• BIST 82.300
  • Altın 148,344
  • Dolar 3,8298
  • Euro 4,0711
  • Rize 1 °C
  • İstanbul 4 °C
  • Ankara 0 °C
  • Trabzon 7 °C
  • Samsun 5 °C

Yadigâr 19 Mayıslar ve gençlerimiz

Bilge FIRAT
Bir 19 Mayıs’a daha erişmiş bulunuyoruz. Günün anlam ve önemi Türk milleti için o kadar büyük ki, anlatmak istesek, burada yazıp sizlerle paylaşmak istesek, sizler düşüncelerinizi ekleseniz… Sayfalar dolusu yorum yazılırdı eminim.
19 Mayıs 1919, zincirlerin kırıldığı gün. Seneler öncesinde başlayan hain planların, memleket topraklarımıza irin gibi doluşan zalimlerin, Samsun limanında bandırma vapurunun denize bıraktığı köpükler arasına karıştığı gün. Büyük önder Atatürk’ün liderlik özelliğini harika bir şekilde yaşadığı ‘İşte Lider’ anlayışını insanların beynine kazıdığı gün.
Katran kazanlarında yakılan askerlerimizin, kendi öz vatanlarında namuslarına göz dikilen analarımızın, bacılarımızın, daha doğmadan analarının karnında deşilen küçük bebelerimizin, evlatlarının gözlerinin önünde öldürülen babalarımızın, dedelerimizin, analarımızın çığlıklarına ‘DUR’ deme günü gelmişti. Ve büyük önder Atatürk bir Türk’e yakışan liderlik vasfıyla, boyun eğmedi…
Bir adımdı bu, sadece Türk milleti için değil, aynı zamanda tüm dünya için atılmış bir adımdı. Türk Milletinin teknolojiye, etiyle tırnağıyla boyun eğdirdiği günleri unutmadı tüm dünya.
Yurdun karanlığa gömüldüğü anda, bir alev göründü İzmir’de, bir meşale yandı Samsunda bütün yurdu aydınlatan bir meşale yandı, yandı…

19 Mayıs 2007, çok bir zaman geçti denilemez aslında. Şu kısa sürede çok çabuk değiştik. Yadigâr bırakılan bir gençlik, beklenen gibi değil!
Her genci bir kefeye koymadan birkaç eleştiri yapmak istiyorum.
Hayatı dizi filmlerde gördükleriyle anlatabilecek, TV kanallarında izledikleri magazin adı altındaki yozlaşmışlıkta güzellikler bulmaya çalışan, Mecnun ile Leyla’yı, Ferhat ile Şirin’i elinin tersiyle itip, yüz karası, ar kalmamış, iki üç günlük sevgileri kendilerine örnek alarak, ‘bende seviyorum’ diyen gençlerimizi gördükçe vahlanıyoruz.
Ne yazık ki, bir zamanlar gençliklerini, ömürlerinin en güzel yıllarını bu vatan için harcayan dedelerimiz, o günün genç, hatta çocuk sayılacak olan yüce şahısları, şu durumu görseydiler, eminim ki bin kez dirilip, bin kez savaşmak isterlerdi.
Düşman artık karşımızda bir siperde değil, düşman artık içimizde, yanımızda, yürüdüğümüz kaldırımda bizden bir adım önde ya da bir adım geride(!)
Birkaç sene öncesine kadar evlat anaya, babaya, büyüğe hürmet ederken, şimdi neredeyse genç kardeşlerimiz, büyüklerinden hürmet beklemekte.
Sabah işe gitmek için yola koyulduğum saatler, hemen hemen okulların giriş saatlerine denk geliyor. Onlarca genç görüyorum haliyle. Bir zamanlar biz de öğrenciydik, iyi bilirim öğrenciliği demek isterdim. Demek isterdim, çünkü gördüğüm öğrenci kardeşlerimle, benim yıllarımdaki öğrenci kimliği arasında uzun uzadıya farklar var, ben yeni öğrenci anlayışını zerre kadar bilmiyorum…
Ne de çabuk geçiyor zaman değil mi?
Biz mi geride kaldık, yoksa küçük kardeşlerimiz mi çok çok ilerden gidiyor(!)
Zevkleri ve renkleri tartışacak değilim. Her genç kardeşimiz istediği kılık ve kıyafeti, kendisine yakıştırdıktan sonra giyebilir. Giysilerden çok içindeki şahısla alakalı konuşmayı tercih ederim.
Eğlence adı altında, kız arkadaşlarını rencide eden. Espri adı altında bir kız evladına yakışmayacak davranışlar sergileyen bir grup gencimizin görüntüleri elbette hoş karşılanır değil. Nasıl bu hallere geldik?
El pençe divan duran bir neslin gölgesi, şimdi sokaklarda hır gür içerisinde yaşamaya çalışan bu kimliğe nasıl büründü böyle bir anda.
Nene Hatun’un gölgesinin zerresini bulamadığımız genç kızlarımız, İpsiz Recep’in cesaretinden, yiğitliğinden zerre örnek alamamış delikanlılarımız.
“Anı yaşa!” Reklâmlarıyla büyütülen, marka bağımlısı yapılan, kendi memleketinin malını, üzerinde yabancı marka etiketi olmadan almayan gençliğimiz nereye gidiyor?
Hedefsiz, serseri mayın gibi bir orada, bir burada yaşamaya son verilmesi gerekiyor. Ana ve babalar, ipin ucunu sizler mi bıraktınız yoksa evlatlarınız mı? Neden her iki tarafta birbirinden hızla uzaklaşmakta? Evlatlarınıza bir bakın, onlar sizlerin aynasıdır. Gördüğünüz berraklık sizlerin yansıması olacaktır. Peki, niye bu uzaklık, niye bu başıboş bırakılmış bir gençlik? Buğulanmış aynalara bakmak acıtmıyor mu içinizi, çirkin bulmuyor musunuz, o aynada kendinizi?
Tüm anne ve babaların, anne ve baba adaylarının Türklüğe yakışır hayırlı evlatlar yetiştirmesi dileğiyle.
Tüm genç kardeşlerimin günü, tüm Türk milletinin günü kutlu olsun.

Ayrıca; İpsiz Recep “EMİCE” oyunun finali 16 Mayıs akşamı Rize Kültür Merkezinde yapıldı. İkinci kez seyrettiğim oyun, ilk günkü gibi heyecan, gurur, güven vericiydi. Başta oyun yazarımız Mehmet Polatoğlu olmak üzere, yönetmenimiz Yavuz Alaca beyefendi ve tüm oyuncu arkadaşlarımı tebrik ederim. Oyuncu genç kardeşlerimizin her birini ayrı ayrı kutlarım, oynadıkları kişilikleri yaşayarak bizlere sergilemeleri, gençliğimizin hissiyatını yitirmemiş olduğunun bir göstergesidir.
Aynı zamanda “EMİCE” oyununun sinema filminin çekileceği haberlerini de almış bulunmaktayız. Gurur verici bir olay bu. Öz tarihimizi bilmek bizlerinde hakkı, öz tarihimizi sinemada görmek, bütün kesimlerin “EMİCE”mizi tanıyacak olduğunu bilmek bizleri mutlu etmekte. Mehmet Polatoğlu ve tüm ekip arkadaşlarının başarılarının devamı temennisiyle, Allah’a emanet olun.
  • Yorumlar 9
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 474 76 40