1. HABERLER

  2. YURT VE DÜNYA

  3. Tevrat ve Malatya/ Derin Analiz
Tevrat ve Malatya/ Derin Analiz

Tevrat ve Malatya/ Derin Analiz

"Onları enselerinden keseceksin, Onları kadınlarına ve beşikteki çocuklarına kadar öldüreceksin. Tevrat" Bunun Malatya'daki yayınevi katliamıyla ilgisi ne?

A+A-

Ensesinden kesilen Müslümanlar ve Malatya

Yıl 1950’ler yer Urfa. Şehir bazı ailelerin bebeklere kadar enselerinden kesilerek öldürüldüğü haberi ile yankılanmıştır.

1947’de kurulan İsrail Devletini ilk tanıyan Türkiye’dir. 1960’ların başında Fransızlara karşı bağımsızlığını elde etmek için çabalayan dünkü vilayetimiz ve kardeşimiz Cezayir’in Bağımsızlığı aleyhine oy kullanan yine Türkiye’dir.

İsrail yeni kurulan devletine dünyanın dört bir yanından vatandaş aramaktaydı. Özellikle ekonomik veya bürokratik konumu güçlü olmayan Yahudiler İsrail’e yönlendirilmekte; diğerleri “Büyük Yahudi İdealleri” için yerlerinde bırakılmaktaydı. 20. yüzyılın başlarından itibaren izlenen “İsrail’e göç” politikasına isteksizlik vardı. Zira İsrail düşmanlarla çevriliydi ve ortam güvensizdi. Hitler bahane edilerek epeyce Yahudi göçe zorlandı. Jenosid? Yahudilere ayrıca bir mazlumiyet zırhı oluşturmuştu. Kazandıkları dokunulmazlıkla pervasızca hareket etme imkânı bulmuşlardı. Bu gün dünyanın pek çok ülkesinde başbakanlara küfredebilir, mukaddeslere saydırabilirsiniz. Ancak, Yahudilere bir laf ettiğinizde antisemitist olur ve kendinizi yargıç karşısında bulursunuz yada; Yahudi tekelindeki medyanın linçine maruz kalırsınız. Tükürdüğünüzü yalatmadan da yakanızı bırakmazlar. Dindar bir Hıristiyan olan Mel Gibson’ın Yahudiler aleyhine çevirdiği “Tutku” filminden sonra başına gelenleri hatırlayın.

Bu gün Yahudiler Hitlerin zulmünü bir zırh, bir engel aşıcı olarak kullanmaktadırlar. Çevirdikleri bütün numaralar antisemitik tehditlerle örtülmekte, kimse bir Yahudi’yi eleştirmeye cesaret edememektedir. Jenosid? Yahudilerin dünyanın yükselen gücü ABD’ye yerleşmelerine imkân sunmuştur. Atlantik’in karşı tarafına kayan güç dengesinin farkına varan Yahudiler Almanya’dan, Avusturya’dan ve diğer ülkelerden İsrail’e paralel ABD’ye göç başlatmışlardır. “En güçlünün bünyesinde yer alma stratejisi” titizlikle uygulanmış ve 20. yüzyılın sonlarına doğru ABD’nin sinirleri ele geçirilerek Yahudi hedefleri istikametinde kullanıma hazır hale getirilmiştir.

20. yüzyıl Yahudi tarihinin en parlak yüzyılıdır dersek mübalağa etmiş olmayız. Dün itilip kakılan, tahkir edilen, Hıristiyanlarca lanetli şeytanlar olarak değerlendirilen, onların zulmünden Müslümanlara sığınan Yahudiler bu gün Batı dünyasının ana aktörü haline gelmişlerdir.

Hıristiyanlıktan uzaklaşmış, sekülerlemiş ve dünyevi hazlara yönelmiş hedonist ve egoist bir batı Yahudiler için daha zararsızdı ve yönlendirilebilirdi. Yahudilerde onları oyalayacak, uyuşturacak pek çok yöntem bulunmaktaydı. Ancak hedefsiz hale getirilmiş batılı bir arayış içindeydi. Hayatını anlamlı kılmak isteyen, düşünen ve huzur arayan batılılarda İslamiyet’e yöneliş vardı. Olumsuz propagandalara rağmen İslamiyet batıda en hızlı yayılan din idi. Bu durum Yahudilerin parlak hâkimiyetlerini ve batı medeniyeti üzerindeki yönlendirici etkisini tehdit etmekteydi. Batının mistik beklentilerini karşılamak için Yoga, Maharişi gibi ruhu oyalayan, vicdanı uyuşturan yollar geliştirildi, topluma pompalandı. İslamiyet’e yönelmenin engellenmesi için de bir karalama kampanyası başlatıldı. Bu kampanyanın en önemli projesi 11 Eylül’dü. El-kaide ve Üsame projenin ana figüranlarıydı. Çevrilen filmlerle, provakatif olaylarla, medyatik karalamalarla dünya kamuoyunda ve insanların zihninde İslam’a karşı surlar örülecek, bu proje ile Müslüman; terörist, kan döken, gayrı medeni, tahammülsüz olarak sunulacaktı. Zihinlerde İslamiyet’e karşı uyanan merak ve araştırma arzusu nefrete döndürülecekti. Bütün bunlar Yahudilerin batı ve dünya üzerindeki hâkimiyetlerinin devamına yardımcı olacaktı.

Peki yazılanların başlıkla, gündemle alakası nedir?

Şudur; dünyanın uyutulmasına, Müslümanlığın karalanmasına, vahşi, barbar, cani ilan edilmesine duyulan ihtiyaç devam etmektedir. Bunun için sürekli ve yeni malzeme gereklidir. Bu malzemelerin batıya en yakın görünen Türkiye’den çıkması daha bir manidardır. Zira bunların en medenisi bile bir rahibe tahammül edememekte, bir Ermeni yazara hayat hakkı tanımamakta, misyonerleri boğazlamaktadır!.. En medenisi böyle olursa bu Müslümanlardan dünyaya ne hayır gelebilir ki!.. En iyisi bunlara hayat hakkı tanımamak, fırsat vermemektir!... Bu uyanışa engel olunmalı, uyanan gözlere mil çekilmelidir!... Çünkü Müslümanlığa ılımlı bakış, onlarla diyalog kanallarının açık olması batı medeniyetinin kaymağını yiyen Yahudiler için en büyük risktir.

Rahip ve Dink cinayetleri gibi Malatya’da işlenen cinayetinde Hıristiyanların İslam’a bakışını etkilemeye, şartlandırmaya yönelik olduğunu düşünüyorum. Zira cinayetlerin iç dengelere etkisi sınırlıdır. Ancak Türk halkının tasvip etmediği bu olaylar haber ajansları ile bütün dünyaya sürekli geçilmekte, vahşet tabloları zihinlere işlenmektedir. Mübalağa edilerek verilen haberlerle ülkemiz ve Müslümanlık karalanmaktadır.

Ensesinden kesilen Müslümanlar kimdir? Konuyla ilgisi nedir?

Enseden kesme cezası Yahudi şeriatına göre Yahudilikten dönenler için uygulanır. Ensesinden kesilenlerde İsrail’e göç etmeyip Urfa’da kalan ve Müslüman olan Yahudilerdir. Bu aileler bir sabah çoluk-çocuk, kadın-kızan enselerinden kesilmiş olarak bulunmuşlardır. Üzerinden yıllar geçen bu cinayetler bir türlü çözülememiş ve dosya kapatılmıştır.

Bizim kültürümüzde insan boğazlamak diye bir şey yoktur. Başka dinden insanlar bize Peygamberin emanetidir. Zira O “bir zimmiye eziyet eden bana eziyet etmiştir” buyuruyor.

Peki Hizbullah’ın telle boğduğu, kuyulara gömdüğü cesetler nedir? Müslümanlığın “M” si hayatlarında görünmediği halde “din elden gidiyor” diye G. Müslimlere saldıran Ulusalcı takımı nedir?

Bu topraklar ne insan boğazlamaya müsaade edecek din anlayışına, ne G. Müslimlere tecavüz edecek milliyetçi anlayışa müsait değildir. Bunların tohumları bu topraklarda bitmez. Bunu yapanlar Müslüman olamaz. Olsa olsa kitaplarında ”onları enselerinden keseceksin…onları kadınlarına ve beşikteki çocuklarına kadar öldüreceksin..” gibi hükümler bulunanlarla ilintilidir. Adları Emre, Ogün olsa da bunlar ensesine oturdukları dünyanın ipini elinden kaçırmak istemeyenlerin malzemeleri, figüranlarıdırlar.

Müslümanlığa mal edilen bu tür cinayetlerin ve fecaatlerin, bunların Dünyaya servis edilmesinin arkasında Hıristiyanlarla Müslümanların yakınlaşmasından rahatsız olanlar vardır. Kontrol altında tuttukları Hıristiyanların ellerinden uçmaması için Müslümanlarla temaslarını kesmek isteyenler vardır. Bu kesim Hıristiyan-Müslüman diyalogunu kendilerine tehdit görmektedir. Bu etkileşimin engellenmesi için projeler geliştirmektedirler. Diyalogcu olarak anılan bir cemaati (dini bir kaygıları olmadığı halde) şiddetle eleştiren ulusalcılara birde bu gözle bakmak yeni ufuklar açabilir.

Bu coğrafyada “Batı’nın ensesine oturmuş”, “büyük işler karıştıran küçük ülke”yi ve avenelerini denkleme koymadan bir şey anlaşılmaz. Türkiye’de MOSSAD’ı dikkate almaksızın karmaşık olaylar ve örgütler üzerindeki sır perdesi aralanamaz. (aktifhaber)

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
6 Yorum