1. YAZARLAR

  2. Erkan HACIFAZLIOĞLU

  3. SAYIN BAŞBAKANIM “MESUT BEY”
Erkan HACIFAZLIOĞLU

Erkan HACIFAZLIOĞLU

Yazarın Tüm Yazıları >

SAYIN BAŞBAKANIM “MESUT BEY”

A+A-


Bugün, 6 Kasım, Sayın Başbakanım Mesut Yılmaz beyefendinin doğum günü. 
İyi ki doğdunuz Sayın Başbakanım… 
İyi ki sizi tanıma şerefine nail oldum…
Sizi anlatacak çok sözümüz var, Sayın Başbakanım. Lakin kelimeler kifayetsiz, sözler boğazımızda düğümleniyor…
***
Sayın Başbakanımızı 30 Ekim günü tedavi gördüğü Florence Nightingale Hastanesi’nde kaybettik.  1 Kasım günü de ebediyete uğurladık. 
Çok üzgünüm. Onu tanıyan herkes de çok üzgün. 
Bu satırları yazarken onu bir daha göremeyeceğimin derin üzüntüsünü yaşıyorum.
***
1987 senesi lise birinci sınıf öğrencisiyim. Seçim bölgesini gezen Mesut Bey’i ilk kez burada tanıdım. Pazar ilçemizde esnafı dolaşıyordu. Elimi sıktı ve sırtıma “koçum” der gibi dokundu. Gözlerime baktı ve tebessüm etti. Çocuk olmama rağmen karizmatik ve ciddi duruşundan çok etkilendim. 
***
Yıllar geçti…
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdikten sonra, 1999 yılında, Kaymakamlık yazılı sınavını kazandım. Anavatan Partisi koalisyon ortağıydı ve İçişleri Bakanlığı ANAP’a verilmişti. Sadettin Tantan İçişleri Bakanı olmuştu. Mesut Bey’e ulaşmak hiç aklıma bile gelmedi. Zaten mülakatı da geçerim diye düşündüm. Ama mülakatta elendim. Bunu Mesut Bey’e hiç söylemedim. Üzülsün istemedim.
***
Sayın Başbakanımızla 20 yıl sonra tekrar karşılaştık. 
2007 yılında Rize’den bağımsız vekil seçildiğinde kendisine danışman olarak önerildim. Bu teklifi büyük bir sevinçle karşıladım. Meclisteki odasında görüştük. Aynı okuldan mezun olduğumuzu öğrendiğinde okul yıllarından konuştuk. Mülkiyelilik damarımız bizi biraz daha birbirimize yaklaştırdı.
Bağımsız vekil iken odasına gelen ziyaretçiler çoktu. Hem Rize’den hem ülkenin dört bir yanından hem de yurtdışından ziyaretçileri olurdu. Odaya gelenler saatlerce oturur, kalkmazlardı. Mesut Bey de nezaketinden kimseye kalkın diyemezdi. Bu durumu yakın bir zamanda ANAP eski milletvekili Sayın Ahmet Kabil’le paylaştım ve “ne kadar nezaket sahibi bir insan” diye söyledim. O da bana bu durumu iyi bildiğini ve hatta bir keresinde kendisinin Süleyman Demirel’le arasında geçen bir anıyı Mesut Bey’e anlattığını ve onun da Demirel gibi davranmasını istediğini söyledi.
Ahmet Bey’in Mesut Bey’e anlattığı anı şu şekilde:
“1980 öncesi Adalet Partisi Rize İl Başkanı olarak AP Genel Başkanı Süleyman Demirel’i zaman zaman ziyaret ederdik. Makamda biraz fazla oturduğumuzda Demirel makamdan kalkarak Rize’den tanıdığı birkaç ismi telaffuz eder ve bu kişilere selamını iletmelerini söylerdi. Böylece biz de kalkma vaktinin geldiğini anlardık...” 
Sayın Ahmet Kabil’in bu anlattıklarına karşı Mesut Bey “bu şekilde davranmak benim tarzım değil” cevabını vermiş. 
İşte Mesut Bey bu şekilde nezaket sahibi, mütevazi, dobra, delikanlı ve yiğit bir insandı.
***
Sayın Başbakanımız Mesut Bey’i yakın tanıyan, onun entelektüel kişiliğini çok iyi bilir. Beykoz Konaklarındaki konutunun yanında ayrı bir çalışma ofisi bulunurdu ve burada binlerce kitabı vardı. Sabahlara kadar birkaç dilde kitap okuduğunu bilmeyen yoktur. 
Aydın kişiliğini devlet adamı kişiliği ile birleştirmiş olması nedeniyle devletin en üst makamlarında yer alanların sürekli danıştığı biriydi. Buna bizatihi şahidim. 
İnandıklarını söylemekten geri durmazdı. Popülist hiç davranmadı. 1991 yılında seçim meydanlarında iki anahtar dağıtılırken Mesut Bey yapamayacağı hiçbir vaatte bulunmadı, halkı hiç aldatmadı. Ne yazık ki, bu tür bir siyasetin bedelini de sandıkta ödedi. Mesut Bey gerçeğin er ya da geç ortaya çıkacağını çok iyi biliyordu. Bu sebeple de halkın duygularıyla hiç oynamadı. 
Hayatında kimseye yaranmak gibi bir durum içinde olmadığını onu tanıyanlar çok iyi bilir. Sayın Başbakanımız Mesut Bey hep dik yaşadı. Acısını da içine gömmeyi bir sanat haline getirdi. Ciddi tebessümünü yüzünden hiç eksik etmedi. O’nu ne kahkaha atarak gülerken ne de ağlarken hiç görmedim. 
***
Sayın Başbakanımız Mesut Bey’in çok özel sohbetlerinde yer aldım. Çok tecrübe edindim. 
2011 yılı idi. Suriye’ye karşı yoğun bir baskının olduğu bir dönemdi.
Mesut Bey’e “Suriye’de ne olur, Sayın Başbakanım” diye sordum. 
Bana, “Esad’ın gitmesini Rusya istemez, Esad’ı deviremezler. ABD’nin amacı Suriye’nin kuzeyinde özerk bir Kürdistan kurmak. Tıpkı Irak’ın kuzeyindeki gibi. Bunu yaparlarsa bile Esad’ı yine Rusya muhafaza eder, deviremezler” dedi. 
Geldiğimiz noktada, Mesut Bey’in ne kadar ileri görüşlü olduğu ortaya çıktı. 
***
Sayın Başbakanımız Mesut Bey’le sürekli görüşürdük. “Bey” ya da “Beyefendi” unvanı ona yakıştığı kadar kimseye yakışmamıştır. 
Her telefon açtığımda telefonuma “Erkancığım” diye başlayan sözleri halen kulağımda çınlıyor. Telefonu kapatırken de “İstanbul’a gelince mutlaka uğra” diye söylediklerini kendime emir telakki eder ve yanına giderdim.
***
Biricik oğlu Yavuz’un ölümü Mesut Bey’i çok etkiledi. Ama o hep dik durmayı bildi. Gözünden yaş aktığını hiç görmedim. Hep gözyaşını içine akıttı. 
Yavuz’un ölüm günü Mesut Bey’in acısını paylaşmak için erkenden konuta gitmiştik. Mesut Bey daha uçaktan inmemişti. Konuta girerken kapının önünde kadim dostu Abdullah Hüsrev Bey ile birlikte beklemekteydik. Sayın Başbakanımı görünce gözlerim dolgun ve yüreğim parçalı onu karşıladım. Konutun önünde tıpkı 30 yıl önce sırtıma vurduğu gibi vurdu ve “Nasılsın Erkancığım, Ankaradan mı geldin” dedi ve yine o ciddi tebessümünü yüzünden eksik etmedi. Söyleyecek sözüm yoktu, kaskatı kesilmiştim.
Taziyeleri kabul ettiğinde de konuttaydım. Sayın Başbakanımızın dostlarına bir konuşması oldu. Böyle acı bir günde bu kadar metanetle konuşmak büyük bir vakurluğun simgesinden başka bir şey değildi: 
“Bazen unutsak da aslında hepimiz her gün bir imtihandan geçiyoruz. Bu imtihanlardan biri de bizim ailemize nasip oldu. Ama siz dostlarımızın desteğiyle bu imtihanlardan da inşallah başarıyla çıkacağız. Yani oğlumuzu bize veren Allah’a onu bizden aldığı için isyan etmeyeceğiz, ona biat etmeye ve şükretmeye devam edeceğiz. Eşim Berna Hanım adına, ve artık tek kalan oğlum adına da hepinize çok teşekkür ediyorum. Şeref verdiniz. Sağ olun, var olun.”
***
Hastalığının ilk çıktığı zamanlar sürekli görüştük. İstanbul’a her gittiğimde yanına uğradım. Bir keresinde otuz yıl Anavatan Partisi’nin Meclis Grup Müdürlüğü’nü yapmış olan Hüseyin Ünlü abimle gittim. Hüseyin abi Mesut Bey’e “Nasılsınız efendim, evlat acınızı biraz olsun unutabildiniz mi?” dedi. İlk kez Mesut Bey’in gözlerinin dolduğunu gördüm, “Bu unutulacak bir şey değil, Hüseyin Bey” dedi. Oda bir anda buz kesti… 
***
Geçen yıl Ekim ayında İstanbul’a gitmiştim. Sayın Başbakanımıza yine uğradım. Akciğerle ilgili problemlerinin bittiğini ve çok iyi olduğunu söyledi. Akciğerdeki tümörün erken teşhis edildiğinden bahsetti. Bu hastalığın son zamanlarda sigara ve puroyu fazla içmesinden kaynaklanmış olabileceği yönünde doktorların aktardığı bilgileri verdi. 
Yine, “Sen ne yapıyorsun, bir sıkıntın var mı, çocuklar nasıl, eşin nasıl?” diye bir baba edasında sahiplenme güdüsüyle sorular sordu. Her zamanki gibi çok iyi olduğumuzu ve teşekkürlerimle birlikte saygılarımı ilettim. En son görüşüm bu oldu.
Ama sürekli telefonla görüşmeye devam ettik. Kitaplarım çıktığında arayıp tebrik etti. “Yanınıza gelip takdim edeceğim, Sayın Başbakanım” dedim. Hastalık sürecinin başlaması ve corona virüs’ün çıkması sebebiyle kitaplarımı takdim edemedim. Dünürü İbrahim Öztürk Bey Ankara’ya geldiğinde kitaplarımı ona takdim ettim ve İstanbul’a gelir gelmez beyefendiye de kitaplarımı takdim edeceğim dedim. Ama olmadı…
***
Sayın Başbakanımızın son iki aydır sağlığının iyi olmadığını biliyordum. Ama sağlığının iyi olmadığını kimseye söylemeye dilim varmıyordu. Son zamanlarda beklenen acı haberi öğrenince de, kimseye ona bir şey olduğunu söylemek istemedim. Arabaya binip hemen İstanbul’a gittim. Sürekli gittiğim konutta büyük bir acı vardı. Oğlu Hasan ile kardeşi Turgut Bey taziyeleri kabul ediyordu. Her zamanki gibi birçok seveni oradaydı. 
***
Mesut Bey’in naaşı Marmara İlahiyat Camisi’nden kalkacaktı. Üç yıl önce Yavuz’un naaşı da buradan kalkmıştı. Yavuz’un naaşını on binler uğurlamıştı. Corona virüs nedeniyle çok sıkı önlemler alınmasına karşın çok büyük bir kalabalık Sayın Başbakanımız Mesut Bey’e son vazifesini yapmaya gelmişti. 
Namazı kıldıktan sonra Yavuz’un mezarının olduğu Kanlıca Mezarlığı’na çok büyük bir kalabalıkla geçtik. Yavuz’un defnedildiği yerde beş kişilik mezar yeri ayrılmıştı. Sayın Başbakanımız Mesut Bey’i defnettik ama mezarlıktan insanlar ayrılamadı. Ben de yaklaşık bir saat daha bekledim, dua ettim, anılarımız gözümün önünden geçti. Gözlerim doldu, ağladım. “Sayın Başbakanım, ben sizin gibi acımı içime gömemedim” dedim.   
***
Sonuç olarak, Sayın Başbakanımız Mesut Bey’i nasıl bilirdiniz diye sorarsanız “iyi bilirdik” hem de “çok iyi bilirdik.” 
Vefalı bir insandı. Ama etrafında iyilik yaptığı birçok kişiden vefasız davrananlar da çok oldu. Bunları da içine attı, bu kişilerle ilgili bile kötü bir söz söylemedi. Ne diyeyim; herkes kendine yakışanı yapar.
Büyük bir devlet adamını yitirdik. Yeri kolay kolay doldurulamayacak bir devlet adamı. Bunu bilenler bilir, bilmeyenlere de Allah akıl fikir versin.
Sayın Başbakanım, sizlere gani gani rahmetler diliyorum. Mekânınız cennet olsun. Varsa hakkımız helal olsun.
Sayın Berna Yılmaz hanımefendiye, oğlu Hasan Yılmaz Bey’e, kardeşi Turgut Bey’e ve tüm akraba, hemşeri ve sevenlerine baş sağlığı diliyorum. 
Bu vesileyle de Büyük Türk Milleti’nin de başı sağ olsun. 

mm.jpg

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
7 Yorum