• BIST 81.712
  • Altın 147,398
  • Dolar 3,8050
  • Euro 4,0356
  • Rize 3 °C
  • İstanbul 5 °C
  • Ankara 1 °C
  • Trabzon 9 °C
  • Samsun 12 °C

Türk kalabilenlere selamlar olsun

Seyfullah FIRAT
Milletler, üzerinde hayat sürdükleri coğrafyanın taşıdığı şartların ve irtibat içerisinde oldukları diğer komşuların kendilerine olan alakalarının çemberinde karakter edinir veya hayat rotalarını belirlerler.

Biz Türkler, dünya cenneti denilebilecek ve her türlü zenginliklere sahip olan coğrafyalarda hayat sürmüş bir millet olarak, ilişki içerisinde olduğumuz diğer komşu kavimler bakımından coğrafi alanda şanslı olduğumuz kadar komşuluk ilişkilerinde şansımız hiç de yaver gitmemiştir.

Tarih sahnesine ilk adımımızı attığımız Orta Asya toprakları ana kucağı kadar cömert ve medeniyetin beşiği bir coğrafya olmasına rağmen aynı zamanda da düşman denizini andırmaktadır.

Asırlarca nüfusça bizden çokça kalabalık olan Çinliler ve Moskof’la komşuluk etmiş, aynı coğrafyanın kaderini bu kavimlerle ortaklaşa paylaşmışız. Aynı coğrafyayı ve aynı kaderi paylaşmış olmamıza rağmen düşmanlarımızın kahpelikleri yüzünden savaşsız günümüz olmamıştır.

Tarihin en büyük soykırımı Türk milleti üzerinde uygulanmış olmasına rağmen, yalancı ve ikiyüzlü düşmanlarımız her halükarda Türk milletini soykırım yapmakla suçlamaktan da geri durmamışlardır.

Tarih sahnesine atım attığımız günden beri, yalnız Ruslar ve Çinlilerle yapmak zorunda olduğumuz savaşlarda akıtılan kanları Asya’nın bozkırları eğer emmemiş olsaydı, belki de Asya’nın ortasında Hazar denizi kadar büyüklükte bir kan denizi oluşabilirdi.

İlahi kader sonucu Anadolu yaylalarına gelerek bu kutsal toprakları kendisine vatan edinen bu millet ne tuhaf ki, burada da kendini bir düşmanlar denizinin tam ortasında bulmuştur. Orta Asya’da Çinliler ve Ruslarla boğuşmak zorunda kalan milletimiz, Anadolu’da da bütün batı dünyasını karşısında bulmuş.

Tarihin en şeytanı akıl oyunları, savaş hileleri, dost görünüp de daha sonra sırtımızdan hançerlenmek gibi kahpelikler ve kirli oyunlar hep milletimizin üzerinden oynanmıştır.

Bütün bu vahşiliklere ve ikiyüzlü kahpeliklere rağmen düşmanların önünde diz çökmeden bütün tuzakları bozmasını bilmiş, bu millete kem gözle bakan bütün kahpelere hadlerini bildirmişiz.

Yıldönümünü idrak ettiğimiz 30 Ağustos zafer Bayramı Batıl saldırganların yedikleri en son tekmenin adıdır. Birinci Viyana kuşatmasından sonra sürekli bizi Orta Asya’ya doğru geri itmeye çalışan batının şımarık çocukları, Sakarya’da durdurulmuş, 30 Ağustos zaferiyle Türk milletini silah ve kudret yoluyla yenemeyeceklerini bir defa daha anlamışlardır.

O gün bu gündür, yeni stratejiler geliştiren ve en kancıkça akıl oyunlarını devreye sokan düşmanlarımız siyası, sosyal, kültürel ve ekonomik alanda bin bir çeşit kapanlar kurarak bizi hırpalamak istemişler ve ne yazık ki bu alanlarda bir hayli da mesafe almayı başarmış bulunuyorlar.

Şimdi 30 Ağustos zafer Bayramını kutladığımız bu günlerde düşünmemiz gereken en önemli şeyin Türkiye’nin ne kadar Türkiye kalabildiği veya Atatürk’ün hedeflediği Türkiye çizgisiyle ne kadar akraba kalabildiğimiz hususu olmalıdır.

Çekinmeden ve korkmadan şu soruları kendimize sormalıyız. Ankara, İzmir, İstanbul, Mersin gibi illerimiz bugün ne kadar Türk kokmaktadır veya ne kadar bizi haykırmaktadır?
Kimse kimseyi kandırmaya kalkmasın. Güneydoğu kaybedildi diyen serserilerin bir de dönüp batıya bakmalarını isterim. Batı bugün ne kadar bizimdir?
Anadolu coğrafyası üzerinde göğe uzanan fabrika bacalarının kaç tanesinin altı bizimdir?
Madenlerimizi hangi ölçülerde biz işletmekteyiz?
Bankalarımız kimin denetimindedir?
Bütün bu sorulara cevap vermeden bu ülkede Zafer Bayramından bahsetmeye hakkı olamaz.

Büyük şehirlerimizde gezinirken, İngilizce bilmeden tabelalardan bir şey anladığınız var mıdır?
Öyle yalandan nutuk atmakla, çelenklerle meydanları doldurmakla bağımsız olunamıyor.
Anadolu’nun her neresinde olursanız olun. Lütfen sokağa çıkın ve yalnız tabelalara bakın. Daha sonra da kaç tanesinin Türkçe olduğunu sayın ve daha sonra da bana Zafer Bayramını kutlamaya hakkınızın olduğunu söyleyin. Lütfen dürüst olalım ve insanımızı kandırmayalım.

Bu vatan için gözünü dahi kırpmadan ölümlerin üzerine uçan şehitlerimizin azız hatıraları önünde saygıyla eğilirken, ülkeyi bu hallere getirenlere de lanetler ediyorum. Çağdaşlaşma, demokratikleşme, sivilleşme yalanları gölgesinde milli devletin rotasını bozan, insanımızın kimyasını çözen, Anadolu insanını gâvurlara ırgatlık etme noktasına taşıyanlara hakkımı helal etmeyeceğim.

Her işiniz Türk için ve Türkçe olması dileklerimle mübarek Ramazanı şerifinizi tebrik ediyorum aziz okuyucularım.
  • Yorumlar 18
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 474 76 40