1. YAZARLAR

  2. D. Ali TAŞÇI

  3. AVUÇLARIMIZI SANA AÇTIK ALLAH’IM!
D. Ali TAŞÇI

D. Ali TAŞÇI

Yazarın Tüm Yazıları >

AVUÇLARIMIZI SANA AÇTIK ALLAH’IM!

A+A-

 

 

            Allah’ım, herkes Sen’i arıyor: Bir taşın üzerinde hızla giden karınca sana koşuyor. Sahrada geyiğe saldıran arslanın nefesinde, geyiğin kalp atışlarında Sen’in adın okunuyor. Sahranın nabzında atan da Sen’sin.

 

            Bir sabah vaktinin diriltici havasında kıyama duran insanın ruh coşkusunda Sen’in aşkın taşar. Gecenin koynunda adın saklı durur. Bulutların akışında, yıldızların parlayışında, ayın güzelliğinde, güneşin albenisinde Sen’i göremeyene yazıklar olsun.

 

            Kulların, Sen’in rızanın ve sevginin avcılarıdır. Meyhanede şarabı köpürten de, acılarının kuyusunda inleyen de Sen’i arıyor; ama neyi aradığından habersiz. “Ney, bilmiyor arıyor, ney!”. Ölümü bekleyen bir hastanın umudu Sen’sin. Aslında o hasta ölümü değil de Sen’i bekliyor. Ey Allah’ım! Dünya gurbetinde ayrılık acılarını demleyenlerin, mihnetlere, zahmetlere katlananların; vatanlarına, yani Sana kavuştuklarındaki sevinçlerini görmek isterdim. Hepimiz vatan cüdayız Rabbim. Dünya vatanları, yurtları bizi oyalıyor, mutlu etmiyor. Kavgalarımız, savaşlarımız, umutsuzluğumuzun çocuğu. Selam yurdu, eman yurdu Sen’sin; Sen’de sükûn bulur bütün canlar, Sen’de mutluluğa kavuşur.

 

            Kavga, kabukta kalan insanın hastalığı. Öze varan, cana inenin selâmı, barışı okunur âlemin semalarında. Kavga, testiler arasında, testileri kıranlar, içlerindeki suyu boşalttıkları zaman suların büyük bir mutlulukla birleştikleri, selâm yurduna koştukları görülür. Özde kavga yok.

 

            Testiler de, testilerin içindeki sular da Sana koşuyor, Allah’ım. Hangi nehir deryaya akmaz ki? Kimisi kan-revan, kimi de gözyaşlarına tutunarak. Kimi isyanda, kimi secdede; fakat Sen’in yurdunun dışında değil hiçbiri. Sen’den kaçan da Sana geliyor, Sana koşan da.

 

            Ormanda ağacın tomurcukları Sana uzanır. Daha yükseklerde, yaylalarda ağaçlar edeplerinden çiçeğe dönüşerek renk renk Sana koşarlar. Yaylada hâlâ ağaç kalmak, kalas olmak ne kabalık, ne kabalık! Küçülmek, kokulara bürünmek, renklerin sonsuz besteleriyle Sen’i terennüm etmek, varlığın, var olma şükrü. Ya daha yükseklerdeki taşlara ne demeli? Dağların zirvelerinde ne ağaca ne çiçeğe rastlanır; çünkü can taşıyanlar zirveye çıkamaz. Zirvede, canlarını Canan uğruna feda edenler tutunabilirler.

 

            Allah’ım, ben taşa hep taş gözüyle bakmakla ne büyük hata yapmışım!.. Meğer taş, Sen’in uğrunda dövülmüş, başı gözü yarılmış, canını vermiş, candan geçmiş de bulutlara arkadaş, güneşe sırdaş olmuş. Sen boşuna dememişsin: “Dağlardan aşağıya doğru taşların, Allah korkusundan yuvarlandıklarını görürsün.” diye. Taş, aşkından coşmuş Sana koşuyor; kalbim hâlâ kan pompalama derdinde, hayat kavgasında.

 

            Kuyudan Yusuf, Sen’in ipine tutunarak çıktı düzlüğe ve Mısır’a sultan oldu. İbrahim, ateşin nabzını tuttuğunda sana sığındı ve güllere gark oldu. Musa, Tur Dağı’nın yalnızlığında Sen’inle doldu. Nuh’un gemisi Sana yürüdüğü için hayata çıktı. Havva, Âdem’in pişmanlık gülüydü. İsmail’in teslimiyetinde sonsuzluğa açılan kapının şifresi vardı. İsa, Meryem’in saflığının, paklığının âlemleri sarsan bülbülüydü. Ve Sevgililer Sevgilisi Efendimiz, Mirac’ın Sultanı, “Kabe kavseyn” sırrında Sen’inle muhabbetteyken bile ümmetini düşünmenin şerefiyle âlemlere sultan oldu. Hepsinin yürüyüşü Sana idi, Rabbim. Yolları yaratan da Sen’sin, yollara düşüren de. Aratan da Sen’sin, bulduran da. Ağlatan da Sen’sin, güldüren de. Mutluluğu gözyaşlarına imbik imbik asan da Sen’sin; kahrı, kahkahanın kuyusuna salan da. Ateşle yakan da Sen’sin, suyla söndüren de… Her şey Sen’de başlar, Sen’inle yol alır, Sen’de biter. Sen’den ayrılan yine Sana gelir. Varılan yerin tatlılığı, lezzeti, yolculuğu zahmetleri, sıkıntıları ile ölçülür.

 

            Dünya yurdunun sıkıntılarını ötelerde lezzete dönüştür, Allah’ım. Anlayışımızı, buldurmayla taçlandır. Hasretimizi vuslata kalbeyle. Acılarımızı kevserinde gül eyle.

 

            Ezanlarımızı Sana çağrı yap. Secdemizi, kulluğumuzun kimliği olarak kabul buyur. Dünyada artık her birimizin bir kimlik numarası var; müminlerin kimlik numaraları secdeleridir, Allah’ım; secdelerimizi, cennet yurdunun tapusu eyle.

 

            Ağrısından, sızısından, amansız hastalığından ötürü gece boyu uykusuz kalan hastalar, umutlarını Sana salmışlar. İnsanları belalara uğratmak Sen’in rahmetindendir. Çünkü Sen’in kahrında gizli bir lütûf vardır. Hastaların “ah”ını, lütfünle rahmete dönüştür, Allah’ım.

 

            Nohut, çiğken tencerenin dibinde durur; piştikçe yükselir suyun üzerine. Sen, bizi pişir ve yükselt, Allah’ım. Ey Allah’ım, zahmetler bize misafir oldukları zaman, Sen rahmetle misafirlerimizi ağırla. Ümitsizliklerimizi ümide dönüştür.

 

            Ey Rabbim! Dünyada bizlere nimetler verdin. Bizler, dünyanın içindekilerle terbiye olduk. Şimdi bizlere öyle bir Mirac ver ki, “insan lokması” olalım ve canlara can sunalım.

 

            Bizi, bize bırakma Allah’ım. Nefs kuyularımıza ipini sarkıt da ebediyyen kurtulanlardan olalım. Ruh sultanlığını bize nasip et, Allah’ım.

 

            Allah’ım, bizi yalnızca Sana kul ve Habib’ine ümmet eyle!

 

             D. Ali TAŞÇI (dalitasci@hotmail.com) Twitter:@DAliTasci

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.