1. YAZARLAR

  2. D. Ali TAŞÇI

  3. Namaz ibadettir; Süleymaniye’ye dönüşmesi ise medeniyet
D. Ali TAŞÇI

D. Ali TAŞÇI

Yazarın Tüm Yazıları >

Namaz ibadettir; Süleymaniye’ye dönüşmesi ise medeniyet

A+A-

 

            “ Çalabım bir şâr (şehir) yaratmış iki cihan âresinde,

            Bakıcak didâr (yüz) görünür ol şârın kenâresinde.

            Nâgehan (ansızın) ol şâra vardım, ol şârı yapılır gördüm,

            Ben dahi bile yapıldım taş ü toprak âresinde.” (Hacı Bayram VelÎ)

            Yurt dışında (Fransa) bulunduğum yıllarda, bir gün, inşaatta çalışan arkadaşlarla, onların çalıştığı inşaat alanına gittim. Bir köyde villalar inşa ediyorlardı. Yeşil bahçeler içerisinde inşa edilen villalar, genellikle emeklilerin yaptırdığı meskenlerdi.

            Bitmek üzere olan villanın yanına yanaştım. Yaşlı bir kadın, bahçede oturuyordu. Yaptırdığı villanın pencere denizliğine kadar toprak doldurduğunu görünce ona sormadan edemedim:

            “Pencereye kadar toprakla dolduruyorsunuz. Neden?”

            Verdiği cevabı hala unutamıyorum:

            “ Ben yalnız yaşıyorum. Pencereme kurbağalar tırmansın, cama vursunlar ve onlarla konuşayım!”

            Bir canlıyla konuşamadığınız, içinizi ona dökemediğiniz yerde ne kadar yalnız ve zavallısınız!

            Şehir kurmak kolay iş değildir; bir medeniyet işidir. Bir şehire girdiğinizde, o şehir size kimliğini sunmuyorsa, siz orada adeta yaban konumundasınız. Her şehir, kendi medeniyet kodlarıyla vardır. Siz o şehirde yaşayanların zihniyetlerini, taşa- toprağa; mimariye bakarak anlarsınız. O şehirlerde yaşayanlar, inançlarını taşlara kazımışlardır. Mesela, namaz ibadettir; bunun toprağa kazınarak göğe yükselen mimarisi, yani Süleymaniye’ye dönüşmüş biçimi ise “medeniyet”tir. Para kazanmak, sekülerizm ibadet olarak algılanmışsa, onun bankalara dönüşmüş biçimi de “uygarlık” olur.

            İnsan fani bir varlıktır. Ömrü uzun değildir. Kurduğu ve yaşadığı şehir, eğer onun bu faniliğine eşlik etmiyorsa orda hayat bir çelişkiler yumağıdır. Bu nedenle bizim eskimez medeniyetimizde evler genellikle ahşaptan yapılır, bir insan ömrü ile sınırlı olurdu. Fakat bunun yanında mabetler taştan inşa edilirdi; çünkü onlar ebediliği simgelerdi.

            İstanbul’un surlar içerisine baktığımızda, mimari, inancın toprağa kazınmış biçimi olarak karşımıza çıkar. Sultanahmet’ten Süleymaniye’ye, Fatih’ten Şehzade Camii’ne kadar hayat namaza göre ayarlanmıştı(r). Dört yol ağızlarında camiler kurulmuştur; çünkü hayat namazla başlar, namazla biter. Bir şehrin en kıymetli yerlerinde hangi mimari eser yükseliyorsa, o şehrin kimliği de o mimari eserin simgesinde saklıdır. Şimdi dünya meydanında en kıymetli yerlerde bankalar mı yükseliyor, diyorsunuz?

            Çocukluğumun geçtiği kasabayı hayal ediyorum; ne kadar dükkân var idiyse hepsinin kepenkleri ahşaptandı. Üç katlı bina nerdeyse yoktu. İnsanlar evlerinden çıktıklarında hemen sokağa düşüyorlar ve bir ahbapla karşılaşıp sohbet ediyorlardı. Çarşı- pazarda alış veriş yapmak bir zevkti; çünkü herkes birbirine hal hatır sorardı.

            Şimdilerde gerek ülkemizde ve gerek dünyada çok değişik biçimde şehirler kuruluyor, yeniden inşa ediliyor. Çok katlı plazalar, kuleler mesken olarak insanlara sunuluyor. İnsan bu kulelerde yalnız yaşamaya mahküm ediliyor. Zaten aile artık yok gibi, olsa da çocuksuz birlikteliklerden oluşan iki kişilik hayatlar çoğalıyor. Sanal kalabalıklar, sanal zevkler ve hayal tünellerinden müteşekkil hale gelmiş bulunuyor.

            İnsan fıtratı buna müsait değildir. İnsan topraktan yaratılmış bir varlıktır. Toprağa ne kadar yakın olursa, kendine de o kadar yakın olur. Yalnız yaşayamaz, filmlerden, tv’lerden, internet’lerden ruhu tatmin olmaz. Bu durumda kendi özünden sapması adeta kaçınılmaz olur. Toplumda problemli insanlar çoğalır. Bunun sebeplerinden biri de mimarinin, insan fıtratına ters yapılanmasıdır. Mimariyi oluşturanlar insanlardır, sonuçta. Onların iç dünyalarında hangi karmaşa yaşanıyor ki, insan fıtratına ters oluşumları hayat sahnesine getiriyorlar? Şehirlerde yükselen binaların tek adı vardır: Feryat!

            Çağımız bir feryat çağıdır. İnsanlar, feryatlarını gökyüzüne salarak çok güçlü olduklarını zımnen haykırırlarken, zavallılıklarını da yalnız ölerek toprağa gömüyorlar. Çok güçlü olduğunu söyleyen insan, gözle görülmeyen bir virüse karşı ne kadar aciz konumda.

            Hacı Bayram Veli; “Ben dahi bile yapıldım taş ü toprak âresinde.” derken, şehirle nasıl bütünleştiğine vurgu yapmaktadır. Yaşadığınız şehirle, inanç ve kabullerinizle bütünleşememişseniz, siz orada özgür bir birey değilsiniz. İnançları ve kabulleri sadece para, sekülerizm olan birilerinin kurduğu şehirlerde insan eski zaman kölelerinden daha derin ve kopmaz bukağılara vurulmuş demektir.

             Mutluluk, sabah namazıyla kalkıp, Rabbine secde ettikten sonra Besmele ile evin kapısını açarak, kuşların dallarda yapmış oldukları zikirlerine eşlik etmenin adıdır. Mahlûkatın kovulduğu mekânlar, müminin ruh vatanı olmaktan uzak, hem de çok uzaktır.

D. Ali TAŞÇI (dalitasci@hotmail.com) Twitter:@DAliTasci

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.