21 Mayıs 2012 Pazartesi
Rize21 °C

Osman KAYA / köşe yazarı

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Yazar ve okuyucu etiği üzerine notlar

03 Şubat 2012 Cuma 19:49

Yazı yazmak, büyük sorumluluk ister. Hele yazarın yazdıklarını, diğer insanlarla paylaşması çok daha büyük sorumluluğu beraberinde getirir.
Bu nedenle pek çok yazar, yazdıklarını kimseyle paylaşmak istememiştir. Mesela Franz Kafka, yazdıklarının öldükten sonra yakılmasını istemiştir.
Fakat pek çok yazar da yazının bir paylaşım olduğunda hem fikirdir.
Bu çerçevede yazarların çok büyük çoğunluğu yazılarını sadece ‘başkaları’ için yazarlar.
Bir kısım yazar için de yazı yazmak hem yazarın ‘kendi içine yaptığı bir yolculuktur’ hem de iç dünyada üretilenlerin ‘başkalarıyla paylaşımı’dır.
İşte bir yazarın (bana göre ) takınacağı en güzel tavır, bu tavırdır.
En güzel yazı etiği de kanımca bu tutumla beraber ortaya konulur.
Yazar, yazılarını paylaştığı andan itibaren, sorumluluk alanına girmiş olur.
Bu sorumluluk çerçevesine biz ’yazı etiği’ diyoruz. Yazı etiğinde yazar öncelikle ‘paylaşımcı’dır.
Yazar sahip olduğu düşünceleri paylaşır. Doğru bildiklerini ve en değerli hazinesi olan bilgisini paylaşır.
İşte bu paylaşım sürecinde yazar ‘samimi’ olmak durumundadır. Bedeli ne olursa olsun, doğruları yazmalıdır. Birilerinin hoşuna gitsin diye yazan yazar, fikir namussuzudur.
Birilerinin hoşuna gitmez diye yazan yazar da aynı konumdadır.
Samimiyetin göstergelerinden biri de tutarlılıktır. Tutarlılık ‘mantığa hâkimiyeti’ ve ‘derin felsefi zemin üzerine durmayı’ zorunlu kılar.
Yazar ‘öğretmendir’ Doğru bildiklerini aktarırken aynı zamanda bu bilgilerin öğrenciliğini de yapar.
Yazar ‘öğrencidir’ Yazdıklarının yaşamla sağlamasını yapar…
Okuyucudan aldığı dönütlerle kendine yeniden ve daha sağlıklı zeminler üzerine yön çizer.
Yazar ‘sanatçıdır’ doğruyu yazarken onu ‘en güzel söz’ ile ve ‘en güzel tarz’ ile aktarmaya çalışır.
Yazar yazarken mümkün olduğu kadar ’sloganlardan’ uzak durur. Sloganların (Cemil Meriç’in ifadesiyle) ‘idrakimize giydirilmiş deli gömlekleri’ olduğunun bilinci ile hareket eder.
Ve yazdığı her yazının mutlaka arka planını verir.

Yazar bazen ‘bir ansiklopediyi bir cümlede hülasa eder’ bazen de ‘bir cümleyi bir ansiklopedi kadar tefsir eder.’ Yazarlık bir anlamda budur.
Her yazı bir sunumdur.
Her sunum bir emek ister. Her insan içi olduğu kadar, her yazar için de en kutsal değeri emeğidir.
‘Emeğine saygı duyulmasını ister’ Bunu isterken öncelikle kendi emeğine kendisi saygı duyar…
Edebiyat tarihine baktığımızda, bir yazarı diriltip yücelten, ya da arzın yedi kat dibine gönderen çoğu kere okuyucudur.
Bu diğer sanat dallarında da böyledir.
Nice yazarın, düşünürün sanatçının, şairin, yaşarken kıymeti bilinememiş, açlık ve sefalet içinde can verirken öldükten sonra adı üzerinden çok para kazananlar olmuştur.
Bazı yazarlar da yaşarken kral sofralarında ağırlanmış ama ölümleri ile birlikte adları sanları dahi anılmaz olmuştur.
Ahlak tek yönlü bir olgu değildir. Ahlak, işin içinde olan tüm tarafları içine alır.
Bir yazıda söz konusu olan iki taraf vardır. Bunlardan biri yazar, diğeri de okuyucudur. O zaman bu süreçten iki taraf da sorumludur.
Bir yazı ile ilgili olarak sadece yazarı sorumlu tutmak, ya da ‘etik’in tekil tarafı olarak değerlendirmek, doğru bir bakış değildir.
Okuyucu, en az yazar kadar ‘sorumludur’
Öncelikli olarak ele aldığı metni ‘bütünüyle ve çok yönlü’ okumadan değerlendirmemelidir.
Değerlendirme yaparken ‘samimi, içten’ olmalıdır.
Yazara ya da yazının konusuna karşı ‘önyargılı’ olmamalıdır.
Okuyucu yazıyı ‘olduğu gibi ve yazarın kastettiği gibi’ anlamalıdır. Kendi anlayışını ve değerlendirmesini ‘mutlak gerçeklik’ gibi görüp, değerlendirmemelidir.
Okuyucu, yazarın yazısının bir emek ürünü olduğunu dikkate almalı ve ‘emeğe saygı’ duymalıdır.

Okuyucu, yazarın o yazısını okumadan önce ya da sonra konuyla ilgili ‘başka okumalar’ yapmalı, altyapı geliştirmelidir.
Okuyucu eğer yazarın yazısı hakkında bir değerlendirme ya da yorum yapacaksa ‘yazının üzerine yeniden yazı yazmak’ gibi ağır bir sorumluluğun altına girdiğinin muhakkak farkına varmalıdır.
Yine okuyucu yazardan fikri namus beklerken kendisi de okuyucu namusuna sahip olmalıdır. Yazarın namusu hakkı her koşulda söylemek, okuyucunun namusu ise hakkı söyleyen yazara her ne pahasına olursa olsun elinden geldiğince sahip çıkmaktır.

Yazar da okuyucu da edebi ürüne bu etik pencereden bakarlarsa sonucun daha güzel olacağı kanaatindeyim..

Okuyucu Yorumları
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Toplam 5 yorum.
  • Şakir Aksu15 Şubat 2012 Çarşamba 14:09Bir gün

    Bir gün tanışmak ve sohbet etme dileklerimle selamlarımı gönderiyorum Hocam...

  • İmam Efendi!09 Şubat 2012 Perşembe 15:00Teşekkür

    Şakır beye, Ben yani İmam efendi acizane iki fakülte bitirmiş bir insanım 15 yıl da eski tabirle medresede din ilimleri, mantık, biraz da felsefe (eski yunan-isagoci) okudum ama yinede o alıntı paragrafta geçen pek çok kelimeyi (unutmuş olabilirim ama şu anda) örneğin: “rölativite teorisini" bilmiyorum. -Şimdi Google de tıkladım öğrendim ama benim okuduğum dönemde onun ismi başka idi. Anlatmak istediğim başka bir şey yazar anladığına göre uzatmaya gerek yok. Yeri gelmişken “Şilili öğrenci lideri olan Camila Vellejo Arap Baharı için; "İdeolojik temeli yok. Devrim değil dünya egemenlerinin bölge halkına tezgahıdır" diyor. Yorumunuz için teşekkürler. O sözü de sizden öğrenmiş oldum. Teşekkür.

  • Şakir Aksu08 Şubat 2012 Çarşamba 17:12Normaldir

    İmam Efendi nickini kullanan kardeşimiz gerçekten İmam ise elbette ki alıntıladığı bölümleri anlamayacaktır. Çünkü burada yazılanları anlayabilmek için fenni bilimlere ait alt bilgileri, bir temeli olması gerekir. Hatta bu da yetmez. Biraz da bilim-felsefe merakı olmalıdır. Osman Kardeşimiz bilimin üst perdesinden girince sonucun böyle olması da kaçınılmazdır.
    Burada yazılanlardan ve İmam Kardeşimizin yorumundan daha önemli olan bir başka durum vardır ki o da Din Adamlarımızın bilim karşısındaki lakayt tavırlarıdır. Oysa bu tür konuları en iyi bilmesi gerekenler din adamları olması gerekir. Çünkü İmam kürsüde Kuran'ın kainatın özü olduğunu söyler ama bilgileri sadece bu söylemle sınırlı kalır.
    Tıpkı Şairin dediği gibi;
    "Ol mahiler derya içredir de deryayı bilmez"

    Sağlıkla kalın...

    Not: Yorumumu İmam Efendi nickini kullanan kardeşimizin İmam olduğunu düşünerek yaptım..

  • osman kaya04 Şubat 2012 Cumartesi 15:24saygıdeğer abime...

    teşekkür ederim... iltifatlarınızı hak ettiğime inanmıyorum... kaygılarınızın farkındayım...ama yazılarımı bir bütünlük içinde algılayıp değerlendirme teveccühünde bulunursanız zannediyorum sorunuzun cevabı verilmiş olacaktır.. saygı ile..

  • İmam Efendi!03 Şubat 2012 Cuma 21:26Kandılınız kutlu olsun

    Size saygı duyuyorum. Bu yazıyı yazmanız da büyüklüğünüzün alametidir bence. Okuyucu ve yorumcuya anlatmak, öğretmek istediklerinizin yanında onlara da değer verdiğinizin kanıtıdır. Beni eleştirmeniz asla beni incitmedi herkes hatası ile yüzleşmeli. Yazınızdan aldığım dersler olduğu gibi diyeceklerim de var. İşte onlar: “Yazı yazmak, büyük sorumluluk ister.” Demiş ve çok güzel şeyler yazmışsınız. Yazdıklarınızı değerlendirmek istemiyorum. Şahsen empati kurmaktan acizim... empati kurmaktan aciz olduğum için sizi anlayamayabilirim. Lütfen beni ayıplamayınız bilgi düzeyim bu kadar. Fakat şu cümleyi bir kez daha okumanızı rica edeceğim. “‘’zaman ve mekân koordinatları içinde varlığı tespit edilen her şey ‘’ olarak ta tanımlanan madde, modern bilimlerin gelişimiyle, mekân ve zaman koordinatlarını kaybetmiştir. Bu da madde ile madde olmayanı ayıran perdenin gayet flü olması sonucunu ortaya çıkarmıştır.
    Atom altı parçacıklarda quarklardan sonra gelenler artık klasik maddesel özelliklerini kaybetmişlerdir.
    Zaman, rölativite teorisine göre artık sabit ve standart bir gerçeklik olmaktan çıkmış , referans alınan siteme göre her an farklı yapılanan , hız denilen şeyle bağlantılı, kısmen psikolojik bir fenomen halini almıştır.
    Mekân, hilbert uzayının altında klasik kimliğini kaybetmiştir.
    Işık üstü hızlar gibi belirsiz olgular klasik mantık işleyişimizi altüst etmiş..” (devam edip gidiyor)
    Hocam başta ben olmak üzere bu sütunlarda yorum yazan insanların kültür seviyeleri malumunuz olmalıdır; Bir söz var “Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin karşındakilerin anlayabileceği kadardır” şimdi yazınızdan alıntı yapıp yukarıda koyduğum paragrafla bu söz arasında bir doğru ilinti kurup değerlendirir mısınız? Özür dilerim bana göre gerisi teferruattır. Saygılar.

  • MANŞETTEN DÜŞMEYENLER

    ANALİZ
    ÜYE İŞLEMLERİ