Erkan HACIFAZLIOĞLU

Erkan HACIFAZLIOĞLU

Yazarın Tüm Yazıları >

UYGURLAR…

A+A-

 

Ünlü Fransız Türkolog Prof.Jean Paul Roux: “…Tarihte Uygurlarınkiyle karşılaştırılabilecek bir tek örnek yoktur - ve böyle bir örneğe belki ancak başka TÜRK toplumlarında rastlanabilir” diyor. Kimdir bu Uygurlar? Bu yazıda Uygurları inceleyeceğim.

***

Uygurlar bir Türk boyudur.

974 tarihli bir Çin kaynağında “Uygur” adı için “şahin gibi dolaşan, hücum eden” anlamı verilmiştir.

Türkler, Uygurlar döneminde yerleşik hayata geçmişlerdir. Yerleşik hayata geçilmesiyle sanatsal ve kültürel faaliyetleri yazılı belgelerle günümüze kadar ulaşmıştır. Özellikle tarım ve ticaretle uğraşmışlardır. Uygur Devletinde ikinci büyük boy, Gök-Türklerde olduğu gibi yine Türk kökenli Oğuzlar’dır.

Uygurların Kökeni

Uygurlar köken olarak Töles boylarından gelir.

Bazı Çin kaynakları Uygurlara Kao-ch (Yüksek Tekerlekli Arabalılar) derlerdi. Göçlerde ve savaşlarda bu arabalarına çok güvenirlerdi.

Uygurlar mevcudiyetlerini Hun İmparatorluğu döneminden beri Orhun ve Selenga vadilerinde, kimi zaman küçük beylikler kimi zaman ittifaklarla sürdürdüler.

Dönemin Çin kayıtlarında Uygurların özellikleri ile ilgili: “kısa boylu, gururlu ve acımasız, mükemmel binici ve okçu aynı zamanda da tüm öbür bozkır halklarından daha ‘yırtıcı’ kimseler”           olarak yazar (Prof.Jean-Paul ROUX,, Türklerin Tarihi, s.160).

Uygur Devleti’nin Kuruluşu (744)

Uygurlar devlet olmadan önce Gök-Türklere bağlı Türk beyliği idi. Gök-Türklerin zayıflamasıyla birlikte bağımsızlık yönünde adımlar attılar.

742 yılında Gök-Türk Kağanı Ozmiş, Uygurları tekrar kendine bağlamak için üzerine yürüdü. Bu savaşta Uygurlar galip geldi ve Gök-Türk Kağanı Ozmiş’i de savaş meydanında öldürdüler.

744’e gelindiğinde Gök-Türklerin zayıflamasıyla birlikte Uygur Kağanı “Kutluk Bilge Kül Kağan” unvanını alarak Uygur Devleti’ni kurdu.

Devletin merkezi olarak da, bugünkü Moğolistan sınırları içindeki Orhon Irmağı ve Ötüken Dağı’ndaki kutsal mekânları kapsayan bölgeyi belirlediler. Başkent olarak da Ordubalık’ı (Karabalgasun) inşa ettiler.

Talas Savaşı (751)

Uygurlar döneminin en önemli olayı 751 tarihli Çin ile Araplar arasında yapılan TALAS SAVAŞI’dır.

Bu savaşta Uygurlar Araplarla birlikte hareket ettiler ve Çin’i çok büyük bir yenilgiye uğrattılar. Savaş beş gün sürdü. Bu savaş sonrasında Orta Asya’nın üzerindeki Çin etkisi bitti ve Orta Asya İslamiyet’e kucak açarak kaderi değişti.

Savaş sonrası Çin’in çekildiği Turfan bölgesindeki Karaşar-Beşbalığ bölgesine Uygurlar hâkim oldu ve burayı tarım ve ticaretin merkezi yaptılar. Tarım ve ticaretle ilgilenerek yerleşik hayata geçtiler.

Uygurlar ve Maniheizm

Uygurların 762’deki bir savaş seferinde Uygur Kağan’ı (Bögü) ile Mani rahipleri tanıştılar ve onu etkilediler. Bu etkilenme sonucu Bögü Kağan Mani dinini kabul etti ve bozkır hayatından uzaklaşarak şehir hayatına geçti.

Birçok Uygur, İranlı Mani’nin (216-276) kurduğu sinkretik (yani farklı inanışları bağdaştıran) ikici bir din olan Maniciliği kabul etti. Mani dinini devlet olarak kabul eden tek örnek Uygurlardı (762).

Maniheizm hayvansal gıdaları yemeyi yasaklayan ve savaşçı kişiliği yok eden tüccar ve şehirli dini idi. Uygurların, savaşmayı ve insan öldürmeyi yasaklayan Mani inanışına yönelmeleriyle birlikte, yıkılış süreci başlamıştır.

Uygur Devleti’nin Sonu (840)

839-840’lı yıllar Uygurlar için felaket yıllarıdır. 839’da baş gösteren isyanlar sonucu zayıflayan Uygurlara yine bir Türk boyu olan Kırgızlar 100 bin kişilik bir ordu ile saldırdılar ve Uygurları mağlup ettiler.

Bu başarıya en çok da Çinliler sevindi. Çünkü yıllarca Uygurların hizmetinde olan Çinliler artık rahat bir nefes alacaktı.

Uygur Devleti yıkıldıktan sonra Uygurlar yaşadıkları bölgelerden göç ettiler.

Ağırlıklı olarak Turfan ve Kansu bölgelerine gittiler. Daha sonraları Turfan bölgesinden “Turfan Uygurları” (Bugün, Doğu Türkistan Uygur Özerk Bölgesi’nde yaşarlar) ve Kansu Bölgesi’nden ise “Sarı Uygurlar” (Bugün, Çin’in Kuzey Batısı’nda Sincan Özerk Bölgesi’nde yaşarlar) tarih sahnesine çıktı ve Uygur Türklerinin günümüze kadar gelmelerini sağladılar.

Uygurlarla İlgili Tespit

Fransız asıllı ünlü Türkolog J.P.Roux’ın Uygurlarla ilgili şu tespiti önemlidir: “Uygurlar şaşılacak bir toplumdu! Kuşkusuz kentlerde her halkın, her dinsel inancın… ayrı özel semtleri, mahalleleri vardı. En az üç büyük dine (Manizm, Budizm, Hıristiyanlık) bağlı insanlar yan yana yaşıyorlardı. Sokaklarında serbestçe vaaz ederek, malını satmak amacıyla pazarlık yaparak Yahudiler, Müslümanlar, Zerdüştler geçiyorlardı. Bu hoşgörü ortamına hayran kalınması gerekir. Tarihte Uygurlarınkiyle karşılaştırılabilecek bir tek örnek yoktur – ve böyle bir örneğe belki ancak başka Türk toplumlarında rastlanabilir.” (ROUX, J.P, s.179).

Bu tür bir davranış biçimi hiçbir batılı devlette hiçbir zaman olmamıştır…

Sonuç

Türklerin genlerinden gelen bu davranış kalıpları yüzlerce yıl himayelerinde yaşayan toplumları asimile etmeyerek, onların dilleri, dinleri ve kültürleri ile günümüze kadar gelmelerini sağlamıştır.

Türklerin Orta Asya’dan batıya doğru olan göçlerinde, beraberinde getirdikleri halı ve atlarının yanında, “insanlık değerlerini” de getirerek modern anlamdaki “insan hakları ilkelerini” yaşadıkları topraklara serpmişlerdir.

***

Sonsöz olarak; bir Türk boyu olan Uygurlar ekonomik olarak güçlüydüler. Ekonominin iyi olması bilim ve sanatta gelişmeyi beraberinde getirmiştir.

Bugün de ekonomik gücü elimize aldıktan sonra tarihin köklerinden gelen ‘yönetimsel gücümüzü’ hayata geçirir ve dünyaya huzur ve barışı getiririz. Birlikte yaşama inancını insanların gönlüne bir nakış gibi işleriz. Türklerin hâkimiyetinde daha güzel günlerin yaşanacağı bir dünya umuduyla…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
4 Yorum