• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • Rize 11 °C
  • İstanbul 11 °C
  • Ankara 19 °C
  • Trabzon 9 °C
  • Samsun 9 °C

TESTİLERİ DOLDURACAK ÖĞRETMENLERİ BEKLİYORUZ

D. Ali TAŞÇI

 

            İnsan yetiştirmeden devlet kursanız, bu devletin ömrü uzun olmaz; çünkü devleti ayakta tutan insandır. Osmanlı altı yüz yıl ayakta kalmışsa, bunu, kaliteli yetiştirdiği insanlarına borçludur.

            Osmanlı sonrası kurulan Cumhuriyet’e bakıyoruz; seksen yıllık ömrünü hep sancılı, sıkıntılı geçirdi. Darbeler, çatışmalar, ayrılık kavgaları… sürüp gidiyor. Partiler, demokrasinin vazgeçilmezidir, deniliyor; ama bizde partilerin yapısı bambaşka duruyor. Adeta birbirlerine “ Sen iktidar olacağına, içeriden dışarıdan kim iktidar olursa olsun!” tarzında bir yaklaşım söz konusu. Aynı ülkenin insanı değilmiş gibi birbirlerine yaklaşıyorlar adeta. “Ben iktidar olursam vatan kutsaldır, yoksa!..” Endülüs’ün son demleri aklıma geliyor; orda da seksen beş ayrı cemaat varmış ve birbirlerine şu şekilde dua (beddua) ederlermiş: “ Sen iktidar olacağına Hıristiyanlar gelsin de başımıza geçsin!” Allah da dualarını kabul ederek onları İspanya’dan tamamen silmiş! Acı!..

            Bu durum sadece partilerde, siyasilerde mevcut değil; her birimde bu durumun aynısı söz konusudur. Aydınlarda ( imzacıları gördük ), medyada, bilimde, sanatta; hatta gruplaşan partililerin birçoğunda ve diğerlerinde bu durum göze çarpmaktadır.

            Biz galiba bir yerlerde yanlışlık yaptık; her şeye az çok yatırım yaparken insana yatırımı mı unuttuk? “Bunca okul” demeyin, okulun içini ne ile ve nasıl doldurduk? Eğitim politikaları insan fıtratına ne kadar uyuyordu? Sınıfa soktuğumuz öğretmenlerimizin kendi medeniyetleriyle olan bağları ne düzeyde idi veya ne düzeydedir? Acıdır, ama yazmak zorundayım; geçenlerde bir büyük ilçemizde Nurettin Topçu’yu konuştuk. İlçenin en önemli bürokratlarından birinin, “Konferansa Nurettin Topçu da katılacak mı?” sorusuna muhatap olunca, milletim ve memleketim adına derin bir acı duydum!

            Türkiye’yi kendi medeniyetiyle tanıştıracak kaç münevverimiz var? Saysak bir elin parmaklarını geçmiyor. Sayalım; Necip Fazıl Kısakürek, Cemil Meriç, Nurettin Topçu, Sezai Karakoç… Yok, yok, yok! Belki bir iki tane daha ilave yapılabilir. Garibiz dostlar, garip. Medeniyet ağacımızı kestiler, onun kökünü gözyaşlarımızla suluyoruz; birileri gelmiş baltayla tepemizde duruyor: “ Haydi yeşert, yoksa!” Daha çok gözyaşlarına ihtiyacımız var.

            Şunu düşünerek biraz ferahlıyorum; medeniyetimiz adına dertli olan zirve yöneticilerimizin varlığı içime su serpiyor. Falan veya filan olması değil önemli olan; kökümüzü gözyaşlarıyla sulamak adına gece gündüz gözyaşlarını demliyorlar ya, işte bu geleceğimiz adına umut verici.

            Bir de dünyada hiçbir eksikliğin olmasa, Mutlak Mükemmel olan Allah’ı nasıl hissedersin? O halde eksikliğini, kemalatın (olgunluğun) için basamak say, diyorum kendi kendime. Kim muhtaç olmadığını söylüyorsa, o, şeytanlaşmıştır; şeytan kibrederek ihtiyacını gizlediği için kovulmuştur.

            Hz. Mevlana sorar ve cevabını da kendisi verir:

            “ Aşk nedir? Mükemmel bir susuzluktur.”

            İnsan susuz olduğunu, muhtaç olduğunu bildiğinde insanlık makamlarına adım atar. Medeniyetimiz bu basamakları insanlarımıza kurduğu için olgun insanlar yetiştirebiliyordu. Uygarlıklar ise bu basamakları tanımazlar ki insanların hizmetine sunsunlar. Kendini muhtaç hissetmeyen Allah’ı nasıl bulsun? O halde muhtaçlık, ilahi bir nurdur, anlayana!

            Muhtacız Allah’ım!

            Yeryüzünü, nefsini ilah edinenler işgal etmişler. Mazlum coğrafyamızda sadece Müslüman kanı akıtmaktan şeytani zevk alan, şeytanlaşmış insanların tasallutu altında kardeşlerimiz inliyor. Her yönümüz ateş çemberine döndü. Bütün bunlardan daha acısı, içimizde de nefsini ilahlaştırmış, şeytana kardeş olmuş insancıklar az değil. Yaklaşık yüz yıldır, pınarın dibinde değil de, epeyce ötesinde su testilerimizi koyarak bekledik ki, sular testilere dolsun ve susuzluğumuzu giderelim. Yüz yıl sonra testilerin yanına yaklaştığımızda, bir de ne görelim, sular boşuna akmış, testilerin dolması bir yana, onlar da güneşten patlamış!

            Susuz kaldık, Rabbim; bize su gönder! Testileri, pınarların ağzına koyacak bilinçte aydın gönder. Boşa akan pınarları ovalara götürecek idareciler gönder. Ve hepsinde önemlisi, mini mini testilerin ağzına Besmele ile su dolduracak muallimler gönder!

                              D. Ali TAŞÇI (dalitasci@hotmail.com) Twitter:@DAliTasci

  • Yorumlar 1
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 474 76 40