1. YAZARLAR

  2. D. Ali TAŞÇI

  3. DOSTLA DÜŞMAN AYRIŞMADAN…
D. Ali TAŞÇI

D. Ali TAŞÇI

Yazarın Tüm Yazıları >

DOSTLA DÜŞMAN AYRIŞMADAN…

A+A-

 

            Ecevit’in Londra’dayken 1947 yılında yazmış olduğu bir şiirinde “Yunanlıyla kardeş” olduğunu vurgulayarak, şiirin son kıtasında şöyle der:

            “ Önce bir kahkaha çalınır kulağına / Sonra rum şiveli türkçeler.

            O Boğaz’dan söz eder/ Sen rakıyı hatırlarsın.

            Yunanlıyla kardeş olduğunu / Sıla derdine düşünce anlarsın.”

            İnsanları bir masa etrafında toplayan şey başta inançları, kültürleri ve değer yargılarıdır. Bayağı kesirlerde bile ortak payda bulunmadan işlem yapılamaz. İnsanları, toplumları bir araya getiren şey de ortak paydalarıdır. Kimisi rakı masasında buluşur, kimi de camide kardeş olur.

            Mesela, seküler inançlı biri, dünyanın hangi ırkından olursa olsun, kendisi gibi seküler inançlı biriyle bir içki sofrasında bir arada “kardeşçe” sohbet edebilir. Onları bir araya getiren şey değer yargılarıdır, inançları, kabulleridir.

            Bunun gibi, değer yargıları, inanç ve kabulleri çatışan iki biyolojik kardeş ise bir araya gelemez, ayrışırlar.

            Bir köylünün ferasetini anlatması bakımından iyi bir örnek olduğu için yazıyorum.

            İki kişi tartışıyorlar: Biri diyor ki, “Tayyip Erdoğan aslında içki içiyor, ama ülke dışına çıktığında!” diye sıralıyor ipe sapa gelmez sözlerini. Diğeri ise ona şunu söylüyor:

            “Tayyip Erdoğan içki içseydi, siz onu çok, hem de çok severdiniz; ama sevmediğinize göre o asla içki içmiyor.” Buna köylü irfanı denir ki, pek yanılmaz.

            Bu bir halk duyarlığıdır ve hedefi on ikiden vurur. Aslında insanları tanımak o kadar zor bir şey değildir. Sevdiklerini, sevgililerini, nefret ettiklerini bulun; insan onların içinde gizlidir.

            Dinimizin bakışı da bu yöndedir:

            “Müminler ancak kardeştirler.” (Hucurat, 10)

            Falan, filan ırk demiyor, “müminler” diyor. Her ırktan mümin olabilir. Selmanî Farisi Acem’di, Bilalî Habeşi Habeşliydi, Suheybî Rumi Anadolu’dandı; ama kardeştiler ve ümmet birliğinin içindeydiler. Ebu cehil, Ebu leheb Arap’tı, biri amcaydı, ama can düşmanıydı.

            “ Ey iman edenler! Eğer imana karşı inkârı sevip tercih ediyorlarsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi veliler (dostlar) edinmeyin. Sizden kim onları veli edinirse, işte bunlar zulmeden kimselerdir.” (Tevbe, 23)

            Yani olay bu kadar açık ve nettir. Bir müslümanın birinci görevi ve hedefi, Allah’a iyi bir kul olmak, Hz. Peygamber’e ümmet olmaktır. Falanın, filanın keyfi için bir Müslüman akidesinden taviz veremez. Allah’ın düşmanlarını, Resulullah’ın düşmanlarını ve Müslüman kardeşlerinin düşmanlarını sevemez, onları gönlüne indiremez. Onlara karşı ne yapar? Hidayetleri için dua eder. Müslüman, hastaya değil, mikroba düşmandır. İnsana değil, onun kötü amellerine, kötü değer yargılarına buğz eder.

            Rakı masasının dostlukları farklı olduğu gibi, cami dostlukları da farklıdır. Değişim halindeki toplumlarda yeni gruplaşmalar kaçınılmaz olur. İnançlarında sebat eden gerçek müminler mutlaka başaracaklardır. Caminin ve namazın hakiki manası anlaşıldığında, şarap ile su ayrışacaktır. Hak ile batıl ayrışmadan da kimin ne olduğu anlaşılmaz, yani akide netleşmez. Dostla düşmanın karıştığı yerde de korku dünyayı kaplar. Eman yurdu ise dostlardan oluşur. Allah, dostlarıyla beraberdir. Gerisi mi, bir yığın vehim!

NOT: Mahmud Efendi’ye Allah’tan rahmet diliyorum. Müslümanlara da feraset keskinliği bahşetmesini Rabbimden niyaz ediyorum.

   D. Ali TAŞÇI (dalitasci@hotmail.com) Twitte:@DAliTasci

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.