• BIST 90.009
  • Altın 145,788
  • Dolar 3,6175
  • Euro 3,9278
  • Rize 11 °C
  • İstanbul 12 °C
  • Ankara 7 °C
  • Trabzon 10 °C
  • Samsun 11 °C

Teslimiyetçiliğin dünü ve bugünü

Seyfullah FIRAT
Türk milletinin tarihin merdivenindeki muhteşem çıkışının inişe dönüşü, tarım toplumu sürecinin yerini buharlı makinenin bulunuşu ile sanayi toplumu sürecine terk etmeye hazırlandığı yıllara rastlar.
O yıllarda Osmanlı devletinin geniş coğrafyalar üzerindeki hâkimiyeti altında bulunan ve çokluk içerisinde teklik üretmeyi başaran mükemmel yapı çatırdamaya başlamış ve Viyana bozgunuyla önüne geçilemez kırılmalara taşınmıştır.
Doğuda; muhteşem Osmanlı, batıda; göz kamaştıran Endülüs medeniyetinin kıskacında derin komplekslere ve aşağılık duygusuna boğulan batı âlemi bu kompleksin getirdiği motivasyonla değişik coğrafyalarda kolonileşirken, diğer bir yandan da misyonerlik faaliyetleriyle geniş bir yayılmacılık politikaları geliştirdiler.
Bu dönemde batıyı kasıp kavuran sınıf kültürü bizim dünyamızı etkilemeye başlamış, Osmanlı aydınları biz deme çizgisinden saparak ben deme illetine yakalanmasıyla ümmet birlikteliği bozulur noktalara taşınmıştır.
Batıda peyda olan her çeşit düşünce erozyonu bize de bir şekilde bulaşarak ciddi bir batı hayranlığı zuhur ederek geçmişi inkâr etme hastalığı ayyuka çıkmıştır.
Osmanlının son iki asrına baktığımız zaman, ümmet birlikteliğinin ciddi anlamda çöktüğünü görürüz. İnsanlar giydiği şalvarına, taktığı kemerine, başına geçirdiği fesine, peşine takıldığı şeyhine göre bin bir çeşit parçaya bölünmüştü. Bu bölünmüşlük ve batı hayranlığı zemininde peyda olan fikri ve ideolojik sapmalar bir takım yeni kurtarıcı akımların ortaya çıkmasının önünü de açmıştı.
Jön Türkler ve İttihat terakkiciler bu dönemde peyda olmuş, yeni arayışlara girişmişlerdi. Yeni arayış yolcularının ve yeni kurtarıcıların birçoğu zamanın moda fikirlerinin etkisi altına kalmışlar, geçmişi reddi miras etme kanseri sözde aydın çevrelerini adeta kuşatmıştı.
Bu durum teslimiyetçiliğin başlangıç noktasını teşkil ederken, bu dönem kendimize olan özgüven duygumuzun da çalındığı yıllardır. Mandacılık düşüncesi bu zeminde doğmuş ve Osmanlının sonunu hazırlamıştı. Osmanlı sonrası süreçte bahse konu kurtarıcıların düşünce ve ideoloji mirasını devralanlar, jön Türklerin ve ittihat terakkicilerin kalıntılarıyla günümüze kadar taşındılar. Bugünkü teslimiyetçiler, Amerikancılar ve AB’ciler diye bu çevrelerin uzantıları olarak günümüze uzanmışlardır. Ogün bugündür modernleşme, çağdaşlaşma yaygaralarıyla bir yandan batının sekülerist yaşam biçiminin etkisinde kalınırken, diğer bir yandan da din ve dincilik görüntüsü altında Fars ve Arap kültürünün etkisinde kalınarak milletin düşünce ve dini istikameti bozulmuştur. Bugün gelinen noktada durum çok acıklıdır. Batının sekülerist yaşam tarzının etki alanında kalanlar kirli ve yanlı hümanist anlayışın verdiği bir hastalıkla mensubiyet ve millet düşmanlığı yaparlarken, karşı cephede bulunanlar görüntüsü altında yer alanlar da dincilik etiketi altında ellerinden gelse Türküm demeyi bile bu millet evlatlarına yasaklayacaklardır. Bu iki gurupta yer alan kesimler her ne kadar bir birlerinin zıddı gibi gözükse de, Türk milletini imha etme, milleti köklerinden koparma, Türkün geçmişini reddi miras etme gibi hayatı konularda sinsi bir uzlaşma içerisinde ola gelmişlerdir. Bu gün birileri bu memlekette dincilik ambalajı altında soysuzluk tohumları ekiyorsa, başka birileri batılılaşma adına bu milletin manevi ikliminden kopmuşsa, bu her iki gurubun düşman oldukları ortak hedef Türk milletidir. Bu gerçeği görmek, Türk’e düşman olan çevreleri yeterince tanıyıp tahlil edebilmek için dünün Jön Türklerini ve İttihat terakkicilerini tanımamız gerektiği gibi, bu gün her şeyimizi AB ve Amerika’ya teslim eden teslimiyetçileri de çok iyi tanımamızı gerekli kılmaktadır. Dünküleri zamanın moda fikirlerinin etkisinde kalmış zavallılar olarak değerlendirmek belki mümkündür ama bugün milletin gözünün içine baka baka milletin dini duygularını istismar edenleri affetmek mümkün değildir. Hak ve batıl kavgasından bahsederek milletin yıllarını ve umutlarını çalanların bugün diyalogcu olarak milletin huzuruna çıkıp küresel eşkıyalarla aynı döşeği paylaşmak istemelerini belki birileri anlıyor ama benim anlayabilmem hiç mümkün değildir. Bu acı gerçeklerin ışığında şu tespite gidebiliyoruz. Türk milletinin düşmanları bu milletin kimyasını bozmak için yıllardan beridir sistemli bir şekilde uğraşmaktadırlar. Osmanlıyı parçalayıp çökertenlerle, son bağımsız devletimiz olan Türkiye Cumhuriyeti’nin altını oymaya çalışan bedbahtlar, geçmişte olduğu gibi bugün de bütün şeytan değirmenlerini batılılaşma ve dincilik etiketi altında döndürmektedirler. Bunlar her ne kadar görüntüde tezat gibi gözükse de aynı değirmene su taşıyan işbirlikçi, teslimiyetçi, taklitçi ve tahripçi çevrelerdir. Allah bu milleti bu şeytan değirmencilerinin şerrinden korusun.
  • Yorumlar 4
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 474 76 40