış demenin vaktidir....

Biz bütün bu olanların emperyalist projenin bir parçası olduğunun farkındayız.. Ve ancak bu oyunun milli,ama bir o kadar da enternasyonal anlayışla yıkılacağını biliyoruz...ve Biz Atatürkçüler, bu vatana gülden gelinlik giydirmeye yemin edenler değil işid, onların ağababaları gelse de tarümar edeceğimizin farkındayız... Gücümüzü, haklılığımızdan ve inancımızdan alıyoruz...Ve Atatürkçü düşüncenin dışında çözüm arayanlara, çözüm varmış gibi insanları kandıranlara , ''bakın yavaş yavaş mayınlara basmaya başladınız, yol yakınken dönün''

Atatürk e iftira atmayı artık bırakın... Konuştukça, uygulamalar yaptıkça batıyorsunuz.... Atatürk ten daha stratejik derinliğe sahip değilsiniz... Ve bu derinliğine rağmen Atatürk asla macera peşine koşmamış , ama hak arama noktasında da kimsenin gözünün yaşına bakmamıştır...

Öyle Atatürk sağ olacaktı da Süleyman Şah Türbesi boşaltılacaktı ha....Onun için Atatürk e demediğini bırakmıyorlar ya... Ama bu millet ya Atasını bilecek ya da Süleyman Şah Türbesindeki toprağını kaybettiği gibi sahip olduklarını adım adım kaybedecek...

Bakalım, görelim...

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 532 474 76 40