1. YAZARLAR

  2. Osman YAZICI

  3. YILMAZ AİLESİNİN EVLAT ACISI…
Osman YAZICI

Osman YAZICI

Yazarın Tüm Yazıları >

YILMAZ AİLESİNİN EVLAT ACISI…

A+A-

Ateş değiller ki, yanıp kül olsunlar, yağmur değiller ki, ıslanıp güneşte kurusunlar. Kuş değiller ki, uzak diyara uçup, yanlarına gelsinler

 

Eski Başbakanlardan, hemşerimiz Mesut Yılmaz’ı 1983 yılından beri ailece tanırım. Gazeteci-Bürokrat ve siyasetçi olarak ilişkilerimiz hep devam etmiştir. Onunla geçen yıllarım, taze duyulan bir heyecanla daima muhafaza ediyorum.

Yılmaz, bu ülkede 3 kez Başbakanlık yapmış, 12 yıl önemli bakanlıklarda bulunmuş,1991-2002 yılları arasında Anavatan Partisi Genel başkanlığı görevini yürütmüştür. Onurlu, dürüst, adı hiçbir şaibeye karışmamış; önemli devlet ve siyaset adamıdır.

Mesut bey ile ilgili çok yazı yazdım. Toplasak,3-4 cilt kitap olur. O, yazıları hep zevkle, heyecanla yazdım.

İlk kez parmaklarım tuşlara vurmuyor, içimden gelmiyor. Yazı yazmaktan nefret ediyorum. Nereden başlasam, nasıl yazsam bilemiyorum. Gazetecilik böyle bir şey…Ve ben bundan nefret ediyorum..

***

Bazı deyimler vardır, dilimizden düşürmeyiz, acaba gerçek anlamını bilerek mi kullanırız?
Mesela “Evlat acısı ya da evlat acısı gibi...” deriz.
Başımıza gelen olumsuz olayı, bu deyimlerle anlatırız...
Evlat acısı gibi çöktü içimize” deriz.
Evlat acısı gibi sarsıldık” deriz.
Ama hiç kimse, o acıyı yaşamadan -Allah da yaşatmasın- bu deyimin anlamını anlayamaz.
Ancak yaşayanlar anlar, yaşar.
Elinde doğan çocuğunu, kendi elinle toprağa indirmek, üzerini toprakla örtmek. Allah düşmana bile bu acıyı yaşamasın. Ama her şey insanlar içindir derler.
Ama evlat acısı yaşanıyor, kurşun gibi delip geçmiyor, yüreğinizde yerleşik, .

***
Yahya Kemal, “Ölüm asude bahar ülkesidir bir rinde” der...
O “asude bahar” ülkesinde yaşayanlar “asude-dil”dirler, gönlü rahat, başı dinç...
Korkut artık o ülkenin insanıdır...
Behçet Necatigil der ki:
“Bıkmışım ölümlerden
Ölmeyin benden önce.”
Evet ama siz bıkacağınız kadar bıkın, ölüm sıra dinlemiyor, sıraya hiç bakmıyor,

***
Cemal Süreya “Üstü kalsın” şiirinde “Her ölüm erken ölümdür” der, hele ölen evladınızsa, sırayı bozup, babasının önüne geçmişse:
“Ölüyorum tanrım
Bu da oldu işte.
Her ölüm erken ölümdür.
Biliyorum tanrım
Ama, ayrıca aldığın şu hayat
Fena değildir.
Üstü kalsın.”
Evlat acısı yaşarken, insan mutlu olur mu?: 
Acıyı veren, sabrı da verir.” Diyorlar.
Madem öyle, bekliyoruz.

***

Türk siyasetinin önemli ismi, eski başbakan Mesut Yılmaz ile değerli eşi Berna Yılmaz,38 yaşındaki oğulları Yavuz’u kaybetmenin tarifi imkânsız acısını yaşıyorlar. Ve Türkiye, o acıyı hissetti .

'Evlat acısı'nın ne demek olduğunu, kendi elleri ile oğlunu toprağa veren Berna-Mesut çiftinin gözlerinde herkes gördü.
'Evlat acısı'nı anlayabilmek, evladını kaybedenler bilir, yaşar.
Gerisi hikâye… 
"Ana baba ölümü adettendir, Allah evlat acısı vermesin" sözü acının derinliğini anlatan çarpıcı bir ifadedir.
Uzun lafın kısası 'evlat acısı'na dayanmak ve sabredebilmek çok zordur...

Yani evlat acısına dayanmak 'Miraca çıkmak' gibi bir mucizedir… 
Bu yüzden yaradan sabrını veriyor… ?
O gücü nasıl gösterebilir?
Allah kimseye böyle bir acı yaşatmasın… 
Çocuklarımızın ömürleri uzun ve sağlıklı olsun.

***

 

Ayrılık kolay mı zannediyorsun Yavuz. Anne, babanı, kardeşini ve sevenlerini arkadan bırakarak,38 yaşında nereye gittin?

Daha yaşanacak, önünde uzun yıllar vardı. Neden acele ettin Yavuz?

ABD’de bulunan anne ve babanın dönüşünü bekleseydin..

Şimdi ne yapsınlar, nereye gitsinler,  senin hasretine nasıl dayansınlar?
Ateş değiller  ki, yanıp kül olsunlar, yağmur değiller ki, ıslanıp güneşte kurusunlar. Kuş değiller ki, uzak diyara uçup, yanına gelsinler.

Neden anneyi, babayı çaresiz bıraktın, ateşin içine attın be Yavuz.

Gençliğini biliyorum. Çok özel üstün niteliklere sahip biriydin.

Bakan oğluyum” diye yanlış işlere karışmadın,

Başbakan oğluyum” diye kendini ayrıcalıklı görmedin,ihaleleri takıp etmedin.Örnek bir evlat oldun..

 Ayrılık o kadar zor ki be  Yavuz, kurumuş yaprak gibi daldan dala savurur insanı.

Yaşayan ölüye çeviriri insanı, aileyi.

Baban seni,( kendi öz evladını, canını) kendi eliyle toprağa verirken, üstüne toprak örterken ki halını gördün be Yavuz. Çaresizliğini, tükenmişliğini, isyan edişini yukarıdan hissettin mi?

Seni elleri ile özenle, sevgiyle büyüttüğü, bırak ölüm ayrılığını, saçının bir teline bile  kıyamayan, bakışlarına doyamayan; Berna annenin, seni uğrularken ki son bakışını, çaresizliğini gördün mü?

Yarabbi,bu bir rüya olsun,gerçek olmasın,gerçekse Yavuz’umun yerine beni alsaydın…Ben onu yolcu edeceğime o beni yolcu etseydi”  diye yalvarışlarını duydun mu?.

Yapılır mı, böyle anne ve babaya?

Kardeşin Hasan, kime abi diyecek, naz yapacak, arkamda kale gibi abim var diyecek?

Niye bunu yaptın, niye sevenlerini ateşe attın, canlı canlı mezara gömdün?

Annen,baban kardeşin ve sevenlerin bu acıya nasıl dayansınlar.?


***

 

Biliyor musun Yavuz, Annen ve baban dün gece uyuyamadılar, güzel bir rüya gördüler... Nasıl uyuyabilirlerdi ki? Yürekleri öylesine serindi ki; içi içlerine yine sığmadı. Kirpikleri kapanmadı dün gece bir türlü. Heyecanla yeni doğan Güneş’i selamladılar. Seni göreceklerdi,

Dudaklarınızda yine tebessüm olacak mıydı, odanda asılı duran resimlerinizdeki gibi? Yine gür sesin savrulacak mıydı Beykoz sokaklarına,

Uyuyamadılar işte bir türlü, sabahın ilk ışıklarıydı. Dün, sabah ne kadar uzun sürmüştü öyle..
Gelişiniz öylesine bir huzurdu ki, geceler boyu hayâlını kurdukları düşlerden bile daha güzeldi. Uzaktan seni gördüler. … Adeta herkesi kıskandıracak güzellikteydiniz. Gözleriniz nasıl aydınlıktı öyle. Rengârenk giysileriniz, sıcak bakışlarınız ve insanın içini rahatlatan gülüşünüz ne güzeldi. Oysa sizden önce hüzün yağdı düşlerine. Önce sizi seyrede durdular uzun uzun, İçlerine akıttılar doyumsuz hasretini,sevgini.. Sizin gözlerinizde yaş vardı, hasret; gözlerinizin ardında.
Nereye gideceğinizi konuşmadan yürümeye başlamıştınız Beykoz’un sahillerinde. Mutluluk rüzgârları sürüklüyordu sizi, nereye varacağınızı bilmeden. Bazen oturdunuz, bazen yürüdünüz eskisi gibi. Hep
Zamanın durmasını istediler anne ile baba., Çünkü siz gidecektiniz. Annen ve baban yine yalnız kalacaklardı.

 Sabah başlayan güneş de batmak üzereydi. Siz gitmeliydiniz bilinmeyen yere. Ne onları götürdünüz, ne de siz onlarla kaldınız. Ayrılığın hüznü yansımıştı gözlerinize, o gün bir hayal gibiydi.
Siz giderken tutku sahilinden yaşlı gözleriniz. Siz kayboluncaya dek ardınızdan baktılar öylesine Gözlerini alamadılar bir türlü, sizi uzaklaştıran sokaklardan. Gelişiniz bir rüya, gidişiniz isyan. 

Keşke bu rüya değil de gerçek olsaydı.

Mekânın cennet olsun sevgili Yavuz.

Cenaze törenine bütün Türkiye geldi..

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.