• BIST 107.791
  • Altın 151,401
  • Dolar 3,6652
  • Euro 4,3268
  • Rize 20 °C
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 12 °C
  • Trabzon 19 °C
  • Samsun 18 °C

Yalan dünyadan tablolar ve gerçekler

Osman KAYA
TABLO–1

RENKLERİN DANSI

Simsiyah ve son model bir jeep. Jeep’in içinde şişman göbekli ve kısa çember sakallı bir adam. Sakallar düzeltilmiş, çemberlenmiş.

Simsiyah ve son model bir jeep. Kara bir yılan gibi kıvrılıyor yollarda.

Jeep’in içinde simsiyah tesettürlü bir kadın. Simsiyah gözlüklerle bakıyor sıkışan yollardaki araçlara. Ve araçların içindeki insanlara.

Simsiyah eldivenli parmakları arasında Amerikan sigarası. Küller bir parmak fiskesi ile dökülüyor asfalta.

Simsiyah ve son model Jeep’in gittiği simsiyah yolun üzerinde simsiyah renkli, kir içinde ayaklarla dolaşan, güneşte kararıp simsiyah olmuş bir çocuk yürüyor.

Kirden siyahlaşmış ellerinde bir demet gül. Kırmızı ve pembe renklerle bezenmiş bir demet gül.

Yaklaşıyor simsiyah ayaklarıyla, simsiyah yolda trafik sıkışıklığından dolayı duran simsiyah ve son model Jeep’e.

Kararmış elleriyle uzatıyor kıpkırmızı gülleri.

Son model simsiyah Jeep’in penceresinden dışarıya bakan simsiyah tesettürlü, simsiyah gözlüklü kadına,

—‘Abla, alır mısın? Demeti 1 YTL’ diye sesleniyor çocuk.

Siyah gözlüklü, siyah tesettürlü bayan, siyah, çember sakallı adama döndü. Bıyıkları badem, sakalları çember adama;

—Ay Cihat, şu çocuğa bak zenci mi beyaz mı belli değil.

Çember sakallı, badem bıyıklı Cihat göbeğini hoplattı;

—Çocuğun burnunun altındakileri gördün mü, Fırat ve Dicle mübarek!

Siyah tesettürlü kadın yüzünü buruşturdu ve seslendi;

—Ay cihat çok iğrençsin.

Yol açıldı. Simsiyah otomobil, siyah sakallı, badem bıyıklı ve siyah tesettürlülerle birlikte simsiyah dumanlarını savurarak, simsiyah yolda ilerlemeye başladı. Gözden kaybolup gitti Jeep.

İki damla gözyaşı simsiyah yüzünde bembeyaz iki yol açarak, bakakaldı çocuk Jeep’in arkasından.


*
* *

Krem renkli, lüks bir otomobil durdu kırmızı ışıkla yanan yolun ortasında. Gran tuvalet bayan ve erkek içinde arabanın.

Bayan olan dar kuşatılmış pantolonuna bakıyor. Ölçüyor şıklık ve çekicilik derecesini. Sarı saçları ve kalkık burnuyla kraliçe Cleopatra gibi hissediyor kendini.
Krem rengi arabanın arkasında Atatürk silueti, Türk bayrağı rozeti. Altında bir yazı, ‘izindeyiz’. Bir yazı daha, ‘Ya sev, ya terk et!’


Yaşlı bir adam çıkıyor ara sokaktan ellerinde bir kova ve fırça var. Kova köpük dolu, bembeyaz. Bembeyaz sakallarla bembeyaz köpükler renk uyumu içinde. Yaklaşıyor yaşlı adam fırçasıyla, kovasıyla. Köpükle aynı rengi taşıyan sakallarıyla, adım adım.

—‘Camı sileyim abla’ diyor yaşlı adam.

Kalkık burunlu ve lüks otonun içindeki ‘Cleopatra’ uzun ve ojeli tırnaklı elini sallıyor, ret jesti ile;

—‘Senin sileceğin cama…’ diyor, kibir içinde.

Yanındaki gran tuvaletli bay da bakıyor çatık kaşlarıyla bodyguard misali. Bağırarak sesleniyor ak köpüklü kovayı taşıyan aksakallı ihtiyara;

—Hadi ordan, hadi defol. Sen kim, cam silmek kim?

Yeşil yandı, granlı tuvaletli bodyguard kırması adam söylendi kendi kendine;

—Doğal seleksiyon gerekli bunlara, doğal seleksiyon. Hitler boşuna yakmadı birilerini fırında.


Sarı saçlı, kırmızı ojeli ve kırmızı rujlu bayan başını sallayarak onayladı;

-Doğru söylüyorsun Ata…

Bakakaldı ihtiyar beyaz sakalları ve beyaz köpüklü kovasıyla.

Geçti gözünün önünde askerde nöbet tutarken tiril tiril titrediği günleri, geceleri.

İki damla yaş süzüldü gözlerinden.


TABLO -2

BİLGİ DENİZİNDE ÜÇ PUSULA

Bir kitapçı dükkânı. Kitapçı dükkânının sokağa bakan vitrininde kapakları ve sayfaları açık üç kitap.

Kur’an-ı Kerim,

Ramuz ul ehadis( hadis kitabı)

M. Kemal Atatürk’ün söylev ve demeçleri


Bir yolcu geçiyor kitapçı dükkânının bulunduğu yoldan. Duruyor yolcu, bakıyor raflarda duran kitaplara.

İlk önce Allahın insanlığa gönderdiği ebedi mesaja ilişiyor gözü. Şu ayeti okuyor gözleri adım adım;

*Kim de cimrilik eder ve kendini hiçbir şeye ihtiyacı kalmamış görür ve en güzel olanı da yalanlarsa onu en zor yola hazırlarız. Çukura yuvarlandığı zaman malı onu kurtaramayacak.

92–8–9–10–11

*Öyleyse sakın yetimi ezme yoksulu da azarlama.

93–9–10

Titredi adam ayetlerin heybetinden. Sonra kaydı gözleri adamın, insanlığın medarı iftiharının sözlerine,

*Fakirlerin aç kalması bilin ki zenginlerin zulümleri sebebiyledir.
4423

Ve ilerledi gözleri başka bir hadise,

*Kim fakir ve ihtiyaç sahibi bir insanın yüzüne kapıyı kaparsa Allah da onun ihtiyaçlarına karşı rahmet kapısını kapar.

5044

Ürperdi adam hadisin heybetinden.

Sonra kaydı gözleri emperyalizme karşı mazlum milletlerin umut önderine, Mustafa Kemal’in sözlerine,

*Asıl sefil olan, sefalet içinde olan değil, sefalet içinde olanı sefilliğe gark edendir.

*Biz çalışmalarımızda halkımızın yüceliğine, azim ve imanına istinat ediyoruz. Başarının kaynağı bu iki kuvvettir.

Gülümsedi adam sözlerin güzelliğinden. Ve salladı kafasını önce öne arkaya, sonra sağa sola. Anladı anlayan bu baş sallamanın anlamını.

Ve yürüdü adam ağır ağır yalnızların annesi kaldırımlar boyunca.



TABLO–3

İKİ ÖNDER İKİ ÖRNEK TAVIR


Dolaşıyordu insanlığın medar-ı iftiharı Medine sokaklarında. Dolaşıyordu, kim acı çekmekte, kim ihtiyaç içinde, kim dertli dertli bir aah çekiyor diye. Ruhlara ilaçtı onun bir mübarek gülümseyişi. Bir okşayışı şifaydı kuşkusuz. Çünkü O’nun ‘Emrolunduğun gibi dosdoğru ol’ ilahi emri gereği ağır bir yük altındaydı, mübarek vücudu. Derken bir evden bir ağlama sesi duydu. Dinledi insanlığın onuru bu sesi. Yöneldi bu sesin geldiği eve. Sahabeden Akreme’nin eviydi bu ev. Ağlayansa küçük Beşir’di. Akreme’nin oğlu. Akreme şehid olmuştu Uhut savaşında. Küçük Beşir baba hasretiyle tutuşuyordu. Yanıyordu küçük kalbi Beşir’in, babasının yokluğunun verdiği acıyla.

İçeri girdi Allah Resulü Beşiri öptü, öptü, bastı küçük Beşiri tüm evren kadar geniş bağrına.

—‘Ağlama!’ dedi, mübarek sesiyle,

—‘Ben baban, Aişe de annen olsun istemez misin?’ buyurdu.
Çocuk sakinleşti. Gülümsedi. Mübarek sakallarından öptü onun.

Rasulullah çocuğa baktı, iki damla yaş süzüldü insanlığa ışık olan gözlerinden. Peygamber ailesine dâhil oldu küçük Beşir.




*

· *


Mazlum milletlerin bağımsızlık mücadelesinin önderi Atatürk, çiftliğinde dolaşırken oldukça yaşlı bir kadın görür.
Atatürk attan inerek bu ihtiyar kadının yanına sokulur:

—‘Merhaba nine’ der.

Kadın Atatürk’ün yüzüne bakarak hafif bir sesle cevap verir:

—Merhaba.

—Nereden gelip nereye gidiyorsun?

Kadın mütereddit gözlerle Ata’ya bakar:

—Neden sordun? Yoksa buraların saabı sen misin? Ya da bekçisi misin?

Atatürk cevap verir:

—Ne sahibi ne de bekçisiyim nine. Bu topraklar Türk Milletinin malıdır. Bekçisi de millettir.
Şimdi söyle bakalım nereden gelip nereye gidersin?

—Gazi paşamızı görmek isterim.

—Neden?

—Benim iki oğlum gâvur harbinde şehit düştü. Hem derdimi anlatmak, hem de onu görüp ellerinden öpmek istedim. Muhtar bir bilet aldı bana. Ve Angaraya gönderiverdi beni. Sen efendi adama benziyon, bana yardım ediver de Gazi Paşayı bir görem.

Gazi Paşa gözleri dolu dolu cevap verdi:

—İşte ana Gazi benim.

Kadın şaşkınlık içinde Gazi’ye sarıldı. Gazi de ağlayarak yaşlı kadının ellerini öptü. Daha sonra kadın heybesinden küçük bir paket çıkardı. Bu bir köy peyniriydi.

-Gazi paşa, tek ineğimin sütünden yaptım…
Kabul buyur. Sonra seversen yine yapar sana gönderirim.

Gazi Paşa gözleri dolu dolu çevresindekilere seslendi:
—İşte Kurtuluş savaşını bize kazandıran bu halet-i ruhiyedir. Ve bu halet-i ruhiyeyi bünyesinde toplamış bu Türk anasının şahsı-ı maneviyesidir.

Büyük Önder daha sonra çevresindekilere şu emri verdi:

—Bu anamızı alın, 3 gün konuk edin. Sonra köyüne götürün. Giderken de kendisine üç inek verin. Benim armağanım olsun.



ANLAYANA

(SİVRİSİNEK SAZ… GERİSİNİ VARIN SİZ GETİRİN, YANİ BU VESİLEYLE DİN VE ATATÜRKÇÜLÜK ÜZERİNE BİRKAÇ SÖZ)

DİN

Din bir hobi değildir. Din bir halıda desen değildir. Din keyfimize, çıkarımıza göre şekillendirilecek bir şey değildir. Din üzerinde oyun oynanacak, dalga geçilecek bir şey değildir. Din babamızın çiftliği değildir.

Kısaca din bir oyuncak değildir.

Kim ki dini kendi çıkarına rantabl olarak kullanıyorsa ve kim ki dini hafife alıyorsa, o hüsranların en büyüğü içindedir.


ATATÜRKÇÜLÜK

Atatürkçülük bir sömürü aracı değildir. Atatürkçülük bir baskı aracı değildir. Atatürkçülük sadece törenlerde bahsedilecek basit bir olgu değildir. Atatürkçülük, keyfimize, çıkarımıza alet edilecek şey değildir. Atatürkçülük üzerinde oyun oynanacak, basit görülecek bir şey değildir.

Atatürkçülük bir ulusun var olma ya da var olmama meselesidir.

Atatürk’ü anlamak en önemli meselelerden biridir. Kim ki Atatürkçülüğü kendi çıkarına rantabl sayıyorsa ve kim ki Atatürkçülüğü hafife alıyorsa kendi yerini tarih bilgisi ve vatan sevgisi üzerinden sorgulasın.


SON DEĞERLENDİRME

Bu ülkede iki temel değer, iki kilometre taşı, iki önemli nokta. Din( İslam) ve Atatürk.

Bu iki temel değer bu ülke için son derece önemli.

Biri tarihsel köklerimizin işareti.

İkincisi sömürgeciliğe karşı açtığımız bayrak.

Biri ruhumuzu besleyen gıda,

İkincisi çağı aşabilmemizin anahtarı.

Biri insanlaşabilmemizin sırrı,

Diğeri insan kalabilmemizin yolu.

Ve daha bir sürü şey.

Bu iki değer (dargınsa) barıştırılmalıdır.

Bu iki değer (birbirine uzaksa) yakınlaştırılmalıdır.

Bu iki değer (birbirini dışlıyorsa) birbirini kapsar hale getirilmelidir.

‘’Düşmanımdan al haberi’’ derler ya. Türkiye’de neyin ne olduğunu anlamanın yollarından biri de emperyal proje sahiplerinin meseleye bakışlarıdır.

Emperyalistler İslam’a da Atatürkçülüğe de kötü gözle bakarlar. Bu bize bir şey anlatmalı değil midir?

Ancak kendilerini bu iki mensubiyet içinde görenler önce kendi fikirleri içinde ne kadar tutarlı olduklarının sağlamasını yapmak durumundadırlar.

Paraya, mala, mülke ilah gibi tapanlar, gerçekten Allah’a hakkıyla inanıp inanmadıklarını sorgulasınlar.

Millete tepeden bakıp, onun değerlerini yok sayanlar ve yine bu mensubiyet içinde parayı tanrı edinenler Atatürk karşısında nerede durduklarını ve bu yurdu ne kadar sevdiklerini gözden geçirsinler.

En yukarıda yaptığım dramatizasyonda verdiğim ekstrem (uç) örneklerle bunlara dikkat çekmek istedim.

Bu örneklerle hiçbir siyasal anlayışı önceleyip eleştirmem söz konusu olmamıştır.

Yani ‘zülfü yâre değmiş isek affola’’

Her türlü sömürüye karşı olma ve bilmeyi en büyük mutluluk sayma dileğiyle.

Hayırlı Ramazanlar.
  • Yorumlar 9
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 474 76 40