1. YAZARLAR

  2. D. Ali TAŞÇI

  3. “AH!.. ONLAR BENİ ÖLDÜRÜYOR!”
D. Ali TAŞÇI

D. Ali TAŞÇI

Yazarın Tüm Yazıları >

“AH!.. ONLAR BENİ ÖLDÜRÜYOR!”

A+A-

 

                “ Başarılı olmak yetmez, ötekiler başarısız olmalıdır.”

                “ Ne zaman bir arkadaşım başarılı olsa, ben biraz ölürüm.”

             Bu sözleri sıradan biri değil, Amerikalı ünlü yazar Gore Vidal söylemiş. Demek ki yazar olmakla “insan” olmak farklı şeylermiş. Zirveye tırmananlar orayı kimseciklerle paylaşmak mı istemiyor? İnsan şöhrete ulaşınca daha mı cimrileşiyor ve kıskanç, haset oluyor?

            Ne oluyorsa oluyor, ama insan bir makama yerleşince, cebi parayla dolunca, güzelliğine ve yakışıklılığına aldanarak kendine tapınınca (narsist), yani “zirve”de yer bulunca, insanlıktan çıkıyor! Bu duruma kimler düşüyor? “ Seni yaratan Rabbinin adıyla oku!” fermanına kulak tıkayanlar düşüyor. Mektepleri geçmiş, diplomalara kavuşmuş; ama kendisi ile tanış olamamışlar düşüyor. Gerçekten insana en uzak olan kendisi midir?

                Kıskançlığı anlayabiliyoruz da hasedin içe bir ateş gibi oturmasını anlamak zor.

                Haset, “Sendekilere tahammül edemiyorum, bende olmazsa olmasın, yeter ki sende hiç olmasın”ın anlamıdır.

                İnsan olmak gerçekten zordur ve sanattır. Her sanat bir usta elin ürünüdür. Haset yüklü iç dünyalara demek ki usta eli değmemiş, ateş değmiştir. Hasetçi, ateşle yaşayandır.

                “Hangi devirde yaşıyoruz? Bu zamanda aldatmadan, yalan dolana başvurmadan, ihanet etmeden… yaşayamazsın ki! En kıymetli insan “şeytan” gibi, yani cin fikirli olandır.”

                Her gün duyduğumuz ve artık kanıksadığımız sözler bunlar.

                Haydi, kendimizi sıgaya çekelim:

                Hani şu komşumuz var ya, aynı zamanda akrabamız da olur. Çocuğu üniversite sınavlarında derece yapmış, seninki ise başarısız oldu.

                İçinden geçenleri okuduğun zaman yüzün birazcık kızarabiliyorsa, insanlığından tam istifa etmiş sayılmazsın.

                Filan tanıdığın, helal-haram demeden, kesesini iyice doldurmuş. Sen halkın arasında onun haramzade olduğunu söylerken, içinden ateşler dökülerek, onun bu lüksü seni eritiyorsa, insanlığını yele vermişsin.

                Gerçekten filanın haram yiyerek şişmesine, onun adına üzülmüş ve bu sapkınlıktan dönmesi için Allah’a dua etmişsen, yalnız kendinin iyileştiğini değil, çevrenin de iyileştiğini göreceksin. Fakat öyle bir karanlık tünelde kaldın ki, haset senin içini yakıyor, adeta varlık sebebin olmuş.

                Yaşadığımız zaman dilimi, sevgi akrabalığı kurulmasına engel görünüyor. Sen de zamana uymuş ve bu akrabalığı kuramamışsın. Bu nedenle evinin içine ateş düşmüş. Eşinle bir gün iyi olsan, üç gün kötüsün. Çocuklarının bile sana saygıları kalmamış. İstersen senin adına çok acı olan bir gerçeğini de söyleyeyim: Sen, çocuklarını da “anne- baba” gibi sevemiyorsun; çünkü içindeki kötü tohum, sende bulunan sevgi ocağını yakmış bulunuyor. İçkiye sığınarak masum rollerine bürünmen sadece kendini aldatmak içindir. Ya sevgiyi dışarılarda araman?.. Zehirli gülücüklere, anlık kahramanlıklara, gerçek dünyadan uzaklaşıp masallara sığınman?..

                TV dizilerini izlerken, senin bu halini yansıtan sahneleri görünce herkesin önünde belki küfrediyorsun; ama içten içe de “hııh!” çekerek kendine arkadaş bulmanın hınzırca hazzını yaşıyorsun!

                Gel, seninle dertleşelim:

                Çocukluğunda fıtrat tohumuna bir bahçe kurulmadı, anlıyorum; ağaç olamadın, meyve veremedin; kuşlar dallarında ötüşemediler. Birileriyle elindekileri paylaşmanın getirdiği huzuru, mutluluğu yaşayamadın; insancıl duyguların boy veremedi. Anne ve baban seni anlayamadılar, terbiye adına kendi yoz anlayışlarını sana akıtarak fıtratını zedelediler.  Fakat yol bitmiş, bahçe tarumar olmuş değil. Muhabbet bahçesine düş ve sevgiyle aşılan. Bunun için de gönül baharlarını dört gözle bekle, kaçırma. Her bahar, hayata açılan birer kapıdır; haset denilen paslı anahtarı at ve yeniden bir altın anahtar, şefkat anahtarı bul, kapıya gel. Bu kapı gerçekten dost kapısıdır, kimse geri çevrilmemiştir. Bu dünyada neleri öğrendin;  bir de varlık sebebin olan İslam’ı öğrensen ve kısacık ömründe onu yaşamaya çalışsan kıyamet mi kopar?

                İçinde gezinen akrepleri, yılanları boşalt ve acılardan kurtul. Çok acı çekiyorsun; dengesiz duruşun, gözlerindeki ateş bunu gösteriyor. Biraz da sabret, her meyve, mevsiminde sofraya gelir.

                Sen esnafsın, tüccarsın; memur, öğretmen, doktor, mühendis, politikacı, işçi, öğrenci…sin.  Hayatın her kademesinde adın okunuyor. Ruh beyazlığını, şeytanî karalıklara bulamanın, karanlıklara dalmanın sana bir yararı yok. Mutlu olmak için ne yazık ki diploma yeterli değil, ekmeği yemedikçe onu “ekmek” diye satırlardan okuyarak doyamazsın.

                Çevrene baktığında kokuşmuşluğu görüp: “ Ama herkes!..” diyerek kendine sığınak arıyorsun, arama!

                “ Köpek ısırdı beni, ben onu ısıramazdım, insandım ve dudağımı ısırdım!” diyen Mevlâna’yı dinle. Dinle de insanlığının altını çizerek geleceğe not düş.

                İnsan olmak kolay mı sanıyorsun? Sohbet, sevgili üzerine değilse, ilgi çekmez. Sohbetlerine bak, kimin üzerinedir? Senin sevgilin “kim” le mi tanımlanıyor, yoksa “ne” ile mi? Kapkara dumanla dolu olan gönül odanın penceresini “sevgi” şifresiyle aç ve biraz nefes al. İçindeki nefretleri pencereden dışarıya doğru solu; solu ki, içinin gülleri yeşersin, bülbüller şakısın gül bahçende.

                İçinde patlamaya hazır bulanan kin, nefret, kıskançlık, haset… gibi güçlü bombaları, bir uzmanın eliyle artık etkisiz hale getir ve ebedi mutlu yaşamayı hak et!

                Yine de sen bilirsin! Hayat senin, sorumluluk da!

D. Ali TAŞÇI (dalitasci@hotmail.com) Twitter:@DAliTasci 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.