1. YAZARLAR

  2. D. Ali TAŞÇI

  3. ALMANYA’DA BİR ÇİLEK BAHÇESİ
D. Ali TAŞÇI

D. Ali TAŞÇI

Yazarın Tüm Yazıları >

ALMANYA’DA BİR ÇİLEK BAHÇESİ

A+A-

 

                Fransa’da öğretmen olarak bulunduğum zamanlarda, eğitim ve öğretim yılı sonu geldiğinde sevincim tavan yapardı. Memleket hasreti dayanılmaz noktalara gelir, baba ocağına gitmek için temmuz ayını iple çekerdik.

            Böyle bir yılsonu yaklaştığında, Almanya’da öğretmenlik yapan bir arkadaşımdan telefon aldım. Sene sonu tatilinin yaklaştığını, memlekete giderken Almanya’ya uğramamı ve bu esnada çilek bahçesine gidip çilek toplayacağımızı, ileriki zamanlarda bunun güzel bir hatıra olarak kalacağını söyleyince, ben de “olur” dedim ve ona göre bir hazırlığa giriştik.

            “Temmuz 3” dedi, çoluk çocuk yollara düştük. Almanya, Nürnberg’e gidiyoruz. Nürnberg yaklaşık olarak bize (Strasbourg) 350 km. civarında. Almanya’daki arkadaşımın evinde bir akşam kalıp, ertesi gün Türkiye’ye hareket edeceğiz.

            Nürnberg’e vardık. Arkadaşla buluştuk ve evine gittik. Arkadaşım:

            “ Saat geç oluyor, hemen çilek bahçesine gidelim ve çilek toplayalım. Saat 19.00’da bahçe kapanıyor; kapandıktan sonra da bizi içeri sokmazlar.” diye tembihledi.

            Bizim çocuklar, arkadaşımın çocukları derken bir minibüs dolusu insanla çilek bahçesine vardık. Vardık, ama saat 19.15. Biz çabucak minibüsten inerek bahçe kapısının önünde duran kızcağıza yaklaştık. Baktık ki, bahçeyi bir Türk kızı işletiyor.  Çilek bahçesine girmek için kızcağıza adeta yalvardık. Kız “Nuh” diyor da peygamber demiyor. İnat mı inat, kapıyı açmaz. “Saat 19.00’da kapatmak zorundayım, yoksa polis yakalarsa bahçemi mühürler; beni zorlamayın!” diyor.

            Çilek bahçesi bayağı büyük bir yer. Etrafı çitlerle çevrili ve çilekler, çitlerin içinden bize bakıp duruyor, biz de olgunlaşmış tombul çileklere bakıp duruyoruz.

            Arkadaşım ısrarcı olmadı, çünkü kuralları biliyor ve bu kurallara uyulmak zorunludur. Ben sağa sola bakındım. Kızcağız, boş çilek kasalarını kamyonetine yüklüyor, bir yandan da tezgâhını derleyip toparlıyor.

            Tezgâha doğru yürüdüm ve bakındım. Tezgâhın bir tarafında bizim ünlü romancılarımızdan birisinin bir romanı gözüme çarptı. Durdum ve bir kızcağıza, bir de romana bakarak arkadaşıma seslendim:

            “… Bakar mısın, Almanya’nın göbeğinde, üstelik bir çilek bahçesinde, hem de bir Türk kızı …..’in romanını okuyor! Bunu tebrik etmemiz gerek.” şeklinde birkaç cümle söyledim. Bunları söylerken de göz ucuyla kızcağıza bakıyorum.

            Baktım ki, kamyonetine boş kasaları yükleyen kızın yüzünde gülümseme belirdi! Bundan sonrası artık kolaydı. Onun iç dünyasının çilek bahçesine anahtar uydurmuştum. Arkadaşıma yine seslendim:

            “ Kızımızı fazla zorlamadan artık gidelim; haydi sen arabayı çalıştır.”

            Kızcağızın dili yumuşadı ve konuştu: “ Ben kasaları kamyonete yükleyene kadar, siz içeri girerek çilek toplayın!” Sanki birkaç dakika önceki kız değildi.

            Arkadaşım şaşırmıştı! Olacak şey değil, diyordu; ama bahçeye doğru da yürümeye başlamıştı. Ben çilek toplamak için bahçeye girmedim, arkadaş girip üç dört kilo kadar çilek topladı ve ücretini, üç marktan, ödemek için kasanın yanına gitti. Kızcağızın cevabı şu oldu: “ Siz, benim misafirimsiniz, bunun için sizden para alamam!”

            Gönlü okşayan bir çift söz nelere kadir olmaz ki! O kızcağız gurbet elde kim bilir neler çekmiş. Alman ırkçılığı onu dışlamış, horlamış, bir de evinden, arkadaş çevresinden güler yüz bulamamışsa, insanlık duygularını nerede test etsin? Ben ona değer verdim, onu önemsedim ve karşılığını da aldım. Değer verdiğiniz, önemsediğiniz hangi insan size burun kıvırabilir?

            İnsanlara, hatta tüm yaratıklara iyi davranan, güzel ve gönül okşayıcı söz söyleyen, onları küçük görmeyen bir insana herkes saygı duyar. Birileri bize saygı göstermiyor, bizi sevmiyor, yardımda bulunmuyorsa; bilelim ki bizim söz ve davranışlarımızda bir yanlışlık vardır.

            Üslûbuna hâkim olan; nerede, nasıl konuşulup davranılacağını bilen bir insan, hayatın birçok kapısını açar ve içeri girer. Bu, sadece bugünün işi değil, tarih boyunca da hep böyle olagelmiştir. Sevgi ayağının aşamayacak olduğu yol yoktur. İnsan sevdiğini görür. O sözü söyleyene kadar bizi görmemişti; fakat içini okşayan o söz, onun gözlerinin ışığı oldu. Bir tebessümün tesirini yok edecek bir bomba henüz keşfedilmemiştir. Saygı, karşıdakini de en az senin kadar insan yerine koymaktır. Sabahın selamı, o güne iyi gözle bakmaktır. Merak etmeyin, selam verdiğiniz her gün, selamınızı alacaktır ve sizi bağrına basacaktır.

            Yunus ne güzel söylemiştir:

            “Söz ola kese savaşı/ Söz ola kestire başı, 

            Söz ola ağulu aşı / Bal ile yağ ede bir söz.”

D. Ali TAŞÇI (dalitasci@hotmail.com) Twitter:@DAliTasci

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.