1. YAZARLAR

  2. H. Basri CANCA

  3. ZAMANIN NEMRUTLARI
H. Basri CANCA

H. Basri CANCA

Yazarın Tüm Yazıları >

ZAMANIN NEMRUTLARI

A+A-

 

 

 

Devirler zamanın çeşitli ebatlarıyla halkalanarak çağdan çağa akarken, üzerlerindeki kahramanlıkla birlikte hainlik damgalarını da efsane ve mitlerin sembolik kalıplarıyla kendinden sonraki zamana postalıyorlar.

 

Uzun bir zaman diliminin anlık halkasında şekil alan varlıklarız. Her anımız tarihte bir adımdır ve an be an tarih olan zamanın sayfalarına kendi elimizle vurduğumuz mühürle anlam katıyoruz. 

 

Aslında herkes hayata bir anlam katıyor ama çok az kişi idealize[1] edilen hayatın kahramanı olabiliyor. Herkesin kendi kaderini şekillendirebileceği özgür iradesi[2] var ama tarih, küçük bir dış etkiyle hayatı kaosa dönenlerle doludur. Çok insan bilinçli olduğunu düşünüyor ama kaderin görünmez kamerasını fark edenlerin sayısı azdır. Kendini seçkin gören çoktur ama etraf, kulağına üflenen hakikatin suflesini[3] duymayanlarla doludur. Herkes doğru eylemden[4] söz ediyor ama yanılsamanın kurguladığı hayat senaryosunda sahne almayan yok gibi.

Hangi akla hizmet ediyoruz

 

Bilinci aşağıya çekilen milletlerde hain az ama ahmak çok olur derler. Bunu belki kolaylıkla anladığını söyleyenler olabilir. Ama aynı kolaylıkla herkese anlatılabileceğini söyleyebilecek olan azdır. Çünkü yıllardır milletler arasında bir birilerinin bilincini aşağıya çekmek için ([5]Tavistok-HAARP gibi) kurulmuş çok etkili kuruluşlar var.

 

Millet olarak durumumuzu gözden geçirdiğimizde böyle bir sistemin etkisine maruz kalıp kalmadığımızı anlamak için büyük bir çaba göstermemize gerek bile yok. Çevremizde düşük bilinciyle kendini kahraman görenleri, kim kimin hangi hainliğine hizmet ettiğini, bilincinin nasıl kutuplaştırıldığını anlamayanları görmek yeterli. Zaten tarihi arşivler ifrat ve tefrite[6] düşenlerin öz ’ünün sesinden çok nefsinin yanıltıcı suflesine yöneltilenlerin örnekleriyle doludur.  

 

Şeytanın zeki olduğunu bilip de vicdansız olduğunu düşünemeyenler daha fazla olsa da, her çevrede şeytana uyduğu halde kendini zeki görenler var.

Bunları, bilinci zamanın ekinokslarının[7] eşiğine çarpmadan uyanamayanlar takip ediyor. Fanatikçe yanılsamaya köle olduklarının farkında olmayanları, ilkah edilmiş iradeleriyle robotlaşanları, ithal fikir tüketmenin obezi olanlar onları takip ediyor.

 

Bunlardan, zihinsel adımları yalpaladıkça bilinçsizce devlete ve hükümete saldıranlar türemiş.  Toplumsal algıyı düşük bilincin seviyesine indirgenip eşitlenmek isteyenler, dar açılı sönük bakışın öngörüsüzlüğünü haklı gösterenleri, zihnin hareketli ve zapt edilemezliğini dikkate almadıkları halde kendi aralarında estirilen rüzgâra iradelerini kaptıranları, pazılın parçalarını şekiller üzerinden tartışıp da büyük resimi görmeyenleri kim nereye koyarsa koysun ama görmemezlikten gelmek olmaz. Bunları görüp de böyle sistemi yok saymak da olmaz.

 

Böyle bir sistem var ve çok enteresan bilgilere sahip oldukları için insanlığın dikkatini rahatça ele geçirebiliyorlar. İstediklerine ine isterlerse yaptırabilecek teknik bilgileri var.

Özellikle sevgi ve nefreti kontrol altına almakta mahirdirler. Hatta sevgiyi nefrete nefreti sevgiye dönüştürerek tepki merkezlerini istedikleri gibi kullanmakta üzerlerine yoktur. İstedikleri milletin bireylerinin bilincini ters köşeye yatırabilir, istediklerinin özgür iradelerini elinden alabilir, istediklerini kendi amaçları doğrultusunda kullanacak biçimde robota dönüştürebilirler.

 

El kaide-Bokoharam-El Şebap-İşid PKK ve diğerleri gibi baskın imajlara gizledikleri -zihinsel virüs örgütleri – bu ve benzeri kuruluşların ürünlerinden başka bir şey değildir.   

 

Bu kuruluşlar insanın saç telinin kılcal damarına inebilecek kadar incelikle analiz yapabilen ve psikolojik fenomenleri çok ince ayrıntılarıyla kullanabilen yetişmiş elemanlara sahiptirler. Bunlara hamasetin inadıyla karşı çıkmak olmaz çünkü en fazla ürettikleri duygu durumu budur. Bilinen ve duyulan fiziksel, kimyasal silahlarla da mücadele yapmak yeterli olmaz. Bunlarla bilincin simya sal dönüşüm seviyesinden başka bir seviyede muhatap bile olunmaz. Yıllarca imgesel ve sembolik yöntemleri bilenlerin çoğalmasını engelleyenler de onlardı.

 

Büyükelçiyi öldüren adamın yüzündeki ifadenin, on beş temmuz da kendi halkına düşman muamelesi yapanların yüzlerindeki ifadelerin arkasında da bunun gibi laboratuvar çalışmaları var. Biz böyle dediğimizde bilinci gıdıklanmış birileri hemen mesnetsiz sözlerle karşı cephe açıyor. Tamam, bir karşı görüş olsun diyeceğiz ama hiç biri akla uygun bir duruş sergilemeden sadece hamasi bir tavırla karşı oluyor ve bu gibi sosyopolitik olgulara tesadüf dedirtmeye çalışıyor.

 

Bilinç seviyesi ne olursa olsun konu sosyopolitik olunca, bilmediğini bilmenin bilincine ait bilgeliğin önüne, bildiğini sanmanın cehaleti geçebiliyor. Doğruya doğru diyemeyen hamasi duygular ön plana çıkınca da, kim kime neden saldırdığı anlaşılamıyor.

Adam tarihin derinliklerinden kendi zamanına akan bilginin dilini bilmez ama bilgi ve bilmenin merkezinde olmak için yapmadığı yok. Arşetip ’in, mit ’in, sembol ve Rit’in[8] dilini duyduğunda cızırtı sanıyor ama hala liyakatsizce işgal edilen makamların gücünden beslenerek konuşur.  

Adam cehaletin sermaye edildiği, zihinsel köleliğin efendilik, ihanetin vatanperverlik sayıldığı ahmaklığa alıştırılmış, hala alışkanlıklarını kahramanlık sanarak saldırabiliyor. Ama ne içinde bulunduğu psikolojik durumu ne de güncel sosyopolitiği layıkıyla sorguladığı yok. İşin enteresan tarafı, savaşı hala eski savaş modellerinde aramasıdır. Çünkü ne büyük bir dünya savaşının içinde olduğunu ne de kendisinin hangi cephenin savaşçısı olduğunun farkında olmamasıdır.    

 

En enteresan kısmı ise, tepesine çıkanların hakaretlerini yüksekliğin manzarasını tarif ediyor sanmasıyla maymun kişiliğe bürünmesidir. Maymun gibi taklit ederek alkışlarken takdir bekleyen gözlerle etrafı süzmesidir.

 

Dünya beşten büyüktür sözüyle zamanı sarsana kulak tıkıyor ama basit lafların sıradanlığını alkışlıyor. Daha enteresan olanları da var. Bunlar uygarlık gemisinin içinde kendini, cıvata kavgalarına kaptırmış, negatif eylemlerin gürültüsüyle alıştırıldığı rüzgârın esintisine futuska[9] yapanlardır. Bunlar futuskanın derinliğine daldıkça ne rotayı değiştiren elleri ne de değiştirilen rota ile geminin gideceği yeri bilmezler ama yine sözü kimseye vermez olanlardır.

 

Bunlara ne diyelim…  

Dün melekten haber çalan şeytanlar yanılsamaya hizmet ederken ne diyorlardı ise biz de öyle diyelim. Dün hamasetin inadıyla insanların bilinci nasıl kutuplaştırılıyordu ise bugün de öyle yapılmadığını bilelim. Dün, büyük hesaplar nasıl perdeleniyordu ise bugün öyle oluyor. Dün de geminin rotasını ele geçirmek için cıvata kavgası yaptırılıyordu bugün de. Dün de yanılsamanın elini güçlendirenler akıl şaşırması yaşıyordu bugün de aynı şaşkınlıklar yaşanıyor.

 

Dün Firavun Musa’nın karşısında büyücüleriyle ne kadar güçlü idiyse, teknolojisiyle insanlığın karşısında olanlar bugün öyle değil mi? Dün Musa, gücü haklı görenlerin karşısındaydı. Bugün de haklı olmanın gücüyle insanlığa tezat olan sisteme biri meydan okumuyor mu?

Nemrut Hz. İbrahim’in karşısında eylemleriyle kendini ne kadar haklı görüyorduysa Firavun Musa’nın karşısında aynıydı. İsa’yı çarmıha geren Roma kendini ne kadar haklı görüyorduysa Hz. Muhammedin karşısında Ebu cehil de öyleydi. Zerdüşt’ün Ahriman’ıyla Ormuz ’u, Buda’nın Racas ile Tamas[10] arsında Satva’yı araması, Tao’nun Yin - Yang’ [11]ikilemiyle soyut[12] hakikatlerle yanılsamanın somut delileri arasındaki denge arayışı hep vardı. Dünkü ikilem içinde nasıl yer alıyorlardıysa bugün de ikilem devam ediyor.

 

Ne yapmalıyız?  

 

Zamanın kritik eşiğindeyiz. Büyük hedefleri olanların yanında hedefsizlikle yetkin olanların iç içe olduğu ve dünya ile ciddi bir savaşın olduğu dönemdeyiz. Yeniden ihyanın[13] yolu açık olduğu kadar, zihinsel patinajla geri kalma riski yan yana duruyor.

Bireysel olandan çok kitlesel vebalin[14] içgüdüsel tezahürüyle en fazla karşılaşılan dönemdeyiz. İçgüdülerin derin tecrübesiyle saf aklın mücadelesinde sadece uyanık olmak yetmez. İçgüdülerin; filozofa mantıklı fikir gibi, namusluya erdem gibi, bencillere çıkar gibi, sanatçıya estetik, dindara inançlı ve politikacıya politik yetenek gibi görünme yetenek ve özelliklerini de dikkat etmek gerekir.   

Bir eylem veya söylem karşısında önce bunun hangi zihniyete yaradığına bakmadan milli mi, yerli mi, manevi mi diye sormadan bilincimizi kaptırmayalım.

 

Eğer bir olay basit seviyeye indirgeniyor da sadece düşük algılamaların haklılığıyla ambalajlanıyorsa bunlar kime yarayacağını sessizce ve içtenlikle kendimize soralım. Bir imge, simge veya sembol neyi çağrıştırdığını, kime yaradığını düşünelim. Bir filim veya tiyatro da hangi değerler hedef alınıyor, Tv deki programlar ve habercilerin verdiği haberin arka planıyla hangi zihniyete hizmet ediliyor, bu zihniyet kime yarıyor düşünelim. Unutmayalım düşman düşmanlığını düşman kılığında değil dost kılığında yapar. En büyük düşman senin değerlerinin kılığına giren düşmandır.

 

İnsanlık; farkında olmakla yanılsamaya teslim olmak arasında zamanın kritik eşiğinde bulunuyor. Çok az kimse hangi zihniyete hizmet ettiğinin farkında. Yıllarca yerli, milli ve maneviyatın cephesi zayıflatıldı. Bu zayıflıktan beslenen bireylerin bilincini aşağıya çeken, indirgenmiş bilince aksiyon verenlerin reaksiyon el tepkilerle düşük seviyede bilinci yataylaştırılmalarına tesadüf diyemeyiz. Tepkileri istedikleri gibi yönlendirenlerin hangi akla hizmet ettikleri belli olsa da, yönlendirilenler kendiliğinden sanıyor olmasına biz, hala tesadüf diyemeyiz. Eğer bütün bunlara tesadüf diyenler varsa hala temizlenecek çok virüs var ve ciddi bir zihinsel formata ihtiyacımız var demektir.


[1] İdeal; ideden yani kurandaki Lev-i mahfuz denen ilk örnekler anlamındır. İdealize de; mükemmele en yakın anlamına gelir.

[2] Özgür irade; kişinin Allah karşısında sorumlu olduğu yetkinliktir.

[3] Sufle; tiyatroda metni hatırlatıcı sözlerin perde arkasından söylenmesidir.

[4] Doru Eylem; güneşin doğması ve tekrar batması veya dört unsurun yaratılanlara karşılıksız verilmesi gibi bedelsiz olan,karşılık beklemeden yapılan eylemdir.

[5] Tavistok – HAARP bu merkezin kuruluşu 1921 yılında başlar. İstihbarat ve casusluk faaliyetleri yapan,

Kamuoyu şekillendirme, beyin yıkama gibi işler yapar. Temel amacı “zihin kontrolüdür” “gelecek bilimler” dir. İnsanların hayal güçlerini değiştirebilen, üçüncü dünya ülkelerindeki bağımsızlık ve demokrasi mücadelesini organize eden kuruluşlardan biridir.

İnsan psikolojisini yönlendirmelerine, değerler sistematiklerini etkileyerek değiştirme çalışmaları yapar. Değerler sisteminden bazı kavramları değiştirerek insanları kendi olmaktan çıkaran yöntemleri vardır.

Yine tavistok adlı insan zihnini bulandıran bir element var. İnsan zihnini bulandıran bu maddeyi kullanarak insanların davranışlarını istediği gibi kontrol edebiliyor ve istedikleri toplumları ABD çıkarları doğrultusunda biçimlendirebiliyor.

Toplum mühendisliği yöntemiyle dünyayı kendi istekleri doğrultusunda biçimlendirmek amacıyla, beyin yıkama teknikleri kullanmalarına, bu madde ile halkın tepkisini çekmeden kalabalıkların kontrolünü sağlamalarına, direk savaşmadan, psikolojik tavırları istedikleri gibi yönlendirip değiştirebiliyor olmalarına, istedikleri biçime sokarak savaş kazanabiliyor.

Halkların psikolojik güçlerinin kırılmasını, dünya düzenini elinde bulunduran diktatörlere karşı muhalefetin engellenmesini, aile bağlarının zayıflatılmasını, din, onur, milliyetçilik tekniklerini rahatça kullanarak kendi amaçlarının doğrultusunda kullanmalarına, kontrol edilecek toplumdaki “kişilerin kimlik ve ırksal mensubiyetlerinin çökertilmesine “uyuşturucu haplar” kullanılması ve “seksüel davranışların dizayn edilerek çarpıtılmasına, dünyanın değişik yerlerinde siyasi liderlerin öldürülmesine, dünya gençliğinin zihinlerini meşgul eden, sosyal sorumluluk, kamu yararı, etik değerler dünyasından uzaklaştırılması, bireyselliği öne çıkaran rock müzik, uyuşturucular, holiganizm gibi daha nice yöntemleri kullanılmaktadırlar.

 

[6] İfrat – Tefrit; negatif pozitif yönler. Budizm deki racas ve Tamas gibi aşırılık ve durağanlık arasından satva orta yol aranması gibi İslam’daki orta yol olan mutedilliğin arandığı ikilem veya zıtlıklardır.

[7] Ekinoks; zamanın mevsimler gibi bölünerek gündönümlerini belirten ama değişim ve yeniden dirilişi örnekleyen bir kavramdır.

[8] Arşetip, göksel ve ilahi olan, yeryüzü dâhil var olanların ilk örnekler demektir. Mit; arşetipi anlatan anlatıdır. Sembol ise; zamandan zamana kendinden bir şey katmadan taşıyan, şekli değişse bile ihtiva ettiği değişmeden günümüze getiren demektir. Rit; dünyada görünür ve yaşam alanında uygulanır olan, ritüellik tören sellik onun ifadesidir.

[9] Futuska; nefesinin gücünü göstermek için suyun altından yüzmek.

[10] Budizm’de Racas aşırılık. Tamas durağanlık. Satva, orta yoldur.

[11] Yin ve Yang; Taoizm deki ikilemdir. Her kötülüğün içinde biraz iyi, her iyiliğin içinde biraz kötü olduğunu anlatır.

[12] Soyut; maddi veya görünmez olan gerçekler.

[13] İhya; yenilenme ya da yeniden diriliştir.

[14] Vebal; doğu felsefesinde Karma diye geçen ve İslam’da vebal diye ifade bulan temizlenmesi gereken günah birikimi demektir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
3 Yorum