• BIST 109.332
  • Altın 156,185
  • Dolar 3,8622
  • Euro 4,5556
  • Rize 15 °C
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 1 °C
  • Trabzon 15 °C
  • Samsun 16 °C

Üç küçük KOCA ADAM

Bilge FIRAT
Her zamanki gibi önümde bir ekran, parmaklarım klavyemin tuşları üzerinde, fikrimde yaşadıklarımı sıralayıp oluşturduğum yazılmayı bekleyen cümlelerim…
Hazır kıtayım ve zor bir konudayım!
Hani anne ve babalar, özelliklede yaşını almış olan büyüklerimiz hep söylerler “Hele bir anne ol da gör” yahut “hele bir baba ol da gör”…
Bazı duyguları yaşayabilmek için, bazı “OLMASI GEREKENLERİ” bilip hissetmek için sanırım anne ve baba olmak gerekmiyor. Önce İNSAN olabilmeli!

Birkaç ay önce, kışın o derin soğuğunu hissettirdiği bir günde iş yerimin penceresinden dışarıdaki manzarayı izlemek için kendime kısa bir süre ayırmıştım. İki küçük çocuk ilişti gözüme. İş yerimin yakınlarında bulunan bir yemek şirketinden koca kaplar içerisinde yemeklerini almışlar gidecekleri yere doğru ilerliyorlar. İkisi de çok küçüktü, ikisi de üşümüş ve ıslanmıştı. Büyük olan elindeki yemek kabını iş yerimizin merdivenine koyduktan sonra ellerini ovalayıp ısınmaya çalıştı. Küçük olan yerinde duramıyor bir iki adım ilerleyip abisinin yanına tekrar geri dönüyordu. Baktım olacak gibi değil, cidden zorlanıyorlar yüklerini taşımakta. Sanki koca iki adam hayatın yüküyle eğilmişler ve hayatın yorgunluğunu anbean hissetmekteler. Aşağıya inip nereye gideceklerini sordum. O kadar mahcup ifadeleri vardı ki anlatamam. Gözünüzün önüne tertemiz iki küçük masum yüz getirin, en saf, en temiz bakışlarla size baktıklarını düşünün…
“Yakın abla, şuraya, öteye gidiyoruz”
“Verin bakalım ellerinizdekileri yardım edeyim size” deyip başladık yürümeye. Ben daha bir şey sormaya başlamadan küçük olan atıldı söze. O kadar içerlemiş ki anlatamam. Anlatırken sesi öyle derinden titreyerek geliyordu ki kulaklarıma, ağlamamak, üzülmemek, “Bu kadar da olmaz ki” dememek içten bile değil. Maddi sıkıntılardan dolayı anneleri üç çocuğunu bırakıp gitmiş. Epey zamandır üç kardeşe babaanneleri bakıyormuş. Babalarının kazandığı para onlara yetmediği için Rize Valiliği bünyesinde kendilerine yardım ediliyormuş. Onlar anlattıkça ben ezildim, kendimi çökmüş ve elinden hiçbir şey gelmeyen bir zavallı olarak hissettim. Zaten öyle de değil miydim?!
Kaç zaman oldu hatırlamıyorum ama aradan aylar geçtiğini söyleyebilirim. Her gün aynı saatlerde, aynı yerden bu iki küçük yemeklerini almaya geliyorlar. Onlara denk gelmeye çalışıyorum. Ben dahi taşımakta zorlanıyorum bazen, o kaplar o kadar ağır ki kollarım ağrıyor. O küçücük çocuklar nasıl taşısınlar onu…
Üç kardeşin en büyük olanını birkaç gün önce tanıdım. Ailevi sorunların en çok etkilediği küçüğümüz de o olmuş. Bir büyük adam edası da onda var! Biraz kızgın, aslında birazdan öte haddinden fazla kızgın. Kardeşlerine karşı da biraz asabi olmaya başlamış, arkadaşlarıyla da arası bozulmuş anladığım kadarıyla. Zaten bu günlük yemek alıp taşıma olaylarına hiç karışmamış, “Gitmem ben” deyip her gün iki küçük kardeşini yollamış yemek almaları için. Onunla ilk denk geldiğimiz zaman ağabeyliğin hiç de kolay olmadığından bahsettik. Küçük ama o kadar akıllı bir çocuk ki anlatamam. Kardeşlerini koruması gerektiğini, onlara ağabeylik etmesi gerektiğini söyledim. Başta hiç aldırış etmedi, sonraları her gün yemeği o almaya geldi. O kadar iyi anlaşıyoruz ki bu üç küçük KOCA ADAMLA…
Artık iş yerimizdeki ağabeylerim, kardeşlerim bana onların geldiğini haber veriyor. “Bilge senin ufaklıklar geldi” deyip haberdar ediyorlar beni, her günkü kısa yürüyüşümüz başlıyor o andan itibaren…
Son dönemlerde yardımcılarımız arttı, sağ olsun tüm iş arkadaşlarım onları gördükleri zaman bana haber vermeden bu küçük koca adamların yardımına yetişiyorlar.
Elimizden geldiğince yardım ediyoruz, keşke elimizden çok çok daha fazlası gelse.
İki küçük annelerini özlemişler, ama yine de kızgınlar ona. Büyük ise “O Cehennemde yanacak diyor”…öyle derinden kin dolu sözler sarf ediyor ki annesi için, nasıl üzülüyorum anlatamam. Birçok konuda sözlerimi dinleyen bu küçük çocuk, bir bu konuda beni dinlemiyor. Annesini affetmiyor. “Ne anneler çocuklarına çöpten ekmek alıp bakıyor, gelmesin o daha istemem” dedikçe, ben üzülüyorum, bin bir derdi sıkıntıyı omuzlarımda hissediyorum.
İnsan olanın içi dayanmıyor bu sözlere, bir anne böyle olmamalı! Tamam, zorluklar çekmiş olabilirsin, zorlukların üstesinden gelememiş de olabilirsin. Kolay değil öyle üç canı ardında bırakıp gitmek. Bundan ziyade sen baba evinde huzurlu olabilecek misin?
Bizim arkadaşlar geçtiğimiz günlerde bu yemek şirketine uğrayıp her gün arabalarla yaptıkları servislerde bu çocukların yemeklerini de evlerine götürüp götüremeyeceklerini sormuşlar. Alınan cevap öyle GARİP ki…
Vakıf yemeklerini, yardım adı altında bu tür muhtaç ailelere verilen yemekleri KAPIYA TESLİM etmiyorlarmış. Değerli bürokratlarımızın bu olayla ilgili bir çalışma başlatmalarını istiyorum. Sonuçta insanlar yardım olarak bu yemekleri alıyor olabilirler, lakin yaşlısı var, küçüğü var… Yardım ediliyor diye “GEL AL” demek de ne diye!
Çok genç yaşta, henüz aklın ve mantığın ve yüreğin gelişmemiş olduğu dönemlerde evleniyor insanlar. Hayatı bilmeden, “HAYATI YAŞARIM, DAYANIRIM” aldatmacalarıyla kendilerini kandırıp bir çırpıda evleniyor gençlerimiz. Sonrası malum, ya mutluluk yahut hüsran… Bir şans oyunu değil bu ömür. Bize tanınan belki kısa bir süre. Fakat yapmamız gereken bu kısa süreyi en usta şekilde bitirebilmek. Kendi çektiğiniz sıkıntılar yetmiyormuş gibi, küçük çocuklara sıkıntı çektirmeye hakkınız yok. Hayat, her insana bir veyahut birkaç engel sunuyor! Engellerle yılabilir elbette insan. Fakat geride bu zorlu hayatın yıkabileceği çocuklar bırakıp da gidiyorsa…
Karıştı yine duygularım. Bugün küçük ama çok kocaman bir öpücük aldım yanağıma. Üç küçük kardeşin en küçüğü çok seviyormuş beni, öyle bir doladı ki kollarını boynuma…
Her çocuk bizlerin de evladı sayılmaz mı? Oysa biz büyükler hep hor görür, ağlatmaya çalışırız… Onları anlamaz, anlamışız numaralarıyla kandırırız!
Bugün ellerinizi yüreğinize koyun sonra da ilk gördüğünüz küçüğün gözlerine bakıp onun içindeki acıları anlamaya çalışın.
Anne ve babalar, bugün evlatlarınızı karşınıza alıp onlara doyasıya bir bakın. Ve bir düşünün HAYATIN ZORLUKLARINA KARŞI GELMEK, BU GÜZEL YÜREKLERİN EN KÜÇÜCÜK MUTLULUKLARINA DAHİ DEĞMEZ Mİ?
Ulusal egemenliğimizi kutlayacağımız ve aynı zamanda çocuklarımıza armağan edilen bir günün yıl dönümünde, ellerimiz vicdanımızda, gözlerimiz gözlerinde küçüklerimizi dinlemeye, dertleriyle dertlenmeye, mutluluklarıyla mutlu olmaya VAR MISINIZ?
Tüm vatandaşlarımızın, ulusumuz üzerinde “Ulus olabilme” yüceliğini taşıyan, bu yüceliği koruyup gözeten 7’den 70’e herkesin bayramını kutluyorum.
Bir BİRLİK günümüzde daha yeniden BÜTÜNLÜĞÜMÜZLE bulunacağımız aşikârdır. Ulusumuzun yolu, günlerini kutlayacağımız çocuklarımızın zekâ ve yetenekleriyle daim açık olacaktır inşallah…
Selam ve dua ile…
  • Yorumlar 7
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 474 76 40