1. HABERLER

  2. YURT VE DÜNYA

  3. Yılmaz'a göre hükümeti kim kurar?
Yılmaz'a göre hükümeti kim kurar?

Yılmaz'a göre hükümeti kim kurar?

Mesut Yılmaz, seçim sonrası oluşacak yeni Meclis'le ilgili öngörülerini açıkladı. Yılmaz, iktidar ve koalisyon alternatiflerini de sıraladı.

A+A-

Soru Cevap - Devrim Sevimay

3N+1K

KİM: Mesut Yılmaz, Türkiye'nin Başbakanlık koltuğuna oturmuş, yaşayan sekiz isminden biri. Hemen hemen herkesin onun hakkında verdiği en az bir kırık notu vardır. Ama yine onu tanıyan herkesin söylediği, çok donanımlı, çok zeki ve çok deneyimli bir siyasetçi olduğudur. 60 yaşında. Rizeli. Mülkiyeli. Köln Üniversitesi'nde iktisat mastırı yaptı. 1983'te ANAP'ın kurucuları arasında yer aldı. 19 yıl Rize milletvekilliği, 12 yıl ANAP Genel Başkanlığı, toplam üç hükümette Başbakanlık, bir tarihte Turizm Bakanlığı ve yedi ayrı kez de Dışişleri Bakanlığı görevlerinde bulundu. 2002 hezimetinden sonra ANAP Genel Başkanlığı'ndan, iki hafta önce ise parti üyeliğinden ayrıldı. 15 ay Yüce Divan'da yargılandı, ama ne hüküm giydi ne de beraat etti. Şimdi Rize'den bağımsız aday olan Yılmaz, evli ve iki çocuk babası.
NEDEN: Böyle bir dönemde kimin ne deneyimi, fikri ya da planı varsa onu açık açık öğrenmeye ihtiyaç duyduğumuz için.
NEREDE: Beykoz'daki evinde.
NE ZAMAN: 9 Haziran Cumartesi günü.

Ankara'da seçim dışında konuşulan başka senaryolar da var. Pek ağza dahi alınması istenmeyen senaryolar?
Mümkündür, önümüzdeki dönemi her ihtimale açık görüyorum.

Yani 23.20 ve 00.15'ten sonra üçüncüsünün 05.00'te gelme endişesini siz de taşıyor musunuz?
Evet, taşıyorum. Çünkü hükümetin bu konuyu doğru değerlendirdiği kanısında değilim. Onun için de rejime yönelik müdahaleleri imkânsız görmüyorum.

Peki sizce bu noktadan nasıl kurtulacağız?
AKP artık kutuplaşmanın tarafı olmaktan çıkmalı. Gerçekten merkeze kayması gerekiyor. Tabii merkeze kaymak sadece Ertuğrul Günay'ları vitrine koymakla olmaz. Onun koşulları vardı, ama AKP fırsatı kaçırdı.

Ne yaparak kaçırdı?
Birincisi, işinin ehli olan insanları bürokraside tutması gerekiyordu. Ama hiçbir dönemde yapılmamış bir kıyım yaptı. Devlet geleneklerini altüst etti. İkincisi, kamuoyunun gündemine kutuplaşmayı artıran polemikleri soktu. Üstelik hiç gereği yokken yaptı bunu. İçlerindeki çekirdek kadro dışında toplumda böyle bir beklenti yoktu. Ama küçük bir grubu tatmin etmek uğruna bu tuzağa düştüler. Aslında Erdoğan bunun sakıncalarını anlamaya başladı, ama anlaşılan parti içinde güçlükleri vardı, yapamadı.



'Erdoğan gördü, aşamadı'
Cumhurbaşkanlığı seçiminde gördüğümüz güçlükleri mi kastediyorsunuz?
Tabii, çünkü üçüncü merkez olma fırsatını da orada kaçırdılar. Bence bu konuda kendi içlerinde ortak bir çizgiye gelemediler. Kırılma noktaları da Arınç'ın "Dindar cumhurbaşkanı seçeceğiz" sözleri oldu. Cumhuriyetle kavga eder gibi... İlkelerle savaş veriyormuş gibi... Erdoğan bunu gördü, önce başka bir ismi o yüzden istedi, ama sanıyorum ki aşamadı.

Peki size göre aşmak niye bu kadar zor?
Siyaset böyledir. Bir kez yanlış yola girdiniz mi, labirentten çıkamazsınız. Devamlı yanlış üstüne yanlış yaparsınız. Mesela şimdi de cumhurbaşkanını halk seçsin diyorlar. Buna kimse karşı çıkmaz. Ama bunu palyatif bir çözüm olarak getirmek sistemi daha kırılgan hale sokar. Siz bu gerilimi söndürmeden "Halk seçsin" derseniz kitleleri karşı karşıya getirir, toplumu ikiye bölersiniz. Üstelik bunu engelleyecek tek kişi de sizsiniz. Çünkü iktidar sizsiniz. Toplumu birleştirmek sizin göreviniz.

Sizce niye birleştiremiyor?
Uzlaşma kültürüyle yetişmemişler ki...

Ama demokrasinin uzlaşma demek olmadığını, uzlaşma lafının artık içinin boşaldığını, istismar edilen bir kelime haline geldiğini savunanlar da var?..
Eğer çözümün sadece uzlaşmayla sağlanabileceği gibi genel bir kural kastediliyorsa, iktidarla muhalefete eşit söz hakkı veriliyorsa bu karşı çıkmaya ben de katılırım. O zaman seçim yapmaya da gerek yok, halka gitmenin de anlamı yok. Ama kimse de AKP'den sürekli uzlaşma istemedi. Bir tezkere olayında uzlaşma ihtiyacı doğdu. Ama asıl olarak cumhurbaşkanlığı seçimine kadar demokrasinin ihtiyaç duyacağı bir uzlaşma durumu olmadı. İlk defa cumhurbaşkanlığı. Bu AKP için bir fırsattı. Toplumun inançlarıyla devletin hiçbir zaman hakikaten değiştirilmesi mümkün olmayan ilkeleri arasında uzlaşma sağlayabilirdi. Ama bunu yapmadı. Kutuplaşmanın tarafı oldu.
O yüzden, ben bu yaşadığımız şeyin çok da yaşanması mukadder olan bir şey olduğunu düşünmüyorum. Laiklik doğru anlaşılsa, siyasetçiler din üzerinden de laiklik üzerinden de siyaset yapma alışkanlıklarından bir kurtulsalar, inanıyorum ki askerin demokrasinin içinde Batı'yı rahatsız eden konumu da söz konusu olmayacak. Çünkü bence asker hevesli değil müdahale etmeye.

Bunu siz mi söylüyorsunuz?
Kesinlikle askerin böyle bir hevesi yok. Bu asker için de bir yük. Ama asker toplumdaki bu bilinç yeterince oluşmadığı için kendisini görevli hissediyor. Bir de tabii hiçbir demokratik ülkede olmayan kollama görevi var. Fakat ben biliyorum ki asker aslında "Bu bilinç kamuoyunda olsa da bana ihtiyaç kalmasa" diye düşünüyor. Hakikaten kanaatim budur. Belli istisnai kişileri dışında askerin ülkeyi yönetme arzusu yok.

Peki siz Avrupa'ya gittiğinizde bu görüşlerinizi aktarıyor musunuz; size ne tepki veriyorlar?
Tabii onlara da anlatıyorum. Herkese anlatıyorum. Onlar 28 Şubat'ı yüzde 100 asker müdahalesi olarak görüyorlar. Tabii ki öyle bir tarafı vardı, ama netice itibariyle 28 Şubat parlamento içinde parti değişiklikleriyle çözüldü. Sorumluluk beş sivil toplum örgütüyle ve kamuoyuyla birlikte paylaşıldı. Hatta sivil toplumun ilk filizlenmesi de orada oldu.

Şimdiki sivil hareketi onun bir devamı olarak mı görüyorsunuz peki?
Doğru, aslında zaten toplumda bilinç istenilen noktaya gelse asker çok memnun olacak. Asli görevine dönecek. Bu kadar beş nesil geçtikten sonra Türkiye bu noktaya geçmeliydi. Bekçi asker değil, sivil toplum olmalıydı. Ama maalesef sivil toplum o bilince henüz tam gelmedi.

Çünkü asker kendi hukukunu getirmek dışında hiç başarılı olmadı?
Her seferinde başladığımız yere döndük, bu çok doğru. Ama bugün süreç daha da tehlikeli... Kutuplaşma giderek kemikleşiyor.

Yalnız sizin gibi asker muhtırası görmüş birinin bunları söylemesi çok ilginç... 2001'de bir "ulusal güvenlik sendromu" dediniz, kıyamet kopmuştu?..
Benimki daha çok kişisel bir meseleydi. Orada benim ne dediğimi anlamadılar. O yüzden bu konudaki asıl görüşüm şu: Bizim Batı demokrasilerinden farklı olarak yaşamadığımız demokratikleşme sürecinin eksiğini asker kapatıyor. Çünkü demokrasinin bir bedeli vardır. Eğer bedeli ödemediyseniz demokraside kalıcı başarılar elde etmeniz mümkün değildir. Bizde Avrupa'daki 30 yıllık din savaşları yaşanmadı. Burjuva olmadı. Ulusal sermaye olmadı. Sınıf kavgası olmadı. Demokrasinin geleneğini oluşturan hiçbir aşama bizde yaşanmadı. Cumhuriyet bile halkın tamamının desteğiyle değil, tepeden inme kuruldu. Bu yüzden de bizim Batı demokrasilerinden farklı özel bir durumumuz var. Yani aslında süreç içinde toplum laikliğin dinsizlik olmadığını, laikliğin tam tersine herkes için gerekli olduğunu eğer birtakım kötü tecrübeler yaşayarak öğrenseydi bu bilinç oluşurdu ve askere gerek kalmazdı.


'AKP'nin güven sorunu var'
Ama henüz öyle bir tecrübemiz olmadığına göre acil ne yapılması lazım? Çünkü neredeyse herkes "Aman AKP cumhurbaşkanı seçemeyecek ya da Anayasa'yı değiştirmeyecek bir oyla gelsin" diye duaya başlayacak artık?
Evet, işte bu yüzden de AKP'nin merkez bir parti olmasına yardımcı olmak lazım. Buna yardımcı olmanın yollarından birisi de AKP'ye taşıyabileceğinden fazla iktidar yüklememektir. Öyle ki, bu AKP'ye bir iyiliktir. Çünkü o üçlü iktidarı ele geçirmiş bir AKP sadece Türkiye'ye zarar vermez, kendi kendini de bitirir. Ben de zaten "Bütün sağ oylar DP'ye" diye bu yüzden söylüyorum.

Peki 22 Temmuz'a kadar bir öneriniz var mı?
Erdoğan'ın ve AKP'nin sorunu güven sorunu var. Bu sorunu bir günde çözebilecek mucizevi bir çözüm de yok. Ama adım atabilir. Cumhurbaşkanlığı ve Irak meselesinde geniş bir uzlaşı yaratması gerekiyor. Kurumlarla arasındaki sorunları da çözmesi gerekiyor. Bunun adımlarını da kimseden beklemesin, kendisi atmak zorunda.


En mantıklısı AKP-DP koalisyonu olur

Meclis'e girerken aklınızdan geçen tam olarak ne?
Aklımdan geçeni saklamıyorum, merkez sağın oluşumuna katkıda bulunmak. Çünkü önümüzdeki dönem mevcut sorunların ağırlaştığı bir dönem olacak. Bu kaçınılmaz. Bir tarafta MHP, bir tarafta DTP...

Sizce kaç bağımsız DTP'li girer?
Parti oylarını mobilize ederlerse 25 ile 35 arasında potansiyel görüyorum. MHP'nin de barajı geçeceğini düşünüyorum. Bu da bölünmüş bir Meclis anlamına geliyor. Çünkü diğer tarafta da CHP-AKP kutuplaşması olacak. DP barajı geçse dahi bunu dengeleyecek merkez bir parti yok. İşte böyle kutuplaşmış bir Meclis'te şahsen bulunmamın yararlı olacağını düşünüyorum. En azından kutuplaşmanın etkisinde kalmayan biri olarak...

Peki CHP'ye ve AKP'ye giden ANAP'lıları geri almayı düşünür müsünüz?
Ben kutuplaşmanın olduğu bir Meclis'te, Meclis'in içindekiler tarafından da merkez bir partiye ihtiyaç duyulacağı kanısındayım. Bu eksikliğin zaman içinde Meclis'te de bazı sonuçlar doğurabileceğini kabul ederim. Ama başlangıçta hareket noktası o olmayacak. Evvela Türkiye'nin merkez partisindeki bir bütünleşmeye ihtiyacı var ve ben o oluşuma katkı vereceğim.

Başlangıç için?
İlk yapılması gereken sağda birlik... Seçimden sonra bunu yapmak daha kolay olacak, çünkü bütünleşmeyi engelleyen kişisel faktörlerin seçimden sonra aşılması daha mümkün. Mesela Erkan Mumcu'nun genel başkanlığı bırakması lazım. Bu ihtiyaç seçimden sonra daha iyi anlaşılacak.

Birincisi bu, ama Meclis içinde kopmalar olacağı ihtimalini de çok uzak görmüyorsunuz?
Evet, bu beklenti Meclis'e de yansır. Çünkü önümüzdeki Meclis'in istikrarlı bir Meclis olmayacağı kanaatindeyim. Meclis'te çok fazla mobilite yaşanacak. CHP'de de AKP'de de mütecanis (bağdaşık) bir parti yapısından ziyade parti içi koalisyon var.

AKP iktidar olamazsa dağılır mı?
Bu olasılığı çok yüksek görüyorum. Şu anda AKP'nin ancak iktidar tutkalıyla devam eden bir koalisyon yapısı var. İktidar olmadıkları anda mutlaka bir iç hesaplaşmaya gidecekler.

Erdoğan-Gül ilişkisinde bir kırılma izliyor musunuz?
Hem de ciddi bir kırılma var. Hem tezkere hem cumhurbaşkanı olayında Gül'le Arınç'ın bir blok, Erdoğan ve danışman ekibinin karşı blok olduğunu görüyorum.

Peki AKP'nin iktidar olmama olasılığı ne kadar?
Hiç düşük değil. Bu seçim her şeye gebe...

Öyle bir durumda sizce nasıl bir koalisyon hükümeti ortaya çıkar?
MHP ve CHP AKP'yle koalisyona yanaşmaz. MHP'yle CHP birlikte de bir koalisyon kuramaz. Bunu DSP-MHP örneğinden gayet iyi biliyorum. Bahçeli ve Baykal yapamazlar. Zaten böyle bir koalisyon gerilimi daha da artırır.

O halde?
İki şık var: Ya bağımsızlar dışarıdan AKP'yi destekleyecek. Ya da en mantıklısı DP-AKP koalisyonu kurulacak. Birbirlerine en uygun partnerler bunlar. Üstelik DP, AKP'yi merkeze çekebilir, yükünü azaltır ve bazı hatalar yapmasını da engelleyebilir. O nedenle anahtar parti DP olabilir.

Beş yıl önceki Mesut Yılmaz değilim

Beş yıl sonra karşımıza çıkan Mesut Yılmaz aynı mı, yoksa başka bir Mesut Yılmaz mı?
Tabii daha başka... Beş yıl siyasetin dışında kalmak benim için büyük bir kazanım oldu. Gördüm ki hakikaten başbakanlar vatandaşın perspektifinden bakamıyorlar ve aradaki kanallar işlemiyor. Artık aşağıdan yukarı bakıyorum ve çok farklı görüyorum. İkincisi, insan aktif politika yaparken devamlı yürüyen bir bandın üzerinde koşuyor. "Bir ineyim de şu meselenin bir geçmişine bakayım" deme imkanınız yok. Zamanında akla kara gibi kesin karar verme konumunda kaldığım birçok meselenin kökenine bu beş yılda inebildim. Enerji meselesiyle ilgili yabancı çok geniş bir literatür okudum. Kerkük meselesini, askeri darbelerin hepsini pek çok kaynaktan okuma fırsatı buldum.


'Muhasebe yapma imkânım oldu'
Ya kişisel zafiyetler... Tabii var mı bilemeyiz, ama kendi kendinizi bir kenara çekme dönemi de oldu mu bu beş yıl?
Basında birçok kalemin en büyük zevki beni eleştirmektir. Aslında buna ihtiyaç yok. Çünkü hiç kimsenin eleştirisi benimki
kadar sert değil.

Yani bir ders mi aldınız?
Muhasebe yapma imkânım oldu diyelim. Zaten o beş yıl önce maratonu bitirsem de kurtulsam diye bakıyordum. Ama şimdi öyle değilim. Şimdi çok farklı bakıyorum.

Türkbank ihalesinde yanlışım oldu

Yüce Divan'da ne beraat ettiniz ne de hüküm giydiniz, o yüzden artık sorulacak tek makam sizin vicdanınız? Türkbank ihalesinde hata yaptım dediğiniz gerçekten hiçbir şey yok mu?
Tabii var. En büyük yanlışım bir Başbakan olarak pişmiş kestaneleri (olaya karışan herkesi kastediyor) kendi elimle toplamaya çalışmak. Ne üstüme benim vazife mafyayla mücadele etmek? Ortak mı çalışıyorlar, yoksa mücadele mi ediyorlar? Bunlara bana ne demeliydim.

Milliyet

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
4 Yorum