1. YAZARLAR

  2. D. Ali TAŞÇI

  3. “BUNLAR GÂVUR, AYAKTA SU DÖKÜNÜYORLAR!”
D. Ali TAŞÇI

D. Ali TAŞÇI

Yazarın Tüm Yazıları >

“BUNLAR GÂVUR, AYAKTA SU DÖKÜNÜYORLAR!”

A+A-

 

            Doğu Karadeniz Bölgesi’nde Rus işgalini (1916) yaşamış bir dedenin ağzından duyduğum bir söz:

            “ Ruslar bölgemizi/ köyümüzü işgal ettiklerinde halk onlar için şöyle diyordu: Bunlar gâvur, ayakta su dökünüyorlar!”

            Benim zihnimde uzun yılardan beri uyuya kalmış bu sözü şunun için hatırladım:

            Coşkun Aral (Savaş muhabiri gazeteci), bir televizyon kanalında, 1980’li yıllarda Afganistan’a gittiğinden söz ederek başından geçen bir olayı nakletti. (O dönem Afganistan, Rus işgalindedir ve Afgan mücahitleri Ruslara karşı savaşmaktadır.) Şöyle dedi Aral:

            “Ayakta su dökündüğüm için beni ajan veya komünist sanıp aralarına kabul etmediler, hatta cezalandıracaklardı; çünkü “Müslüman ayakta su dökünmez.” dediler.” Sonra kollarıma baktılar, “Bu kollar abdest kolu değil; çünkü abdest alan bir kolun alt tarafının tüylerinin yönü omuza doğru olur.” dediler.”

            1916’lı yılların Doğu Karadeniz Bölgesi nerede, 1980’li yılların Afganistan’ı nerede?

            İslam Dini bir bütündür, Sünnet ise bu Din’in hayata geçmiş biçimidir, uygulamadır. Çömelerek su dökünmek de bu sünnetlerden biridir. Bunun sağlıkla ilgisinden çok, Müslümanlar, bu uygulamayı Peygamber yapmıştır ve yapmamız lazımdır, gözüyle bakar.

            Bu açıdan bakıldığında sünnetin evrensel ve kültürel boyutu ortaya çıkar. Bu da bir medeniyetin oluşması için yeterli sebeptir.

            Fransa’da kaldığım süre içinde birçok Müslümanla tanıştım. Faslı, Tunuslu, Cezayirli, Nijerli, Ganalı, Somalili, Fransız… Zaman zaman bunların düğünlerine, cenazelerine katıldım. Evlerine gittim, yemeklerini yedim, çaylarını içtim. Hiçbir yabancılık çekmedim, mahallî bazı ayrılıklar hariç. Benim gibi sofraya oturdular, yemeğe Besmele ile başladılar. Günü beş zamana ayırıyorlardı ve beş vakit aynı şekilde namaz kılıyorduk. Düğünleri, bazı örfi anlayışların dışında, bize benziyordu. Cenazelerinde hiçbir fark göremedim. Sonradan Müslüman olmuş Avrupalıların davranış biçimleri de aşağı yukarı aynıydı.

            Dünyanın bir ucundan diğerine insanları bu denli bir bağ ile birleştiren ne idi diye soracak olursanız, elbette Kur’an ve Sünnetti. “Ayakta su dökünmek” diye burun kıvıranlar olabilir. Ben de derim ki, sadece bu sünnet bile bir toplumu felaha kavuşturabilir. Hayata sadece dünyevi bir gözle bakmak, sonsuz hayatı önemsememek madden ve ruhen yıkımı doğurur. Ruhen derinleşememiş insanlar, derinlerde bulunan varlık incilerini nasıl devşirsin? Gözlerin körlüğü dünyada bir engeldir de, asıl gönül körlüğü ebedi âlemde yıkımdır.

            Necip Fazıl’ın bir benzetmesi vardır: “İslam yeryüzüne hâkimken her tarafı deniz kaplamıştı ve denizin altındaki kayalar gözükmüyordu. Deniz çekilince, denizin dibindeki kayalar ortaya çıktı. Şimdi bakanlar, “Aa bu kayalar ne kadar büyümüş!” diyorlar. Taş büyümez, deniz çekilmiştir.” İslam Medeniyeti’nin olmadığı dünyada kan vardır, zulüm vardır; adil bölüşüm yoktur. İnsanları tağutlara kulluğa çağıran düzenler yeryüzünü işgal etmiştir.

            Sünnetin üzerine bu denli hücumun oluşması, İslam Medeniyeti’nin ayaklarını kırma faaliyetidir, diye düşünüyorum. Osmanlı’yı cihan devleti yapan Peygamber sevgisiydi. Dünyadaki Müslümanlar ayağa kalkacaksa, bunun sünneti ihya ile olacağını göz ardı etmemek gerek; çünkü Sünnet, Kur’an’ın hayata geçirilmiş biçimidir.

            Asla ümitsiz değilim; kuvvetli fırtınadan sonra etrafı tatlı bir güneş kaplar. Yeryüzü büyük bir (özellikle manevi) fırtınayı yaşıyor. Umulur ki, bu fırtınanın sonu, tatlı bir bahar havasıyla karşılaşmaktır; çünkü her şeyin sahibi olan Allah’tır. Belli mi olur, bir sünnetin ihyası, dünyanın kurtuluşuna vesile olabilir, kimileri bıyık altı gülseler de. Bir kardeşimiz de, bu yazıyı okuduktan sonra, ayakta bevl etmekten (su dökünmekten) vazgeçebilir. Kol altı tüylerin yönünü de omuz hizasına doğru çevirebilir. “Kim ümmetimin fesadı zamanında sünnetime sarılırsa ona yüz şehid sevabı vardır.” (İbn Abbas ve Ebu Hureyre’den)

            D. Ali TAŞÇI (dalitasci@hotmail.com) Twitter:@DAliTasci

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.