1. YAZARLAR

  2. D. Ali TAŞÇI

  3. AİLE DEDİĞİN DEMİR OKSİT GİBİ OLMALIDIR
D. Ali TAŞÇI

D. Ali TAŞÇI

Yazarın Tüm Yazıları >

AİLE DEDİĞİN DEMİR OKSİT GİBİ OLMALIDIR

A+A-

 

            Aile; karışım değil, bileşim olmalıdır.

            Lisede okurken, kimya dersinde deney yapmak için laboratuara giderdik. Deneyler çok ilgimizi çeker, deney yaparken, hele de başarılı bir deneye imza atmışsak, kendimize olan güvenimiz artar ve laboratuardan mutlu bir şekilde ayrılırdık.

            Bu deneylerden birini hatırlayınca, onun yapısının, aile yapısına çok benzer olduğunu gördüm. Bu deney, karışım ve bileşim deneyleriydi.

            Önce karışım deneyi yapardık:

            Bir yere kükürt tozları döker, bu tozlara demir tozlarını karıştırırdık. Bu karışımı tek tek ayırmak mümkün değildi; ama bu karışıma bir mıknatıs tuttuğumuzda, mıknatıs, demir tozlarını kendine çeker, kükürdü yalnız bırakırdı. “Sen sen, ben ben” olur, eski hallerine dönerdi. Yani karışımda, maddenin yapısı değişmez, aynı yapı tekrar ele geçerdi.

            Bileşim ise;

            Bu deney biraz daha farklıydı. Burada kükürt tozlarıyla demir tozlarını bir tüpün içine doldurur ve ardından da tüpü, ateşin üzerine koyardık. Ateş tüpün içindekileri kaynatır, demir tozlarıyla kükürt iç içe geçer, maddeler özelliğini kaybeder ve yepyeni bir madde doğardı; “demir oksit!” Demir oksit, ne kükürttü, ne de demir; o farklı bir madde olmuştu artık. Bu maddeye mıknatıs tutsanız bile onları ayıramazdınız.

            Bunca deneyi yıllar sonra hatırlamam (üstelik bir edebiyatçı olarak) boşuna değil. Ben bu karışım ve bileşim deneyini, aile yapısına çok benzetirim.

            Karı – koca bir aile kurarlar. Kurulan bu aile eğer karışım deneyine benziyorsa, bir gün bir mıknatısın gelip onları ayırması kaçınılmazdır. Karışım değil de bileşim gibi olmuşlarsa, dış etkiler onları parçalamaya muktedir değildir. Aile, fiziksel bir karışımdan çok, kimyasal (deruni) bir bileşimdir.

            “Modern” aile tipleri genelde karışımı andırır. Çalışan her iki kişi (karı-koca) bağımsız birer birey konumundadır. Eşit şartlarda hayatın altına girmişler ve onu omuzlamışlardır. İkisinin de cüzdanları farklıdır. İkisi de bekârlıktaki özelliklerini aynen korumuşlardır. Hayatın bir köşesinden çıka gelen bir mıknatıs bu aileye tutulunca, demir tozlarını kendine çeker ve kükürdü yalnız bırakır. Bu kaçınılmazdır; çünkü bu aile ateş görmemiş, pişmemiştir. Bu ateş aşktır, sevgidir, saygıdır, sadakattir, sabırdır, sorumluluktur ve bu ateş imandır.

            Saydığımız bu “ateş”ler, aileyi aile yapan temel değerlerdir. Bu ateşler, ailede iki kişi bırakmaz, onları tek’e indirir. Böylece ailedeki hayat yükünü tek kişi omuzlamaz ve bu yükün altında ezilmez; birlikte bu hayat yükü omuzlanır ve hayat hafifler. Bir ailede iki kişi varsa orada kavga- gürültü eksik olmaz. Karı-koca ve çocuklar fıtratın ateşiyle iyice eriyip, yepyeni bir kimlikle ortaya çıkmalı ve altın değerine ulaşmalıdırlar. Böyle bir aile, dünyada cennetin bir şubesi olup çıkar. Böyle bir ailede büyüyen çocuklar, hayatlarında bileşime değer verdikleri için, bölücülüğün mıknatısına kurban olmazlar ve vatanı, manevi değerleri, geleneklerini bir aile sıcaklığında görürler.

            Sevgilinin gönül kuyusunda bütün güller Yusuf kokar. Orada aşkın gönül nağmelerini evren besteler. Aşk, tek kişilik bir cumhuriyettir. Bu vahdet limanına, büyük çabalar sonucunda, kesret denizleri aşılarak gelinmiştir. Bu nedenle gelinen yer çok kıymetlidir ve gelenler de kıymet bilenlerdir.

            Mutluluk, aşk notalarıyla kalbinin sesini besteleyebilen insanlara, Allah tarafından sunulmuş bir armağandır. Mutluluğun sırrı da kesretten vahdete ulaşmaktır.

D. Ali TAŞÇI (dalitasci@hotmail.com) Twitter:@DAliTasci

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.